Ana içeriğe atla

Kürt Siyaseti Rojava ve Bakur’da neden yenildi?


·   Hiç bir yenilgi sadece ve münhasıran dış faktörlerle açıklanamaz. ‘’Süreç’’ Türkiye’de bugün çıkmazda, Rojava saldırı altında. Kürt siyaseti  Türkiye’de ve Suriye’de neleri yap(a)madı?

Ragıp Duran

Des soldats de l’armée syrienne sur la route reliant Alep à Deir Hafer (Syrie), le 17 janvier 2026.

 










Kamuoyunda özellikle sosyal medyada yoğun, keskin, çok katılımlı, ne yazık ki biraz kaotik ve çoğu zaman ağır hakaretler içeren şiddetli ‘’tartışmalar’’ sürüyor. Kürtlerin önemli bir kesiminde, özellikle gençlerde büyük bir infial var. Öcalan’ın Ankara rejimi ile uzlaşması, DEM yönetiminin somut siyasi gerçeklerden kopuk açıklama ve tutumları ile SDG’nin Kuzey Suriye’de egemenliği altındaki toprakların üçte birinden fazlasını kısa süre içinde Ahmet El Şaraa rejimine kaptırması Kürt dünyasında hayal kırıklığı ve öfke yarattı.  Konu Türkiye’de ‘’Barış’’. ‘’Toplumsal Demokrasi’’   ile başlamışken bugün vardığı aşamada ‘’saç örme’’ ve Bahçeli’ye ‘’Kilim hediye etmeye’’ vardı. Suriye’de ise ‘’Demokratik Konfederalizm’’, ‘’Özyönetim’’, ‘’ekoloji’’, ‘’jineoloji’’ ile başlayan süreç, bugün Ankara ve Şaraa destekli İslamcı çetelerin Rojava’daki halkı ölüm ve açlıkla karşı karşıya bıraktı.

Kürt siyasetinin, sözkonusu tüm olumsuzlukları hatta felaketin nedenini,  kendi hata ve eksikliklerini, yanlışlarını görmezden gelerek, sadece ve tek başına ABD, Ankara, Şam yönetimleri ya da İslamcı çetelere bağlaması yanlış siyasetlerin devamını getiriyor.

Bu yazıda, PKK’nin 1978, PYD’nin Suriye’de iç savaş başladığından bu yana, Kürt hakları için gerçekleştirmiş olduğu olumlu  adımları ele almıyoruz. Aslında ikisi de özellikle ilk başlarda önemli başarılar kaydetti.

Rojava ile Bakur, çok sayıda benzerliğe rağmen yine de iki ayrı birim/konum olarak ele alınırsa hatalar daha iyi görülebilir. Bu iki bölgede, yani PKK ve PYD’nin başını çektiği siyasi hareketler açısından bakıldığında karşılıklı etkileşimleri de saptamak mümkün.

Abdullah Öcalan: DEM Parti potansiyelini ortaya çıkarmalı « İlke TV










Önem sırası gözetmeden önce Bakur sonra Rojava’nın yenilgi nedenlerini kalem kalem sıralamaya çalışacağım.

·       Kürt Meselesinin çözümü amacıyla Kürt siyasi hareketi ile Ankara’nın diyaloga başlamasının henüz başlangıcında, DEM yönetiminin  ‘’İrademiz İmralı’dır’’ demesi ve Öcalan’ı başmüzakereci olarak tanıyıp kabul etmesi büyük bir hataydı. Devletin elinde 26 yıldır esir olan üstelik yaklaşık 46 yıldır Türkiye’de yaşamamış bir kişi, tecritte de olduğu için somut politik gerçeklerden bihaberdi. O sadece kendisiyle görüşmeye gelen ve gizli tutulan ikili çalışmalar sonucunda bir dizi öneri ve fikirler geliştirebilirdi. Bu önerilerin tutarsız, temelsiz, hayal ürünü, folklorik fikirlerin bulamacı olduğu ortaya çıktı. Ancak özü teslimiyet ve Türkleşme idi. Ama DEM yönetimi,  Önderliğin çizgi ve tutumunu anlamadan, değerlendirmeden, eleştirmeden benimsedi.

·       Öcalan ve DEM yönetimi, Oslo Süreci ve 1. Barış Sürecini  izlemiş hatta yaşamış siyasi kadrolar. Her iki girişim de başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ne var ki Öcalan ve DEM cephesi bu iki mağlubiyetten en küçük bir ders çıkarmadan büyük bir heves ve umutla Bahçeli projesine hemen sımsıkı sarıldı. Kürt siyaseti büyük umutlar oluşturarak ‘’Süreç’’ bloke olduğunda büyük hayal kırıklığı yaratmış oldu. Öcalan’ın da DEM’in de İttihat Terakki ve Kemalizm ile T.C’nin kodlarını, DNA’sını hiç bir şekilde doğru okuyamadıkları ortaya çıktı.

·       Zamanında 6 milyona kadar yurttaşın oy verdiği legal Kürt siyasi partisi, bu genç ve bilinçli kitleyi süreç boyunca ciddiye, kaale almadı, Öcalan ve TC ile yürütülen gizli görüşmelerin şeffaflaşması için herhangi bir hamle yapmadı. Öcalan ve DEM, T.C ile müzakere masasına oturduğunda, en basit en doğal taleplerini bile gündeme getirmekten kaçındı. Demirtaş, Yüksekdağ’ın yanısıra Atalay, Kavala gibi siyasi mahkumların, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına rağmen hala içeride tutulmasını karşı tarafa koz olarak iletmedi. Kayyımlar tarafından elkonulan Belediye’lerine seçilmiş başkanların göreve iade edilmesini talep etmedi. Türkiye’deki demokrasi  yokluğundan bihaber gibi davrandı.

·       Öcalan ve DEM, Kürt Meselesini ‘’Önderliğin’’ özgürlüğü ile sınırlı tuttu. Belki de 150 yıllık devasa siyasi, ekonomik, kültürel, demografik, etnik...vs... sorunu bir tek kişinin cezaevinden çıkarılması ya da koşullarının iyileştirilmesi olarak ele aldı.

·       Öcalan ve DEM, sorunun çözümünde hiç olmazsa iyiye doğru evrilmesinde tayin edici rolü bulunan ana muhalefet partisi CHP ve diğer sol ve muhalif parti ve grupları yanına çekebilmek için en küçük gayreti göstermedi.  

Gelelim Rojava’nın durumuna:

Mazlum Abdi, Tom Barrack

·       











BBaşta Mazlum Abdi, İlham Ahmed ve Salih Müslim olmak üzere SDG ya da PYD’nin üst düzey yöneticileri, Öcalan Şam’da iken onun gerçek anlamda öğrencileriydi. Öcalan’ın düzenli programlarında yetiştiler. Kandil de bu yöneticilerin kendilerine bağlı ve bağımlı olduğu iddiasıyla onları da uzaktan yönetmeye çalıştı. SDG yönetimi siyasi ve ideolojik olarak Öcalan’ın tezlerinden büyük ölçüde ilham almış olmasına rağmen, Suriye ve Rojava’nın özel ve özgün konumu nedeniyle kimi zaman Kandil’le çelişkiye düştü. Örneğin Afrin konusunda  Kamışlı ve Kandil zıt tez ve tutumlar savundu. SDG yönetimi de PYD yönetimi de esas olarak ‘’Öcalan paradigması’’ tabir edilen dar, hayalci, perspektifi olmayan çizgiden uzaklaşamadı. Üstelik denetimi altındaki topraklarda yaşayan halkların tüm taleplerine yanıt verecek özel politikalar geliştiremedi.

·       SDG ‘’uluslararası partnerlerimiz’’ olarak adlandırdığı Rusya, ABD, Batı Avrupa ve S.Arabistan’la ilişkilerinde kendi ulusal çıkarlarını çoğu zaman ön plana koyamadığı gibi bu güçlerle ilişkilerinde her zaman tutarlı olamadı. PYD, Moskova’da Temsilcilik açma iznini aldıktan bir süre sonra T.C, Moskova’nın da onayı ile Afrin’i işgal etti. SDG’nin ABD ile ilişkileri de sorunluydu. Bu birliktelik iki eşit tarafın bir araya gelmesiyle oluşmadı. Ayrıca geçici ve tematik (IŞİD’e karşı) idi. SDG yönetiminin anti-emperyalizm müktesebatı ve kültürünün zayıf ve sorunlu olduğu bugün apaçık ortaya çıktı. ABD emperyalizminin 70’lerden bu yana izlediği siyaset konusunda, SDG’nin ne bilgisi vardı, ne de tecrübesi.

·       SDG bugün  Arap aşiretlerinin önemli bir kısmını da kaybettiğine göre, Abdi’nin ittifaklar konusunda da hazırlıksız, temkinsiz ve gevşek olduğu anlaşıldı.

ABD, Ankara ve El Şaraa’nın niyeti çok önceden belli idi. Bu üçlü Rojava yönetiminin yukarıda sayılan eksiklik, hata ve boşluklarından yararlanarak SDG’yi bugün büyük ölçüde devre dışı bıraktı.

Rojava, baştan itibaren Öcalan’ın değil gerçek anlamda demokratik ve bağımsız bir çizgi izleyebilseydi, ABD, Ankara ve El Şaraa yönetiminin işgal ve saldırı harekatına  bugüne oranla çok daha sıkı ve güçlü bir şekilde karşı koyabilirdi.

President Recep Tayyip Erdogan (R) and Syrian President Ahmad al-Sharaa (L) shake hands as they hold a joint press conference after their meeting at Presidential Complex in Ankara, Türkiye Feb. 4, 2025. (AA Photo)

 











Sonuç olarak Selahattin Demirtaş’ın bir cümlesini  bugün  hatırlamakta yarar var. Türkiye’de Kürtlere yönelik  bir saldırı sonrasında o zamanın Parti Eşbaşkanı Demirtaş. ‘’Bütün bu başımıza gelenler devlet yüzünden değil bizim devletsizliğimiz yüzünden’’ demişti.

Uluslararası partnerler olsun, Ankara ile ilişkide olan büyük devletler olsun, konu, bir devletle devlet dışı bir aktör arasında seçim yapmaya geldiğinde, her seferinde neredeyse otomatik olarak bir devleti seçti.

Bu alıntıdan yola çıkarak Bakur ve Rojava’daki Kürtlerin bugün tek kurtuluş yolunun bağımsız bir devlet kurmak olduğu sonucu çıkarılmasın. Her iki kesimin yönetimleri böyle bir projenin bugün gerçekçi olmadığını çok iyi biliyor. Ama Bakur’da TC’ye yaklaşmanın, Rojava’da Ankara ve El Şaraa ile hala masa başında anlaşmaya/uzlaşmaya çalışmanın sorunu olumlu istikamete yönlendirmeyeceği kesin. Dolayısıyla her parça kendine has özellikleri hesaba katarak, doğru ittifaklar kurarak, milli ya da etnik temelde değil kamu çıkarı, özgürlük ve demokrasiyi temel hedef alan politika ve uygulamalar gerçekleştirebilirdi.

Öcalan, DEM, SDG, PYD iktidar ve devlet konusunda  Eflatun’dan Marx’a, Foucault’dan Bourdieu’ye kadar literatürü ve dünyadaki somut örnekleri inceleyip işin özünü kavramak ve içselleştirmek yerine kitleden kopuk, Tek Adam rejimiyle yönetilip fanteziler peşinde koşunca ortaya bugünkü manzara çıktı. Maalesef. (SON/RD)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Apo 1999/Öcalan 2025

* Soleimani ve Şocai, Öcalan’ın ‘’Demokratik Konfederalizm’’ ve ‘’Türkiyelileşme’’ tezlerini, PKK liderinin 1999 öncesi ve sonrası açıklama, demeç ve kitaplarına dayanarak eleştiriyor. Sonuçta sahneye çok farklı bir Öcalan portresi çıkıyor. Ragıp Duran İran Kürdistan’ı yani Rojhilatlı iki akademisyen Kamal Soleimani ve Behruz Şocai ’nin ‘’Kürtlerin Devletsizlik Paradoksu - Öcalan’ın Konfederalizm ve Türkiyelileşme Stratejileri’’ başlıklı 247 sayfalık ve 2025 tarihli kitabı Palgrave Macmillan(Springer) tarafından yayınlandı. Kitabın Türkçe çevirisi de DOZ yayınlarınca Temmuz 2025’de Türkiyeli okura sunuldu. Bu akademik çalışmanın özü, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Misak-ı Milli, Ulus-Devlet, Türk-Kürt ilişkileri, KCK, sosyo-politik bir araç olan Kürtçe konularında İmralı öncesi ve İmralı sonrası yayınladığı kitap, demeç ve açıklamalarının kıyaslanması. İki akademisyen, Öcalan’ın bu temel konularda son 26 yılda büyük değişimler gerçekleştirdiğini ayrıntılı alıntılarla kanı...

SÜREÇ MUAMMASINDA REJİM NELER KAZANDI? KÜRT TARAFI NELER KAYBETTİ?

Ragıp Duran ·       Bilanço zamanı yaklaşıyor. Projede şeffalık pek yok. Buna rağmen açık kaynaklardaki haber, bilgi, yorum ve duyumları değerlendirerek geçici de olsa bir döküm yapmak mümkün. ‘’Terörsüz Türkiye’’ ya   da ‘’Barış ve Toplumsal Demokrasi’’ adı verilen projenin bugün vardığı aşama itibarıyla bir muhasebesini çıkarmaya çalışalım. Kim ne kazandı? Kim ne kaybetti? sorularına yanıtlar arayalım. Önce rejim yani Erdoğan-Bahçeli iktidarının kazançları: -        *   MHP lideri Bahçeli’nin Meclis’te DEM’li milletvekillerinin ellerini sıkmasıyla başladığı öne sürülen   ve daha sonra özellikle Bahçeli’nin demeçleriyle uygulanan proje, Kürt cenahında büyük umutlar yarattı. Bu kesim, Öcalan’ın açıklamalarıyla birlikte Kürt muhalefetinin önemli bir kesimini rejimin yanına çekti. -         *  Proje, DEM ile ana muhalefet partisi CHP’nin arasının açılmasını hızlandırırken, geniş Kemalist ve...

Kanlı hayalet aslında 104 yıldır tepemizde

* Talat Paşa’nın şahsından çok temsil ettiği ideoloji ve paradigma T.C açısından bugün hala hayati bir öneme sahip. Talat Paşa sadece İttihat Terakki ve 1915 ile organik olarak bağlantılı değil. O bugünkü T.C nebulasının belleği, kalbi ve beyni. Ragıp Duran Güncellikte sürekli olarak çıkmaza girince, ne geçmişi anlayabilir insan ne de geleceği tasarlayabilir. Osmanlı’dan T.C’ye geçiş çok sorunlu, çok zor ve çok kanlı. 102 yıl bir toplum için çok uzun bir süre değil. Ama yeni kurulan Kemalist rejim inatla ve ısrarla, bir asır boyunca iktidarın siyasi/ideolojik/kültürel/pedagojik aygıtlarını kullanarak geçmişi bağımsız, özgür ve nesnel bir şekilde değerlendirmedi. Kendi çıkarlarına uygun devletçi, milliyetçi hatta ırkçı bir ‘’hikaye’’ üretip yaygınlaştırdı. Geçiş sürecinin (1908-1923 ve sonrası) tüm olumsuzluklarını ya gizledi ya da tahrif etti. Ermeni Soykırımı, Kürt Sorunu ve Pontos Rum Konusu bu olumsuzlukların en bariz olanları. Kemalist ideoloji, iktidarının meşruiyetini sağlama...