Ana içeriğe atla

Maliyeci Cavid Bey aracılığıyla HORTLATILAN İTTİHATÇILIK


·      İttihatçılık, Osmanlı İmparatorluğu çökerken peydah olmuştu. Bugün yine spot ışıklarının altına getiriliyorsa T.C’de mi çöküyor?

Ragıp Duran

Kendi geçmişiyle yüzleşemediği için bugünkü temel siyasi-ekonomik-toplumsal-kültürel sorunların derin neden ve gerekçelerini bilmeyen/anlayamayan bir toplum ve elitler, geçmişi gizlemeye, tahrif etmeye devam ediyor.

İttihatçıların Ünlü Maliye Nazırı

Nazmi Eroğlu’nun ‘’İttihatçıların Ünlü Maliye Nazırı Cavid Bey’’ başlıklı kitabını yeni bitirdim. Etraflı, ayrıntılı bir inceleme. Ama İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni (İTC) yani İttihatçılığı övme ve bugün diriltme kampanyasına destek sayılabilecek bir çalışma.

Kişiler ya da toplum bugünden ve gelecekten umudunu kestiğinde geçmişe sığınıyor ve orada rahat ve huzurlu olabilmek için hakiki geçmişe değil kendi kurdukları hayali geçmişe sarılıyor.

Cengiz Aktar bir You Tube programında ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin çürük temeller üzerine inşa edildiğini’’ söyledi. Sevan Nişanyan’ın kitabının başlığı ‘’Yanlış Cumhuriyet’’. Erdoğan Aydın’ın son çalışmasının başlığı ‘’Yanlış İliklenen Düğme’’. Bu sonuncusu  bence hafif bir betimeleme. Aydın her ne kadar kitabın içeriğinde etraflı bir Kemalizm eleştirisi yapsa da bu başlık sanki adam, ceket, yelek, gömlek her şey iyiymiş de bir tek düğme hatalı bağlanmış anlamına gelebileceği için eksik.

Çıkmaza girenler geçmişten kurtarıcı arıyor. Kemalistler Anıtkabir’e secde ediyor. Doğu Perinçek, Talat Paşa Komitesi kurdu. Bugün Almanya’da Göring Komitesi kurabilir misiniz?

Geçen yıl Ankara’da düzenlenen bir protesto mitinginde bir grup genç ‘’Enver, Cemal, Talat/ İttihat İttihat’’ diye slogan attı.

Akademide medyada hatta günlük konuşmalarda bir İttihatçılık almış başını gidiyor. Sanki yıl 1908!

Althusser akademiyle medyayı boş yere ‘’Devletin ideolojik aygıtı’’ olarak belirlememiş.

‘’Türk Milliyetçiliğinde Ayırt Edici Bir Eğilim Olarak İttihatçılığın Yeniden Terakkisi’’ başlıklı sözümona akademik bir çalışmada bugünkü gençlerin  İttihatçılık anlayış ve algısı değerlendiriliyor. Bir anket yapmışlar, 13 soru sormuşlar. Ne 1915 var ne de 1. Dünya Savaşına katılım! Yumurtasız omlet. Hatta biberi de yok. İttihatçılıkla bugünkü milliyetçilik arasındaki bağları araştırıyorlarmış. ‘’Geçmişi Susturmak’’ın yazarı bilseydi somut örnek olarak alırdı bu çalışmayı kitabına.

İttihatçılık, resmi çevrelerde, istibdata direnmek, yurtseverlik, fedakârlık olarak tanımlanıyor. Oysa ki özellikle 1913’den itibaren İttihatçılık, ''Tek Parti, Tek Millet, Tek Dil'' sloganının somut ifadesi haline geldi. Osmanlı devletinin dağılmasını önlemek adına İTC diktatoryası hem savaşa girdi hem de gayrimüslim ve gayritürk nufusu şiddet yoluyla tasfiyeye girişti.

Talat Paşa & İttihatçılığın Beyni ve Soykırımın Mimarı

Hans-Lukas Kieser, bence şaheseri Talat Paşa’da soykırımcı İttihatçıyı bir güzel ayıkladığı için şimdi yeni ‘’kahramanlar’’ bulmak lazım.

Eroğlu’nun kitabı da bu bağlamda anlamlı. Çünkü İTC içinde entelektüel bir şahsiyet ayrıca çok velut bir yazar olduğu, özellikle de 1908-1926 yıllarını kapsayan günlükleri yayınlanmış olduğu için İTC’nin rol model bir figürü olarak Cavid Bey parlatılmaya müsait bir kişi.

Elimde Eroğlu’nun kitabının Ötüken Neşriyat tarafından yayınlanan ikinci baskısı var. Bu yayınevinin adı bile bana temkinli olmayı salık veriyor. Yazar, Cavid Bey’le ilgili çok zengin malzeme toplamış, ama kitabını tasarlarken Cavid Bey’i hep olumlamaya yönelik bir bakış açısına sahip. 421 sayfalık kitapta, hiç gerek yokken Eroğlu kendi fikirlerini de sayfa ve satır aralarına sıkıştırıvermiş.  Cavid Bey’in Talat Paşa ile olan yakınlığından yüzeysel bir şekilde söz ediyor ama ‘’Soykırımın Mimarı’’ ile Ermeni Meselesindeki tutumuna hiç  değinmiyor. Gerçi Kieser’in kitabında da (Kıyaslanamaz ama)  Cavid Bey’e sık göndermeler var. Belki de Eroğlu’nun görmezden geldiği 1915’e itiraz ettiği günlük notlarını Kieser okumuş olabilir.

Eroğlu’nun Cavid Bey’i aslında bugünün klasik neo-liberal bir aydını. Kendi zamanında da iktisat ve maliye konusunda yüzlerce makale yazdığı için biliyoruz: Öyle orijinal ve hakikaten liberal bir şahsiyet değil Cavid Bey.  Zaten bizzat kendisi, kendisini ‘’liberal muhafazakâr’’ olarak tanımlıyor. Ne demekse?

Cavid Bey, yakın çalışma arkadaşları olan Talat Paşa, Enver Paşa ya da Cemal Paşa gibi popüler ve karizmatik bir İttihatçı değil. Ayrıca asker değil, bürokrat bir burjuva. Selanikli,  Sabetaist kökenli bir aydın. Ayrıca İTC’nin bir çok üst düzey yöneticisi gibi mason. Tüm bu nitelikler bugün İttihatçılığı hortlatmak isteyenler açısından yararlı/kullanışlı sıfatlar değil. Eroğlu kitabında fırsat bulduğu her yerde Cavid Bey’in ne kadar iyi bir Türk hatta Türk milliyetçisi olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. İttihatçı olup milliyetçi olmayan var mı ki?

Eroğlu’nun kitabından sonra Ayşe Köse Badur’un ‘’Sivil İttihatçı Maliye Nazırı Cavid Bey’’ başlıklı yeni bir kitabı çıkmış. Talihsiz bir başlık! Üye kaydederken silah üzerine yemin edilen, Osmanlı’yı savaşa sokan, Ermeni Soykırımını gerçekleştiren bir örgütün en önemli yöneticisine ‘’Sivil’’ ünvanını vermek cehalet  değilse tahrifatlı  güzelleme olarak anlaşılır. Her iki kitap da Cavid Bey’in binlerce sayfa tutan günlüklerini esas alıyor. Badur’un kitabını okuyup okumayacağımdan emin değilim.

Çürük, Yanlış, Düğmesi Yanlış İliklenen Cumhuriyet’in kuruluş dönemine eleştirel bakmak yerine, bugün İTC kurmaylarını yalan yanlış yere övmek, yüceltmek yüzleşmeyi ertelemenin dışında ne işe yarıyor? (SON/RD)

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalkan-Çakır Söyleşisi Üzerine

  ·      Bugün Türkiye’de gerçek anlamda bağımsız, özgür gazetecilik yapılabiliyor mu?   Söyleşinin, haber, yorum, incelemeden ne gibi farkları olmalı? Kalkan-Çakır söyleşisini değerlendirmeye çalıştım. Ragıp Duran Ruşen Çakır’ın Medyascope’da yayınlanan Duran Kalkan söyleşisini yeni izleyebildim. Çakır, söyleşinin yarattığı tartışmalar hakkında da bilahare kısa bir video çekti ve bazı eleştiriler konusundaki görüşlerini yayınladı. Konunun kalbine inmeden başlangıçta iki noktaya dikkat çekmek istiyorum: ·        Türkiye’de halihazırda, yani tüm medya organlarının neredeyse yüzde 90’ı iktidarın denetiminde iken, halen 13 gazeteci hapiste, onlarcası da kovuşturma altında iken, çok sayıda gazeteci de sürgüne çıkmak zorunda kalmışken,  rejimden farklı düşünenler bir X mesajı nedeniyle sorgulanıp gözaltına alınıyorsa, Türkiye’de gazetecilikten söz edilemez. Çakır’ın söyleşisi iyi gazetecilik mi kötü gazetecilik m...

Ben sizin sürünüzden ayrılan koyun değilim!

Yayınlanan bir yazım ile 8 kelimelik bir cümlem  sosyal medyada acaip bir şekilde yaygınlaştı ve farklı tepkilere yol açtı. Her mesaja cevap verecek halim yok. Ama altı noktaya açıklık getirmek isterim. Ragıp Duran Son zamanlarda yayınlanan R.Çakır’ın D.Kalkan’la söyleşisine yönelik eleştirimle T.Tatari’nin A.Dicle yazısı hakkında X’de yazdığım 8 kelimelik bir cümle, sosyal medyada çok gürültü kopardı. Onbinlerce yurttaş bu iki yazıyı beğendiğini gösterirken çok sayıda sosyal medya kullanıcısı da linç derecesine varan küfür ve hakaretlerle karşılık verdi. Kimseye yanıt vermek, muarızlarımı ikna etmek durumunda değilim. Zaten ilke olarak, trollere ve küfür yazıcılarına yanıt vermemek gerekir. Ama özgürce ve efendice siyasi fikir ya da mesleki tartışma yapmak isteyenler için bir kaç konuya açıklık getirmek istiyorum. Ben politikacı değilim, gazeteciyim. Dolayısıyla benim oy toplamak, tık kazanmak diye bir amacım yok. Tanıklık ettiğim olayları, gördüğüm duyduğum, okuyup araştırdığ...

Kürt Siyaseti Rojava ve Bakur’da neden yenildi?

·    Hiç bir yenilgi sadece ve münhasıran dış faktörlerle açıklanamaz. ‘’Süreç’’ Türkiye’de bugün çıkmazda, Rojava saldırı altında. Kürt siyaseti   Türkiye’de ve Suriye’de neleri yap(a)madı? Ragıp Duran   Kamuoyunda özellikle sosyal medyada yoğun, keskin, çok katılımlı, ne yazık ki biraz kaotik ve çoğu zaman ağır hakaretler içeren şiddetli ‘’tartışmalar’’ sürüyor. Kürtlerin önemli bir kesiminde, özellikle gençlerde büyük bir infial var. Öcalan’ın Ankara rejimi ile uzlaşması, DEM yönetiminin somut siyasi gerçeklerden kopuk açıklama ve tutumları ile SDG’nin Kuzey Suriye’de egemenliği altındaki toprakların üçte birinden fazlasını kısa süre içinde Ahmet El Şaraa rejimine kaptırması Kürt dünyasında hayal kırıklığı ve öfke yarattı.   Konu Türkiye’de ‘’Barış’’. ‘’Toplumsal Demokrasi’’     ile başlamışken bugün vardığı aşamada ‘’saç örme’’ ve Bahçeli’ye ‘’Kilim hediye etmeye’’ vardı. Suriye’de ise ‘’Demokratik Konfederalizm’’, ‘’Özyönetim’’, ‘’ekoloji’...