Ana içeriğe atla

Arpa ambarındaki kötü niyetli tavuklar


·    İktidarın tasarlayıp uyguladığı Terörsüz Türkiye projesine büyük bir hevesle destek veren Öcalan-Kandil-DEM kutbu artık rejimin organik bir parçası haline geldi. Bu üçlü, yenilgi ve teslimiyeti gizleyip meşrulaştırmak için ama esas olarak rejimin bir aparatı haline geldiğini saklamak için saçma sapan parendeler atıyor, ama artık söz, girişim ve inandırıcılık imtiyaz ve egemenliğini kaybetti.

Ragıp Duran

Levent - Altan Erbulak, Cafer ile Hürmüz'ü çizmeye başladığında 26  yaşındaydı. Suat Yalaz, Akşam gazetesinde senaryosunu Abdullah Ziya  Kozanoğlu'nun yazdığı Kaan'ı çizmeye başladığında 27 yaşındaydı. Sezgin  Burak, Hürriyet'te Bizimkiler bantına ...

Terörsüz Türkiye Sürecinin bir cenahı, gerçeklerden neredeyse tamamen kopmasına rağmen toz pembe manzaralar görmeye ve üretmeye devam ediyor. Üstelik, rejim, amaç ve niyetini her gün bas bas bağıra çağıra ilan ederken, sürecin anti-demokratik hatta faşist cemali ortaya çıkarken, tavuklar rejimin bir aleti olduklarının su yüzüne çıkmasını önlemek için fantastik ve fantezist ‘’paradigmalarını’’ giderek akıl almaz düzeye çıkartıyor.

Dr. Qasimlo, Mahabad Çarçıra Meydanında mitingde halka seslenirken halk; "Bijî Qasimlo! Bijî Qasimlo!" diye haykırmaya başlaması üzerine Dr. Qasimlo cevap verir: "Partimizde ve davamızda bir kişiliği yüceltmek yasaktır. Bunun yerine Bijî Kurd û Kurdistan diyebilirsiniz!"

Öcalan’a ilahi bir kartvizit yaratanlar ilk başta ‘’Bu bir ilk adımdır’’, ‘’Bundan sonrası bizim mücadelemize bağlıdır’’ gibi bir savunma hattı kurmuşken, şimdilerde ‘’Süreç anti-kapitalisttir’’, ‘’Sayın Cumhurbaşkanı kararlıdır’’ demeye başladı.

Aslında her şey o kadar açık ve net ki, Kürtlerin ezici çoğunluğu, solcu, demokrat ve rasyonel yaklaşım sahibi herkes, Öcalan’ın kendisiyle birlikte örgütünü hatta mümkünse bütün Kürtleri ‘’Demokratik Entegrasyon’’ adını verdiği Türkleştirme ve asimilasyon çukuruna gömmekte olduğunu görüyor. Öcalan’ın rejimin bir unsuru haline geldiğini de saptıyor. Ve buna karşı fevkalade şiddetli kimi zaman hakaret ve küfür dolu tepkiler veriyor. Hakaret ve küfür hariç, sürecin belki de tek olumlu yanı bu yeni durum oldu. Yakın zamana kadar Öcalan’a, PKK’ye yönelik en küçük eleştiri yapmak bile mümkün değildi. Bugünse aralarında PKK’nin eski yöneticileri dahil çok sayıda siyasetçi, aktivist Öcalan-Rejim işbirliğini öyle sadece soyut, siyasi ve ideolojik düzlemde teşhir etmekle yetinmiyor, bu işbirliğini kanıtlayan somut olgu, eylem, söylem ve belgeleri kamuoyuna sunuyor.

Terörsüz Türkiye’yi binbir atraksiyonla savunmaya çalışan militanlar, akademisyenler, gazeteciler sadece  naif düşler, gerçekdışı dilek ve temenniler (Wishful Thinking) içinde değiller, onlar aynı zamanda kötü niyetli. Bu kişiler Rüya Satış ve Dağıtım A.Ş’nin ürün yöneticileri. Siyaset yapmayı, gönül ve akıllarındaki istekleri telaffuz etmek sanıyorlar. Ayrıca sürekli olarak rejimi kolluyorlar. Üstelik de cahiller. Çünkü konuşma ve yazılarında tek yanlı bir seçicilikle, Öcalan ve Sürec’i aklamaya gayret ediyorlar. En basitinden Sürec’in iktidarı güçlendirdiğini, muhalefeti böldüğünü, ‘’demokratik’’ sıfatıyla süslü PKK’nin aslında emsalsiz  despotik bir örgüt olduğunu gizliyorlar. Rejim Öcalan’a siyasi-ideolojik ve stratejik bir pranga vurmuş, onu suya götürüp sussuz getirirken, yankı odalarından garip bir ses çıkıyor: Biz susamadık ki!

Kierkegaard ne güzel demiş; “Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil, yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapmak değil, hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir.”

Baştan beri hem söylemde hem eylemde son derece tutarlı davranan rejim yetkilileri ve sözcüleri, Sürecin  Kürt Meselesi, Barış  ve Demokrasi ile hiç bir ilişkisinin olmadığını yüksek sesle binbir kere ifade etmelerine rağmen, tavukların sözcüleri, rejimle bal gibi anlaştıklarını hatta artık rejimin bir parçası haline geldiklerini açıkça itiraf edemiyorlar. Oysa ki sen artık PKK/KCK’yi ‘’terörist’’ ilan etmişsin, üstüne ne söylesen ne yazsan nafile. Tavukgiller bununla da yetinmeyip rejimin Yeni Parti’ye yönelik baskılarına destek verdikleri gibi Abdülhamid’i de savunmaya başladılar. Osmanlı coğrafyası gibi deyimleri de kullanıyorlar artık. Üstelik sorun sadece Terörsüz Türkiye prangasına vurulmuş olmak değil. Öcalan, Kandil ve DEM Kürtlerin geleceğine de ipotek koymaya çalışıyor.

Bir halkı yok etmenin ilk adımı, hafızasını silmektir. Kitaplarını, kültürünü, tarihini yok etmek. Sonra, yeni kitaplar yazmak, yeni bir kültür yaratmak, yeni bir tarih icat etmek. Kısa sürede, millet ne olduğunu ve ne olduğunu unutmaya başlayacaktır. Milan Kundera

İtiraf etmek gerekir rejim başarılı: Öcalan’ı hiç olmazsa bir süre daha değerlendirebilecek herhalde ama bu arada DEM muhalefetini tasfiye etti, alel acele ve gizli saklı bir şekilde hazırlayıp piyasaya sürdüğü kanun tasarısını rekor bir oyla Genel Kurul’dan geçirdi. Tavuk zihinliler otursun hala Bahçeli ile Uçum arasındaki çelişkileri tahlil etsin.

Yenilebilirsiniz hatta teslim de olabilirsiniz. Ama debelenip kendinizi kurtarmaya çalışmayın. Hezimeti, teslimiyeti, rejimle bütünleşmeyi zafer gibi göstermeye çalışmayın. Abuk sabuk gerekçe ve bahaneler üreterek yorulmayın. Hiç olmazsa dürüst olun: ‘’50 yıl silahlı mücadele verdik. TSK’yi yenemedik. Bu durumda tek çare tüm haklarımızdan feragat edip Türk devletine biat etmek, ona katılmaktır’’ deyin, o zaman ağzımızı açmayız, hatta saygıyla susarız. Gerçi bu ihtimalin gerçekleşmesi durumunda da bir sorun var:

Dünyada sömürgecisini demokratikleştirerek özgürleşmiş bir ulus örneği yoktur. 

Kolonyal Hamallık ve Nurettin Demirtaş, İbrahim Gürbüz  

Böyle bir olasılıkta zaten siyaset sahnesinden çekilmeniz gerekir. Unutmamak gerekir ki, Kürt Meselesi Öcalan’dan önce de vardı, sonra da var olacak. Türkiye toplumu özellikle de Kürt ulusu, bundan sonrasını doğru yönetecek, yönlendirebilecek siyaset ve kadroları yaratabilecek potansiyele sahip. Bu iş sanıldığı kadar güç değil. Elimizde çok kıymetli ‘’negatif’’ bir Öcalan ve PKK örneği var. Sadece onların yaptığını yapmamak bile doğru zeminde doğru mücadele için olmazsa olmaz bir koşul...

(SON)

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalkan-Çakır Söyleşisi Üzerine

  ·      Bugün Türkiye’de gerçek anlamda bağımsız, özgür gazetecilik yapılabiliyor mu?   Söyleşinin, haber, yorum, incelemeden ne gibi farkları olmalı? Kalkan-Çakır söyleşisini değerlendirmeye çalıştım. Ragıp Duran Ruşen Çakır’ın Medyascope’da yayınlanan Duran Kalkan söyleşisini yeni izleyebildim. Çakır, söyleşinin yarattığı tartışmalar hakkında da bilahare kısa bir video çekti ve bazı eleştiriler konusundaki görüşlerini yayınladı. Konunun kalbine inmeden başlangıçta iki noktaya dikkat çekmek istiyorum: ·        Türkiye’de halihazırda, yani tüm medya organlarının neredeyse yüzde 90’ı iktidarın denetiminde iken, halen 13 gazeteci hapiste, onlarcası da kovuşturma altında iken, çok sayıda gazeteci de sürgüne çıkmak zorunda kalmışken,  rejimden farklı düşünenler bir X mesajı nedeniyle sorgulanıp gözaltına alınıyorsa, Türkiye’de gazetecilikten söz edilemez. Çakır’ın söyleşisi iyi gazetecilik mi kötü gazetecilik m...

Ben sizin sürünüzden ayrılan koyun değilim!

Yayınlanan bir yazım ile 8 kelimelik bir cümlem  sosyal medyada acaip bir şekilde yaygınlaştı ve farklı tepkilere yol açtı. Her mesaja cevap verecek halim yok. Ama altı noktaya açıklık getirmek isterim. Ragıp Duran Son zamanlarda yayınlanan R.Çakır’ın D.Kalkan’la söyleşisine yönelik eleştirimle T.Tatari’nin A.Dicle yazısı hakkında X’de yazdığım 8 kelimelik bir cümle, sosyal medyada çok gürültü kopardı. Onbinlerce yurttaş bu iki yazıyı beğendiğini gösterirken çok sayıda sosyal medya kullanıcısı da linç derecesine varan küfür ve hakaretlerle karşılık verdi. Kimseye yanıt vermek, muarızlarımı ikna etmek durumunda değilim. Zaten ilke olarak, trollere ve küfür yazıcılarına yanıt vermemek gerekir. Ama özgürce ve efendice siyasi fikir ya da mesleki tartışma yapmak isteyenler için bir kaç konuya açıklık getirmek istiyorum. Ben politikacı değilim, gazeteciyim. Dolayısıyla benim oy toplamak, tık kazanmak diye bir amacım yok. Tanıklık ettiğim olayları, gördüğüm duyduğum, okuyup araştırdığ...

Kürt Siyaseti Rojava ve Bakur’da neden yenildi?

·    Hiç bir yenilgi sadece ve münhasıran dış faktörlerle açıklanamaz. ‘’Süreç’’ Türkiye’de bugün çıkmazda, Rojava saldırı altında. Kürt siyaseti   Türkiye’de ve Suriye’de neleri yap(a)madı? Ragıp Duran   Kamuoyunda özellikle sosyal medyada yoğun, keskin, çok katılımlı, ne yazık ki biraz kaotik ve çoğu zaman ağır hakaretler içeren şiddetli ‘’tartışmalar’’ sürüyor. Kürtlerin önemli bir kesiminde, özellikle gençlerde büyük bir infial var. Öcalan’ın Ankara rejimi ile uzlaşması, DEM yönetiminin somut siyasi gerçeklerden kopuk açıklama ve tutumları ile SDG’nin Kuzey Suriye’de egemenliği altındaki toprakların üçte birinden fazlasını kısa süre içinde Ahmet El Şaraa rejimine kaptırması Kürt dünyasında hayal kırıklığı ve öfke yarattı.   Konu Türkiye’de ‘’Barış’’. ‘’Toplumsal Demokrasi’’     ile başlamışken bugün vardığı aşamada ‘’saç örme’’ ve Bahçeli’ye ‘’Kilim hediye etmeye’’ vardı. Suriye’de ise ‘’Demokratik Konfederalizm’’, ‘’Özyönetim’’, ‘’ekoloji’...