· İktidarın
tasarlayıp uyguladığı Terörsüz Türkiye projesine büyük bir hevesle destek veren
Öcalan-Kandil-DEM kutbu artık rejimin organik bir parçası haline geldi. Bu üçlü,
yenilgi ve teslimiyeti gizleyip meşrulaştırmak için ama esas olarak rejimin bir
aparatı haline geldiğini saklamak için saçma sapan parendeler atıyor, ama artık
söz, girişim ve inandırıcılık imtiyaz ve egemenliğini kaybetti.
Ragıp Duran
Terörsüz Türkiye Sürecinin
bir cenahı, gerçeklerden neredeyse tamamen kopmasına rağmen toz pembe manzaralar
görmeye ve üretmeye devam ediyor. Üstelik, rejim, amaç ve niyetini her gün bas
bas bağıra çağıra ilan ederken, sürecin anti-demokratik hatta faşist cemali
ortaya çıkarken, tavuklar rejimin bir aleti olduklarının su yüzüne çıkmasını
önlemek için fantastik ve fantezist ‘’paradigmalarını’’ giderek akıl almaz
düzeye çıkartıyor.
Dr. Qasimlo,
Mahabad Çarçıra Meydanında mitingde halka seslenirken halk; "Bijî Qasimlo!
Bijî Qasimlo!" diye haykırmaya başlaması üzerine Dr. Qasimlo cevap verir:
"Partimizde ve davamızda bir kişiliği yüceltmek yasaktır. Bunun yerine
Bijî Kurd û Kurdistan diyebilirsiniz!"
Öcalan’a ilahi bir
kartvizit yaratanlar ilk başta ‘’Bu bir ilk adımdır’’, ‘’Bundan sonrası bizim
mücadelemize bağlıdır’’ gibi bir savunma hattı kurmuşken, şimdilerde ‘’Süreç
anti-kapitalisttir’’, ‘’Sayın Cumhurbaşkanı kararlıdır’’ demeye başladı.
Aslında her şey o kadar
açık ve net ki, Kürtlerin ezici çoğunluğu, solcu, demokrat ve rasyonel yaklaşım
sahibi herkes, Öcalan’ın kendisiyle birlikte örgütünü hatta mümkünse bütün
Kürtleri ‘’Demokratik Entegrasyon’’ adını verdiği Türkleştirme ve asimilasyon
çukuruna gömmekte olduğunu görüyor. Öcalan’ın rejimin bir unsuru haline
geldiğini de saptıyor. Ve buna karşı fevkalade şiddetli kimi zaman hakaret ve
küfür dolu tepkiler veriyor. Hakaret ve küfür hariç, sürecin belki de tek
olumlu yanı bu yeni durum oldu. Yakın zamana kadar Öcalan’a, PKK’ye yönelik en
küçük eleştiri yapmak bile mümkün değildi. Bugünse aralarında PKK’nin eski
yöneticileri dahil çok sayıda siyasetçi, aktivist Öcalan-Rejim işbirliğini öyle
sadece soyut, siyasi ve ideolojik düzlemde teşhir etmekle yetinmiyor, bu
işbirliğini kanıtlayan somut olgu, eylem, söylem ve belgeleri kamuoyuna sunuyor.
Terörsüz Türkiye’yi
binbir atraksiyonla savunmaya çalışan militanlar, akademisyenler, gazeteciler
sadece naif düşler, gerçekdışı dilek ve
temenniler (Wishful Thinking) içinde değiller, onlar aynı zamanda kötü niyetli.
Bu kişiler Rüya Satış ve Dağıtım A.Ş’nin ürün yöneticileri. Siyaset yapmayı, gönül
ve akıllarındaki istekleri telaffuz etmek sanıyorlar. Ayrıca sürekli olarak
rejimi kolluyorlar. Üstelik de cahiller. Çünkü konuşma ve yazılarında tek yanlı
bir seçicilikle, Öcalan ve Sürec’i aklamaya gayret ediyorlar. En basitinden
Sürec’in iktidarı güçlendirdiğini, muhalefeti böldüğünü, ‘’demokratik’’ sıfatıyla
süslü PKK’nin aslında emsalsiz despotik
bir örgüt olduğunu gizliyorlar. Rejim Öcalan’a siyasi-ideolojik ve stratejik
bir pranga vurmuş, onu suya götürüp sussuz getirirken, yankı odalarından garip
bir ses çıkıyor: Biz susamadık ki!
Kierkegaard ne
güzel demiş; “Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde
değil, yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan
her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en
doğru seçimi yapmak değil, hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar
vermendir.”
Baştan beri hem söylemde
hem eylemde son derece tutarlı davranan rejim yetkilileri ve sözcüleri, Sürecin Kürt Meselesi, Barış ve Demokrasi ile hiç bir ilişkisinin
olmadığını yüksek sesle binbir kere ifade etmelerine rağmen, tavukların
sözcüleri, rejimle bal gibi anlaştıklarını hatta artık rejimin bir parçası
haline geldiklerini açıkça itiraf edemiyorlar. Oysa ki sen artık PKK/KCK’yi
‘’terörist’’ ilan etmişsin, üstüne ne söylesen ne yazsan nafile. Tavukgiller
bununla da yetinmeyip rejimin Yeni Parti’ye yönelik baskılarına destek
verdikleri gibi Abdülhamid’i de savunmaya başladılar. Osmanlı coğrafyası gibi
deyimleri de kullanıyorlar artık. Üstelik sorun sadece Terörsüz Türkiye prangasına
vurulmuş olmak değil. Öcalan, Kandil ve DEM Kürtlerin geleceğine de ipotek
koymaya çalışıyor.
Bir halkı yok
etmenin ilk adımı, hafızasını silmektir. Kitaplarını, kültürünü, tarihini yok
etmek. Sonra, yeni kitaplar yazmak, yeni bir kültür yaratmak, yeni bir tarih
icat etmek. Kısa sürede, millet ne olduğunu ve ne olduğunu unutmaya
başlayacaktır. Milan Kundera
İtiraf etmek gerekir
rejim başarılı: Öcalan’ı hiç olmazsa bir süre daha değerlendirebilecek herhalde
ama bu arada DEM muhalefetini tasfiye etti, alel acele ve gizli saklı bir
şekilde hazırlayıp piyasaya sürdüğü kanun tasarısını rekor bir oyla Genel
Kurul’dan geçirdi. Tavuk zihinliler otursun hala Bahçeli ile Uçum arasındaki
çelişkileri tahlil etsin.
Yenilebilirsiniz hatta
teslim de olabilirsiniz. Ama debelenip kendinizi kurtarmaya çalışmayın. Hezimeti,
teslimiyeti, rejimle bütünleşmeyi zafer gibi göstermeye çalışmayın. Abuk sabuk
gerekçe ve bahaneler üreterek yorulmayın. Hiç olmazsa dürüst olun: ‘’50 yıl
silahlı mücadele verdik. TSK’yi yenemedik. Bu durumda tek çare tüm
haklarımızdan feragat edip Türk devletine biat etmek, ona katılmaktır’’ deyin, o
zaman ağzımızı açmayız, hatta saygıyla susarız. Gerçi bu ihtimalin
gerçekleşmesi durumunda da bir sorun var:
Dünyada
sömürgecisini demokratikleştirerek özgürleşmiş bir ulus örneği yoktur.
Kolonyal Hamallık ve
Nurettin Demirtaş, İbrahim Gürbüz
Böyle bir olasılıkta
zaten siyaset sahnesinden çekilmeniz gerekir. Unutmamak gerekir ki, Kürt
Meselesi Öcalan’dan önce de vardı, sonra da var olacak. Türkiye toplumu
özellikle de Kürt ulusu, bundan sonrasını doğru yönetecek, yönlendirebilecek
siyaset ve kadroları yaratabilecek potansiyele sahip. Bu iş sanıldığı kadar güç
değil. Elimizde çok kıymetli ‘’negatif’’ bir Öcalan ve PKK örneği var. Sadece
onların yaptığını yapmamak bile doğru zeminde doğru mücadele için olmazsa olmaz
bir koşul...
(SON)
Yorumlar