Ana içeriğe atla

FİFA 2026: Siyasi, kültürel ve sportif hezimet

 * Maç deyip geçmemek lazım. Hele Milli Takımın maçı ise ortam, oyun, sonuç ülkenin siyasi, kültürel havası hakkında da ilginç ipuçları verir.

Milli Takım Konvoy Eşliğinde Dünya Kupası Yolcusu


Ragıp Duran

Türk milli takımının  ABD’de düzenlenen FİFA 2026 Dünya Kupasında ilk iki maçta, üstelik tek gol atamadan ve son derece  kötü bir oyunla yenilmesinin ardından diskalifye olması  sadece sportif alandaki teknik, taktik, stratejik eksiklik ve hatalarla açıklanamayacak kadar vahim bir manzarayı ortaya çıkarttı.

TFF Başkanının anlamsız açıklamaları, Teknik Direktörün oyun planları, ilk 11’leri ve nihayet futbolcuların başarısızlıkları  uzmanlar tarafından teknik bağlamda etraflı bir şekilde değerlendiriliyor, eleştiriliyor.

Gerçi bu ara en önemli konuya değinen pek az yazar, uzman var: Bundan sonra ne olacak? TFF Başkanı, Teknik Direktör, ki en baştaki sorumlu kişiler bunlar, istifa edecekler mi?

ABD’deki hezimet sadece maçın sonundaki skor tabelasında kendini göstermiyor. Binlerce yurttaş sosyal medyada bir yandan hayal kırıklıklarını ve öfkelerini ifade ederken bir yandan da hezimetin nedenlerini sıralıyor:

-         Milli Takım kafilesini, konuyla hiç ilgisi olmayan onlarca yerli ve milli otomobille uğurlamak, araç reklamından başka bir işe yaramadı. Futbolda alınan sonuçlar sözkonusu aracın satışlarını da herhalde artırmadı.

-         Sonuç olarak bir dostluk ve barış gösterisi olması gereken futbol maçına, Cumhurbaşkanı, savaş uçakları ve iktidar partisinin amblemleri ile reklam filmi çekmek futbolcuları hiç de motive edemedi.

-         Milli takımın bütün sponsorları, futbolcuları kendi marka ve ürünleri için seferber ettiğinde topçuların konsantransyonu yukarı çıkmadı.

-         Garip saatlerde naklen yayınlanan maçlar için sabahın köründe namaz vaktine  denk düşen saatlerde din-futbol birlikteliği sağlanmaya çalışıldı.

Sabah namazında buluşuyor, ardından A Millî Takımımızın maç heyecanını  birlikte yaşıyoruz. ⚽️🏟 ️ 🕌 04.45 – Sabah Namazı | Sultançiftliği Merkez  Camii ☕️ 06.00 – Kahvaltı İkramı 📺 07.00 – Dev Ekranda

-         Futbolcuların, teknik taktik çalışmalara ağırlık vermeleri  gerekirken onlar daha çok saç ve bıyık stillerine ağırlık verince sahadaki performansları artmadı.

Sonuç olarak öyle bir ortam yaratıldı ki, Türk Milli Takımı, Türkiye’nin değil iktidarın/Erdoğan rejiminin takımı oldu. Memleketin yarısından fazlası bu rejime karşı olduğu için de bu yurttaşlar  Milli Takımın başarı kazanmasını arzu etmez oldu. Ayrıca olası bir zaferde sokaklara dökülüp militarist milliyetçi sloganlarla hava ateş açıp ‘’eğlenmeleri’’, zaferi kutlamaları ölüm ve yaralanmalara yol açtığı için çoğunluk ABD’den iyi haber gelmesini istemiyordu.

Kibir, reklam-propaganda, büyüklük kompleksi sporda başarı kazanmak için olumlu değil olumsuz hatta engelleyici unsurlar. FİFA 2026’da yarı-final hayal edenler 3. maçın sonunda bavulları toplayıp memlekete dönmek zorunda kaldı.Gerçek, içi boş rüyaları berhava etti.

Türk milli takımının başarısızlığının önemli bir nedeni daha var: FİFA global bir kurum, evrensel bir organizasyon. FİFA’nın kuralları var, bağımsız uzmanları var. Oysa ki Türkiye’de futbol dahil hiç bir alanda kural (Hukuk) yok, varsa da uygulanmıyor ya da keyfi ve seçmeli bir şekilde uygulanıyor. Bu sayede Erdoğan rejimi Edirne ile Hakkâri arasında istediği gibi at koşturuyor. Ama ABD’ye FİFA turnuvasına gidince, orada rüşvetle iş yapan yönetici, iktidara biat eden savcı ve hakimler yok, bağımsız ve tarafsız olması gereken kişi ve kurumlar iktidarın aparatı gibi davranmıyor.

‘’Bizden daha Türk’’ diye övdükleri İtalyan Teknik Direktör Montella maçtan sonra verdiği demeçte ‘’kader’’, ‘’nasip’’ gibi kelimeler kullandı. Demecin İtalyanca orijinaline bakmak lazım. Böyle kelimeler kullanmışsa Montella hakikaten ‘’Bizden daha Türk’’ olmuş. Maşallah.

Bir de şöyle düşünelim: Türkiye’de hangi sektör, hangi kurum doğru dürüst çalışıp, görevini yapıp başarı kazanıyor ki, futbolda başarı sağlayabilsin.

A Milli Takım, Paraguay maçı sonrası Avrupa basınında gündem oldu! 'Felaket  bilanço! Baskın oyun boş çıktı'

(SON/RD).

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalkan-Çakır Söyleşisi Üzerine

  ·      Bugün Türkiye’de gerçek anlamda bağımsız, özgür gazetecilik yapılabiliyor mu?   Söyleşinin, haber, yorum, incelemeden ne gibi farkları olmalı? Kalkan-Çakır söyleşisini değerlendirmeye çalıştım. Ragıp Duran Ruşen Çakır’ın Medyascope’da yayınlanan Duran Kalkan söyleşisini yeni izleyebildim. Çakır, söyleşinin yarattığı tartışmalar hakkında da bilahare kısa bir video çekti ve bazı eleştiriler konusundaki görüşlerini yayınladı. Konunun kalbine inmeden başlangıçta iki noktaya dikkat çekmek istiyorum: ·        Türkiye’de halihazırda, yani tüm medya organlarının neredeyse yüzde 90’ı iktidarın denetiminde iken, halen 13 gazeteci hapiste, onlarcası da kovuşturma altında iken, çok sayıda gazeteci de sürgüne çıkmak zorunda kalmışken,  rejimden farklı düşünenler bir X mesajı nedeniyle sorgulanıp gözaltına alınıyorsa, Türkiye’de gazetecilikten söz edilemez. Çakır’ın söyleşisi iyi gazetecilik mi kötü gazetecilik m...

Ben sizin sürünüzden ayrılan koyun değilim!

Yayınlanan bir yazım ile 8 kelimelik bir cümlem  sosyal medyada acaip bir şekilde yaygınlaştı ve farklı tepkilere yol açtı. Her mesaja cevap verecek halim yok. Ama altı noktaya açıklık getirmek isterim. Ragıp Duran Son zamanlarda yayınlanan R.Çakır’ın D.Kalkan’la söyleşisine yönelik eleştirimle T.Tatari’nin A.Dicle yazısı hakkında X’de yazdığım 8 kelimelik bir cümle, sosyal medyada çok gürültü kopardı. Onbinlerce yurttaş bu iki yazıyı beğendiğini gösterirken çok sayıda sosyal medya kullanıcısı da linç derecesine varan küfür ve hakaretlerle karşılık verdi. Kimseye yanıt vermek, muarızlarımı ikna etmek durumunda değilim. Zaten ilke olarak, trollere ve küfür yazıcılarına yanıt vermemek gerekir. Ama özgürce ve efendice siyasi fikir ya da mesleki tartışma yapmak isteyenler için bir kaç konuya açıklık getirmek istiyorum. Ben politikacı değilim, gazeteciyim. Dolayısıyla benim oy toplamak, tık kazanmak diye bir amacım yok. Tanıklık ettiğim olayları, gördüğüm duyduğum, okuyup araştırdığ...

Kürt Siyaseti Rojava ve Bakur’da neden yenildi?

·    Hiç bir yenilgi sadece ve münhasıran dış faktörlerle açıklanamaz. ‘’Süreç’’ Türkiye’de bugün çıkmazda, Rojava saldırı altında. Kürt siyaseti   Türkiye’de ve Suriye’de neleri yap(a)madı? Ragıp Duran   Kamuoyunda özellikle sosyal medyada yoğun, keskin, çok katılımlı, ne yazık ki biraz kaotik ve çoğu zaman ağır hakaretler içeren şiddetli ‘’tartışmalar’’ sürüyor. Kürtlerin önemli bir kesiminde, özellikle gençlerde büyük bir infial var. Öcalan’ın Ankara rejimi ile uzlaşması, DEM yönetiminin somut siyasi gerçeklerden kopuk açıklama ve tutumları ile SDG’nin Kuzey Suriye’de egemenliği altındaki toprakların üçte birinden fazlasını kısa süre içinde Ahmet El Şaraa rejimine kaptırması Kürt dünyasında hayal kırıklığı ve öfke yarattı.   Konu Türkiye’de ‘’Barış’’. ‘’Toplumsal Demokrasi’’     ile başlamışken bugün vardığı aşamada ‘’saç örme’’ ve Bahçeli’ye ‘’Kilim hediye etmeye’’ vardı. Suriye’de ise ‘’Demokratik Konfederalizm’’, ‘’Özyönetim’’, ‘’ekoloji’...