·
Aktüalitenin
öne çıkan dört konusu hakkında söyleşiyoruz. Dördü de cingıl dıngıl meseleler. Ama
iktidar perspektifiyle bakarsan biraz
anlarsın konunun özünü.
Ragıp DURAN
Hocam merhaba...
Merhaba.
Siz de uygun görürseniz
bugün ‘’flash interview’’ türünde bir diyalog yapalım.
Maç sonrası ayaküstü ve
kısa söyleşi demek istedin değil mi?
Evet.
İyi de maç yapmadık
ki...
Hocam Türkiye’de her an
maç yapıyoruz aslında.
Peki haklısın. Buyur...
Gündemdeki bir kaç konu
hakkındaki kısa değerlendirmelerinizi almak istiyorum.
Birinci konu?
Erdoğan NATO Zirvesine
gelen konuklarına birer tabanca hediye etmiş. Nedir bu hediyenin altında yatan?
Cumhurbaşkanının
danışmanları pardon ama hem cahil hem hıyar, hem görmemiş hem de kaba saba bir
iş yapmışlar. Bir Mafya babası meslekdaşlarına tabanca hediye eder,
Cumhurbaşkanı değil. Zaten okumuşsundur herhalde Belçika heyeti hediye paketini dönüş yolculuğunda açmış, içinden
bir tabanca çıkınca, üstelik kurşunları da var, telaşa kapılmışlar. Uçak
Brüksel havaalanına iner inmez hediye paketini polise teslim etmiş. Resmi heyet
de olsan demokratik, ciddi ülkelere böyle silah sokamazsın. Tabanca
kabadayılığın, saldırganlığın simgesi. Dostluğun işbirliğinin değil. Bu hediye
NATO üyesi ülkelere Türkiye’nin ruh halini teşhir ediyor. Oysa ki küçük bir
mücevher, bir minyatür, minik bir heykel... hediye edebilirlerdi.
Terörsüz Türkiye sürecinin mevcut aşaması hakkında ne
düşünüyorunuz?
Hediye tabancadan sonra
kasıtlı olarak mı sordun bu Terörsüz Türkiye sorusunu?
Yoo, öylesine
sıralamıştım soruları.
Belki farkında değilsin
ama buna ‘’Slip Psychologique’’ denir. Ya da ‘’Freudien Lapsus’’.
Bilmeden yaptım hocam.
Peki... Terörsüz Türkiye
süreci, neredeyse tamamen zıt fikriyata sahip ve aynı dili konuşmayan iki
muhattabın diyaloguna benziyor. Gerçi ikisi de devletçi ama biri barış ve demokrasi
diyor, öteki Terörsüz Türkiye. Biri Umut Hakkı diyor, öteki tüm silahlı
güçlerin koşulsuz teslim olmasını talep ediyor. Tek ortak noktaları, iki taraf
da Kürtlükten, Kürdistanîlikten kesinlikle söz etmiyor. Üstelik iki taraf eşit
değil. Bir taraf kocaman devlet öteki taraf devletin bir ada cezaevinde esir. Şimdi
‘’kök yasa’’ çıkacakmış da süreç yeni
bir aşamaya evrilecekmiş. İktidarın CHP’ye yönelik operasyonları süreci aksatıyormuş...filan falan. Rejim,
Öcalan-PKK-DEM’i çok iyi tahlil etmiş ve çözmüş durumda. Öcalan-PKK-DEM cenahı ise ya devlet nedir, nasıl çalışır,
nasıl hedefine ulaşırı bilmiyor ya da bilse de işine gelmediği için paralel
evrende yaşarcasına rejimden olmayacak şeyler bekliyor. Son umudumuzu da
tüketen Demirtaş bile kalktı Erdoğan’dan butlancılara engel olmasını istedi. Erdoğan
herhalde kıs kıs gülmüştür bu açıklamaya.
Washington hafta sonu
İran’a yeniden saldırdı. Halbuki ikili görüşmeler iyi gidiyordu sanki...
Trump bütün zengin aile
çocukları gibi şımarık, tutarsız ve saldırgan bir şahsiyet. İran, Orta Doğu ve
petrol onun Aşil Topuğu. Çevresinde onlarca uzman, danışman olduğu halde,
kimseye sormadan etmeden, bir önceki gece mesela iyi uyumamışsa ya da başka bir
şeye kızmışsa, sabah kalkıp Pentagon’a ‘’İran’ı vurun!’’ talimatı verebiliyor.
İç politika ile dış politikayı, dışarıda sorunlu alanlar arasındaki
koordinasyonu akılcı bir şekilde, kendi emperyalist çıkarlarına göre bile doğru
dürüst yönetebilecek biri değil. Her an her şey yapabilir. Birine benziyor
değil mi?
Son sorum, 15 Temmuz
Darbe Girişiminin 10. yıldönümünün önem ve anlamı nedir sizce?
Bugün bir gazetede
gördüm. İçişleri Bakanlığı 81 vilayetteki operasyonlarda 968 FETÖ süphelisini
gözaltına almış. 10 yıldır yakala yakala bitmiyor bu FETÖ’cüler. Pardon FETÖ
dememek lazım.
Neden?
İki nedenle. Birincisi,
FETÖ ‘’Fettulahçı Terör Örgütü’’ demek. Oysa ki bu sanık ya da ‘’suçlu’’
kişiler arasında terörist eylem yapan hiç yok. Fetullahçılar terörist ise vakti
zamanında onları destekleyen, onlara yataklık eden başta Erdoğan olmak üzere
bütün AKPlileri de suçlamak gerek.
İkincisi, ‘’FETÖ’’ devlet yani iktidarın kullandığı bir sıfat, resmi
söylem. Ben Cemaat demeyi doğru bulurum. Onlara yönelik en küçük bir sempatim
yok. Çünkü 2016’ya kadar AKP’den neredeyse hiç bir farkları yoktu. Sonra
‘’hakim sınıf klikleri arasındaki iktidar kavgası’’ nedeniyle birbirlerine
girdiler. Ama olan, çocuğunu Fetullahçı okula veren ya da parasını Fetullahçı
bankaya yatıran sıradan, masum yurttaşlara oldu. Rejim açısından FETÖ her zaman
gerekli olan iç düşman kategorisinin lideri haline geldi. İktidar eskiden
kendini korumak için muhaliflere dönem dönem komünist, Rusçu, terörist, şeriatçı,
Atatürk düşmanı gibi etiketler takardı. Son on yılın moda suçlaması da FETÖcü. Üstelik
bu etiketi yapıştıranlar dünün süzme FETÖcüleri.
Hocam teşekkürler, iyi
günler.
Sana da. Haftaya
görüşmek üzere. (SON/RD)
Yorumlar