· Bugün Türkiye’de gerçek anlamda bağımsız,
özgür gazetecilik yapılabiliyor mu? Söyleşinin, haber, yorum, incelemeden ne gibi
farkları olmalı? Kalkan-Çakır söyleşisini değerlendirmeye çalıştım.
Ragıp Duran
Ruşen Çakır’ın Medyascope’da yayınlanan Duran Kalkan söyleşisini
yeni izleyebildim. Çakır, söyleşinin yarattığı tartışmalar hakkında da bilahare
kısa bir video çekti
ve bazı eleştiriler konusundaki görüşlerini yayınladı.
Konunun kalbine inmeden başlangıçta iki noktaya dikkat
çekmek istiyorum:
· Türkiye’de
halihazırda, yani tüm medya organlarının neredeyse yüzde 90’ı iktidarın
denetiminde iken, halen 13 gazeteci hapiste, onlarcası da kovuşturma altında
iken, çok sayıda gazeteci de sürgüne çıkmak zorunda kalmışken, rejimden farklı düşünenler bir X mesajı nedeniyle sorgulanıp gözaltına
alınıyorsa, Türkiye’de gazetecilikten söz edilemez. Çakır’ın söyleşisi iyi
gazetecilik mi kötü gazetecilik mi tartışması bu bağlamda anlamsız. Rejimin
izni, onayı, göz kapaması olmadan medyada gerçek anlamda ciddi bir muhalefet,
sorgulama yapmak mümkün değil. Yaptığında önce Savcılık ardından Silivri
devreye giriyor. Bu arada Çakır’ın söyleşisinin gerek devlet gerekse PKK
açısından bir sorgulama, bir muhalefet diyalogu olmadığını, bunu Çakır da kabul
ediyor, belirtmek gerek.
· Yayınlanan
malzemeye ‘’Röportaj’’ (Röportage) deniyor. Yanlış. ‘’Söyleşi’’ (Interview)
demek lazım. Bu farkı şimdi burada açıklayıp zaman kaybetmeyelim. Ancak
söyleşinin tanım ve amacına baktığımızda, ‘’haber, yorum, inceleme gibi
araçlarla ulaşamayacağımız bilgilerin, o konuyu bilen bir insana/yetkiliye soru
sorarak sözkonusu bilgileri almak ve yayınlamak’’ olduğunu görüyoruz. Ve hemen
şu soruyu sormak gerekir: ‘’Çakır-Kalkan söyleşisinde şimdiye kadar
söylenmemiş, dolayısıyla yeni hangi bilgiler, hangi görüşler var? Bu söyleşiden
manşetlik bir haber çıkar mı? Bu söyleşi
ile PKK network’üne yakın medya
organlarında çıkan söyleşiler arasında ne fark var?
Bu iki noktadan sonra, Çakır’ın söyleşi boyunca sürdürdüğü bir yanlışı saptayalım. Çakır, 41
yıllık gazetecilik deneyimine sahip olduğunu söylüyor. İyi güzel. Ama söyleşi
yapan bir gazeteci (Interviewer) mikrofonu ve kamerayı olduğu gibi söyleşi
yaptığı kişinin (Interviewee) emrine sunmaz. Aldığı yanıtlarda bir bilgi
hatası, mantık atraksiyonu, yorum çarpıtması sezerse, keser hemen bir karşı
soru ile söyleşinin Kalkan tarafından değil Çakır tarafından yönetildiğini
gösterir.
Söyleşi evet münakaşa (Oriana Fallaci) zemini değildir. Ama muhatabın her söylediğini
kayda geçirip yayınlamak da değildir.
Gazeteci sıradan bir mikrofon ya da hoparlör tutucusu olamaz.
Gazeteci sorgular, deşer, çelişkileri sergiler hatta gerekirse yarayı kalemiyle
kanatır (Albert Londres). Karşı tarafın tutarsızlıklarını, yanlışlarını teşhir
eder. Ama ‘’Ruşen arkadaş’’ bunların hiç birini yapmıyor. Gayet hoş, uyumlu bir muhabbet yapmışlar.
Yıllar önce, Güneri Cıvaoğlu, ABD’nin Irak’a yönelik ilk saldırısının
başladığı gün yayınladığı haberde, manşette kendisini ‘’Bağdat’a giren ilk Türk
gazeteci’’ olarak sunmuştu. Okur da zaten en çok Bağdat’a önce hangi
gazetecinin girdiğini merak ediyordu. Ne var ki haberin içeriğinde Bağdat’ın o
günüyle ilgili hiç bir bilgi yoktu.
Çünkü Civaoğlu da zaten bombardımanın başlamasıyla Irak başkentini
terketmişti. Çakır da ‘’Bir PKK yetkilisiyle kendi medya organlarının dışında
ilk söyleşiyi yapan gazeteci’’ olarak övünüyor. So what?
Çakır-Kalkan diyalogunda dakika bir, gol bir. Kalkan daha
ilk cümlede ‘’Siz yanlış adrese
geldiniz. Önce İmralı’ya gitmeliydiniz’’ diyerek tüm söyleşiyi baştan ofsayda
düşürdü. Ayrıca ‘’Ben bağımsız bir siyasetçi değilim. Ben Öcalan’ın müridiyim,
o ne derse ben ancak onu tekrar edebilirim’’ demiş oldu.
Çakır, meselenin kökenine, beynine, yüreğine inen bir
dizi soruyu sormadığı gibi Kalkan’ın tartışmalı açıklamalarını hiç kesmedi. Bu
tutum 41 yıllık bir gazetecinin sıradan bir mesleki hatası olarak
değerlendirilemez. Çakır, Kalkan’la iyi geçinmek istiyor. Muhattabını zora sokmak istemiyor.
Çünkü zaten kendisi de süreç yanlısı.
Çakır,’’Duran Kalkan’la her şeyi konuştuk’’ diyor ama
onun sor(a)madığı tayin edici sorulardan
bir kaç örnek:
-
Devletin elinde esir bir kişi nasıl
başmüzakereci olarak belirlendi?
-
Cemil Bayık, bir açıklamasında ‘’Ateşkes
kararını Başkan Apo veremez, biz veririz’’ demişti. Bu açıklama neden
uygulanmadı?
-
Mustafa Karasu ‘’Devlet Serok Apo
aracılığıyla bize ahlaksız bir teklif iletti’’ demişti. Bu teklif bilahare nasıl sürecin temel motoru
oldu?
-
Sizin eskiden bağımsız Kürdistan, Kürtlerin Anayasal
hakları gibi temel tezleriniz vardı. Bugün sadece entegrasyon diyorsunuz. Neden
ve nasıl değişti bu ‘’paradigma’’?
-
Türkiye, Tek Adam rejiminden çok çekiyor.
Sizin örgütünüzde de Tek Adam yok mu? Sizin bu Öcalan bağımlılığınızın sebebi
nedir? (Saydım, Kalkan 70 dakikalık söyleşi boyunca tam 36 kez Öcalan demiş.
Yani 2 dakikada bir Öcalan!)
Bir kaç örnek de kesilmesi, doğru istikamete
yönlendirilmesi gereken Kalkan cevaplarından:
-
Bir dakika siz ’Apo’ya özgürlük’ mitingleri
düzenliyorsunuz ama Öcalan ‘İmralı Avrupa’dan daha iyi’ diyor ve adada kalmak
istediğini söylüyor.
-
‘’Başkan Apo toplumun çeşitli kesimlerine
hitap edebilirse onları ikna eder’’
görüşü doğru ise 1978 ya da 1984’den bu yana özgür olduğu dönemlerde özellikle
Türk kamuoyunu neden ikna edemedi?
-
Kalkan, CHP’nin içine düştüğü durumun
sorumlusunun CHP yönetimi olduğunu iddia ettiğinde Çakır sessizliğini muhafaza
ederek, rejimin CHP’ye yönelik saldırılarını Kalkan’la birlikte onaylamış oldu.
-
Kalkan, Demirtaş konusunda zigzaglı cümleler telaffuz
ettiğinde Çakır, ‘’Ama Demirtaş kamuoyu yoklamalarında Kürt siyasetçi olarak
Öcalan’dan çok daha fazla puan topluyor’’ diyebildi mi?
-
Kalkan, Rojava’daki yenilginin sorumluluğunu
Rojava yönetimine yüklerken, Çakır, bu yenilginin Ankara ve Öcalan’ın sayesinde
gerçekleştiğini belirtebildi mi? Rojava yönetiminin Öcalan’dan bağımsız hareket
edemediğini söyleyebildi mi?
- Kalkan 36 kez Öcalan’ın adını
anarken, belki 70 kez de demokrasi/demokratik sözcüğünü kullandı. Çakır,
demokrasiye bu kadar bağlı olduğunu söyleyen bir siyasetçiye, kendi örgütü içinde ne kadar demokratik
olduğunu sorabildi mi? Örgüt içi infazlar konusundaki iddiaları Kalkan’a
sorabildi mi?
-
Kalkan sık sık ‘’Türkiye’ye hizmet’’, ‘’Türk
toplumuna hizmet’’ ibarelerini kullandı. 1999 öncesinde hatta Terörsüz Türkiye
süreci öncesinde PKK terminolojisinde ve söyleminde namevcut ibareler bunlar.
Bu yeniliğin nedenlerini, gerekçelerini sorması gerekirdi Çakır’ın.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama gereksiz.
Çakır, söyleşi sonrası yapılan eleştiri ve
değerlendirmeleri yanıtlamak için bir video daha yayınladı. Bence bu da
gereksiz. Gazeteci yaptığı söyleşiyle ön plana çıkmalı. Sonradan yapacağı açıklamalarla değil. O işi
medya eleştirmenleri ve medya akademisyenleri yapar. Ancak anlaşılan Çakır,
eleştirilerden rahatsız ve kendini savunmak istiyor. Bağımsız ve özgür bir gazeteci olduğunu öne sürüyor ama söyleşiden
önce ‘’devlet yetkililerinin bu söyleşiden pek memnun olmayacaklarını’’
kendisine iletmiş olduğunu itiraf ediyor. Demek ki bir izin, onay hadi
bilgilendirme diyelim mevcut. İkinci
videoda Çakır, süreç yanlısı olduğunu açıkça ilan ediyor. Öcalan’ın da
onaylayacağı yasanın çıkacağını, gerillanın da döneceği kesin bir dille
açıklıyor. Nereden bu güven?
Çakır’ın bundan sonra Selim Çürükkaya, Ayşe Hür, Yektan
Türkyılmaz gibi süreci eleştiren şahsiyetlerle de söyleşiler yapmasını
beklersiniz değil mi? Bekleyebilirsiniz!
İkinci video sadece birincinin videonun ve Çakır’ın reklamı
değil, Kalkan’ın ne kadar demokrat
olduğunun, Kandil’in (Hava güzel, yemekler nefis, sivri sinek yok…vs…)
de reklamı. Çakır bu ikinci video da, Kalkan’ı aşarak ‘’Gençler hala harekete
katılıyor’’ iddiasında bulunarak PKK network’üne gaz veriyor. Oysa ki o network’ün
kafası karma karışık. Genel kanının ve somut gerçeklerin aksine Çakır, ‘’Süreç
sayesinde Kürtlerin çok şey kazanacaklarını ve bir şey kaybetmeyeceklerini’’
iddia ediyor. Bu cümleler propaganda değilse nedir?
13 yıl önceki Kalkan söyleşisi yetmiyor 12 Eylül’de hapis
yattığını da hatırlatıyor Çakır. Onun değerini bilmeyenler, red edenler için
çok önemli bilgiler bunlar.
Kalkan ve Çakır, söyleşi boyunca iktidarı zora sokacak
onu rahatsız edecek yaklaşımlara hiç prim vermiyor.
Sonuç olarak Çakır, Bağdat’a ilk giren gazeteci Cıvaoğlu
gibi bu dönem Kalkan’la Kandil’de ilk söyleşiyi yapan gazeteci olarak basın
tarihine geçti. Sorulması gereken soruları sorabilseydi, Kalkan’ın propagandacı
söylemine set çekebilseydi iyi bir söyleşi çıkabilirdi. Ama Kalkan’ın da
Çakır’ın böyle bir amacı ve niyeti yok ki… Geçmiş olsun.
(SON/RD)
Yorumlar