Ana içeriğe atla

Neo-lib 3 ayağa kalkçıyla meddah arkadaşımız


·      Mizah gösterisinde kimi, nasıl ve neden hedef alacaksın? Bol küfürlü ve belden aşağıya söylem çok mu komik? Max, Redouane, Kaya o tarafta, Göktaş bizim tarafta: Rejim korkuyor gülümsemelerden.

Ragıp Duran



Max                                                    Kaya                                         Redouane


Hocam merhaba, bu başlık ne ifade ediyor?

‘’Neo-liberal  3 stand-up komedyeni ile yerli bir öykü anlatıcı’’ demek istedim.

Stand-up yerine ‘’ayağa kalkçı’’ demeniz, bana ‘’süt liman’’ kelimesinin ‘’Milk port’’ diye tercüme edilmesini hatırlattı.

Bakıyorum hemen havaya girdin. Mizah kanalına geçtin bile! Ama bak İngilizcedeki stand up sözcüğünün yerine göre üç farklı anlamı var.

Neymiş bu anlamlar?

Bir, ayağa kalk demek, ikincisi dik dur, üçüncüsü de sahnede komik hikayeler anlatmak. Belki de ‘’3 ayağa kalkçıyla 1 dik duran’’ da diyebilirdim bu 4 kişi için.

Kimler bu 4 kişi?

Sosyal medyada milyonlarca izleyicisi olan, biri İranlı-Amerikalı Max Amini (44), ikinci, Marsilya’nın fırlama çocuğu Redouane Bougheraba (48), üçüncü de bu ilk ikisinin Türki versiyonu Hasan Can Kaya (36).

Meddah arkadaşımız demiştiniz o Hasan Can değil mi?

Dört kişi demiştim. Dördüncüsü Deniz Göktaş.

Aaa izledim Deniz Göktaş’ın You Tube’daki son gösterisini. Şahane...

Dur Göktaş’dan önce ilk üçe bakalım.

Buyrun...

İlk üç birbirine çok benziyor. Neredeyse copy past. İngilizce, Fransızca ve Türkçe konuşmalarına rağmen ortak stilleri, tavırları, özellikleri var.

Ne gibi mesela?

Üçü de belden aşağı esprilere çok sık başvuruyor, habire küfür ediyor. Bütün show, salondaki izleyicilerle diyalog üzerine kurulu. Bir senaryo, bir konu, bir hazırlık yok. Üçü de cin gibi adamlar, hazır cevap ve gırgır tipler. Yalnız üçü de izleyicileri acaip aşağılıyor, hor görüyor, onlarla alay ediyor. İlk ikisinin söylediklerini tercüme etsem Türkiye’de cinayet sebebi sayılır. Ama muhabbetlerinde siyasi konulara girmemeye özel özen gösteriyorlar. Hasan Can Kaya’nın işi çok zor, tamam kabul. Redouane bir söyleşide açıkladı: ‘’Benim siyasetle ilişkim yoktur, olamaz da’’. Max, bunların arasında zaman zaman Trump’a,  göçmenler polisine ve İran İslam Cumhuriyetine de ağır taşlar fırlatabiliyor. Max hem Batı’yı hem Doğu’yu iyi biliyor. Arada bir Neşeli Yaşam Koçu gibi aşk, sevgi, çiçek-böcek nutukları atmasa da olur.   Demem o ki, üçünün de mizahında hedefte esas olarak para verip bilet alıp sanatçıyı izlemeye gelen insanlar var. Benim garipsediğim bu saldırgan mizaha, izleyicilerle alay eden, onları küçük düşüren mizaha neden kahkahalar atıp alkış tutarlar? Mazoşist mi bunların hepsi? Bir de ana avrat dümdüz gidince neden komik oluyor da insanlar gülmekten kırılıyor? Ve bu küfürlerin çoğu, Zehra Çelenk’in belirttiği üzere kadın düşmanı bir söylem içeriyorsa...

Anladım. Hocam Deniz Göktaş’ı nasıl buldunuz?

Ben çok beğendim. Gençliğimden beri mizaha meraklıyım. Bizim mektebin üç kurucu mottosu zaten akılcılık/dayanışma/mizah’tır. Orada Fransız hocalarımızdan Fransız mizahını tanıdık. Sonra ben herhalde en az 50 yıldır Fransız siyasi-mizah dergileri Canard Enchainé ile Charlie Hebdo’yu okurum.  Fransa’da Coluche efsanesini de anmak lazım.Londra’da iken de Private Eye’ı kaçırmazdım. Akbaba, Gırgır, Leman bizi sevindirirdi. Geçenlerde Terry Eagleton’un ‘’Mizah’’ını karıştırırken, Celal Şahin, Orhan Boran (Mektepten Çetin Altan’ın sınıf arkadaşı, Şerif Mardin de onlardan 3 dönem küçük) ve Levent Kırca’nın showlarını  anımsadım. Bir de...  

Hocam pardon kestim ama ben size Deniz Göktaş’ı sormuştum siz kendinizi anlatmaya başladınız? Alzheimer mı megalomani mi?

Haklısın, galiba ikisi de var ayrıca havalar aşırı sıcak, bu aralar direksiyon elimden kayıyor bazen. Kusura bakma. Evet... Şerif Mardin’den mi söz ediyorduk?

Hayır hocam, Deniz Göktaş’tan söz edecektiniz!

Göktaş’ın gösterisi demin saydığım 3 stand-up’çınınkilerden bir çok bakımdan farklı. Bir kere çok iyi hazırlanmış, belli ki çok iyi kaleme alınmış bir metni var. İzleyici ile şımarık/yılışık ilişkiye hiç girmiyor. Her  şeyi çok sade ve çok hakiki.  Hedefine izleyiciyi ya da sıradan yurttaşları değil iktidarı, egemenlerin siyasi ya da medyatik temsilcilerini koyuyor. Siyasi mizah, tıpkı siyasi sinema gibi (Bonjour Costa Gavras!) çok zor bir disiplin. Propagandacı olmayacaksın, taraflara eşit uzaklıkta duracaksın, iktidarı da kendisini muhalefet sananı da tefe koyacaksın. Kamu çıkarını savunacaksın. Kişiye yönelik hakaret yok ama egemen zihniyeti tarümar edeceksin. Bunu yapmak için de akıl lazım, zekâ lazım, kültür lazım.  Bunların hepsi Göktaş’da var. En çok sevdiğim de kapanışdaki Kürt meselesine ilişkin esprisi oldu. Çok güncel.

Ama rejim de boş durmamış, çok kısa sürede iki milyondan fazla yurttaşın izlediği Youtube yayınını içeren X’deki (Tweeter) parçalara önce erişim engeli koymuş. Sonra da savcılık soruşturma açmış.

Erişim engeli gelince ya da soruşturma açılınca o yayında söylenenler iptal edilemiyor ki... Aksine yasağa olan ilgi nedeniyle belki şimdi daha da çok izlenir. Her şerde bir hayır...Göktaş umut verdi bize. Onu koruyalım.

Hocam sağolun.

Sen de sağol.

Deniz Göktaş'ın stand-up gösterisine sansür: X'teki paylaşımlara erişim  engeli

(SON/RD)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalkan-Çakır Söyleşisi Üzerine

  ·      Bugün Türkiye’de gerçek anlamda bağımsız, özgür gazetecilik yapılabiliyor mu?   Söyleşinin, haber, yorum, incelemeden ne gibi farkları olmalı? Kalkan-Çakır söyleşisini değerlendirmeye çalıştım. Ragıp Duran Ruşen Çakır’ın Medyascope’da yayınlanan Duran Kalkan söyleşisini yeni izleyebildim. Çakır, söyleşinin yarattığı tartışmalar hakkında da bilahare kısa bir video çekti ve bazı eleştiriler konusundaki görüşlerini yayınladı. Konunun kalbine inmeden başlangıçta iki noktaya dikkat çekmek istiyorum: ·        Türkiye’de halihazırda, yani tüm medya organlarının neredeyse yüzde 90’ı iktidarın denetiminde iken, halen 13 gazeteci hapiste, onlarcası da kovuşturma altında iken, çok sayıda gazeteci de sürgüne çıkmak zorunda kalmışken,  rejimden farklı düşünenler bir X mesajı nedeniyle sorgulanıp gözaltına alınıyorsa, Türkiye’de gazetecilikten söz edilemez. Çakır’ın söyleşisi iyi gazetecilik mi kötü gazetecilik m...

Ben sizin sürünüzden ayrılan koyun değilim!

Yayınlanan bir yazım ile 8 kelimelik bir cümlem  sosyal medyada acaip bir şekilde yaygınlaştı ve farklı tepkilere yol açtı. Her mesaja cevap verecek halim yok. Ama altı noktaya açıklık getirmek isterim. Ragıp Duran Son zamanlarda yayınlanan R.Çakır’ın D.Kalkan’la söyleşisine yönelik eleştirimle T.Tatari’nin A.Dicle yazısı hakkında X’de yazdığım 8 kelimelik bir cümle, sosyal medyada çok gürültü kopardı. Onbinlerce yurttaş bu iki yazıyı beğendiğini gösterirken çok sayıda sosyal medya kullanıcısı da linç derecesine varan küfür ve hakaretlerle karşılık verdi. Kimseye yanıt vermek, muarızlarımı ikna etmek durumunda değilim. Zaten ilke olarak, trollere ve küfür yazıcılarına yanıt vermemek gerekir. Ama özgürce ve efendice siyasi fikir ya da mesleki tartışma yapmak isteyenler için bir kaç konuya açıklık getirmek istiyorum. Ben politikacı değilim, gazeteciyim. Dolayısıyla benim oy toplamak, tık kazanmak diye bir amacım yok. Tanıklık ettiğim olayları, gördüğüm duyduğum, okuyup araştırdığ...

Kürt Siyaseti Rojava ve Bakur’da neden yenildi?

·    Hiç bir yenilgi sadece ve münhasıran dış faktörlerle açıklanamaz. ‘’Süreç’’ Türkiye’de bugün çıkmazda, Rojava saldırı altında. Kürt siyaseti   Türkiye’de ve Suriye’de neleri yap(a)madı? Ragıp Duran   Kamuoyunda özellikle sosyal medyada yoğun, keskin, çok katılımlı, ne yazık ki biraz kaotik ve çoğu zaman ağır hakaretler içeren şiddetli ‘’tartışmalar’’ sürüyor. Kürtlerin önemli bir kesiminde, özellikle gençlerde büyük bir infial var. Öcalan’ın Ankara rejimi ile uzlaşması, DEM yönetiminin somut siyasi gerçeklerden kopuk açıklama ve tutumları ile SDG’nin Kuzey Suriye’de egemenliği altındaki toprakların üçte birinden fazlasını kısa süre içinde Ahmet El Şaraa rejimine kaptırması Kürt dünyasında hayal kırıklığı ve öfke yarattı.   Konu Türkiye’de ‘’Barış’’. ‘’Toplumsal Demokrasi’’     ile başlamışken bugün vardığı aşamada ‘’saç örme’’ ve Bahçeli’ye ‘’Kilim hediye etmeye’’ vardı. Suriye’de ise ‘’Demokratik Konfederalizm’’, ‘’Özyönetim’’, ‘’ekoloji’...