Ragıp Duran
·
Bilanço zamanı yaklaşıyor. Projede
şeffalık pek yok. Buna rağmen açık kaynaklardaki haber, bilgi, yorum ve
duyumları değerlendirerek geçici de olsa bir döküm yapmak mümkün.
‘’Terörsüz Türkiye’’ ya
da ‘’Barış ve Toplumsal Demokrasi’’ adı verilen projenin bugün vardığı
aşama itibarıyla bir muhasebesini çıkarmaya çalışalım. Kim ne kazandı? Kim ne
kaybetti? sorularına yanıtlar arayalım. Önce rejim yani Erdoğan-Bahçeli
iktidarının kazançları:
- * MHP lideri Bahçeli’nin Meclis’te DEM’li
milletvekillerinin ellerini sıkmasıyla başladığı öne sürülen ve daha sonra özellikle Bahçeli’nin
demeçleriyle uygulanan proje, Kürt cenahında büyük umutlar yarattı. Bu kesim,
Öcalan’ın açıklamalarıyla birlikte Kürt muhalefetinin önemli bir kesimini
rejimin yanına çekti.
- * Proje, DEM ile ana muhalefet partisi
CHP’nin arasının açılmasını hızlandırırken, geniş Kemalist ve laik kesim,
‘’Kürtler iktidarla işbirliğine girdi’’
saptamasından yola çıkarak DEM’i yalnızlaştırdı.
- * Devletin resmi projesinin Öcalan
tarafından da kabul edilmesiyle birlikte PKK, 47 yıldır sürdürdüğü siyasi ve
askeri mücadeleyi sonlandırdı. Hatta sembolik bir törenle silahlı mücadeleye
son verdiğini açıkladı.
- * Rejim böylelikle, özellikle kendi
taraftarları nezdinde Türkiye’de terörizmi bitirdiği algısını yaratabildi.
- * ‘’İç Kürtler’’ sorununu çözdüğünü ilan
eden rejim, bu kez ‘’Dış Kürtler’’ meselesini çözmek adına, örgütleyip
silahlandırdığı cihadçı gruplar aracılığıyla Şara rejimini de yanına alarak
Rojava’ya siyasi ve askeri saldırılar başlattı.
- * Rejim, DEM’in de onayı ile Öcalan’ı tek
muhattap almıştı. Bu sayede elindeki bir esir aracılığı ile projeyi kendi
çıkarları doğrultusunda istediği gibi tek başına yönetebildi.
Kürt tarafının kazançları hanesine yazılabilecek herhangi
olumlu bir olay ya da gelişme olup olmadığı müphem. Ancak kayda değer, zamanla
büyüyüp gelişen hiç bir kazanç olmadığı ortada. Bugün kimse de kalkıp, Öcalan’a
uygulanan tecridin geçici olarak zayıflaması, konunun Meclis Komisyonunda
ele alınması, üç Parti yetkilisinin İmralı’da Öcalan ile görüşmesini büyük bir
zafer olarak değerlendirmesin. Mühim olan netice.
- * Öcalan, Ortadoğu’da bütün Kürtlerin tek
‘’Kurucu Önderi’’ olduğu iddiasını kanıtlayamadı. Aksine Öcalan’ın DEM yönetimi
üzerinde belki sınırlı bir etkisi
olabileceğini gösterdi ancak SDG üzerinde herhangi bir yönlendirici, politika
üretici konumu olmadığı kesin bir şekilde ortaya çıktı. Üstelik de bu durumu
TC’nin üst düzey yöneticileri açıkladı. Bahçeli, Fidan ve Uçum’un Öcalan’ı öven
açıklamaları anlaşılan bir çok DEM yöneticisi tarafından doğru okunmadı.
- * Kürtlerin bir kısmı, yani esas olarak
PKK ve DEM yönetimleri, Kürt Meselesini sadece Öcalan ve onun özgürlüğüne
indirgedi. Bu da hem içeride hem de dışarıda geniş Kürt kesimlerini DEM’den ve PKK’den uzaklaştırdı.Çünkü Kürt
Meselesi, tarihi, siyasi, ekonomik, sosyal, demografik...boyutlarda Öcalan’ı
da, PKK’yi de, DEM’i de fersah fersah aşan devasa bir sorundu.
- * DEM’e göre Öcalan’ın girişimi ve
önderliğinde başlayan süreç, aslında rejimin bir projesiydi ve DEM bunu
anlayamadı ve kabul etmedi. Bu nedenle hem siyasi olarak sıkıştı, çaresiz kaldı
hem de özellikle Kürtler tarafından ağır
eleştirilere maruz kaldı. Hatta bugün
seçim olsa barajın altında kalacağı öne
sürüldü.
- * Proje nedeniyle, DEM özellikle Türk
solu, muhalefet olarak CHP’yi yetersiz bulan solcu ve laik geniş kitlelerde
hayal kırıklığı yarattı.
- * Kürt ‘’Baş müzakereci’’, projeyi benimserken, geniş kitlelerin
beklentisi olan Demirtaş ve diğer siyasi mahkumların salıverilmesi, kayyım
atanan Belediyelere seçilmiş Başkanların
göreve iade edilmesi, Kürt varlığına yönelik hukuki ve siyasi baskıların,
sınırlamaların kaldırılması ya da genel demokratik hakların uygulanması gibi
taleplerin, koşulların hiç birini öne sürmeden projenin tek başına rejim tarafından
yönetilmesine itiraz etmedi. Bu da onun zaten tartışmalı olan gücünü büyük
ölçüde zayıflattı.
- * Projenin bugün vardığı aşamada ya da bir
şekilde sonlandığı ortamda, geriye dönüldüğünde hiç bir şey eskisi gibi
olmayacağı gibi daha kötü olacağının işaretleri Halep’te ortaya çıktı.
Projeyi ilk baştan beri eleştirenler, meseleye mesafeli
yaklaşanlar o dönemde neredeyse linç edilecekti ve ‘’Barış karşıtı’’ olmakla
suçlanmıştı. Bugün gelinen aşamada ise, yakın zamana kadar ‘’Süreç iyi
gidiyor’’, ‘’İkinci aşamaya geçiyoruz’’, ‘’Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan son derece olumlu’’ diyenler
neredeyse tamamen susmuş durumda. Bu kesimden bazı arkadaşlar neyse ki doğru saptama
ve tahlil yapmaya başladılar. Good morning after supper!
Oslo Süreci ve Birinci Barış Süreci gibi nispeten olumlu
başlayan ama her ikisi de ne var ki Erdoğan
tarafından akamete uğratılan iki tecrübeden sonra Öcalan, PKK ve DEM’in bu 3. projede
son derece temkinsiz, hayalci hatta kusura bakmasınlar cahil bir şekilde rejimle
birlikte yürümeleri geniş kesimlerde düş kırıklığı yarattı.
Oysa ki baştan beri uyarı mesajları yayınlanmıştı:
- * Sorun madem Meclis’te ele alınacak
İmralı’da esir olan bir kişi Baş Müzakereci
olmamalıdır.
- * Rejim, İttihat Terakki ve Kemalizm
dönemlerinde gayri-müslim ve gayrı-türk
kesimleri tasfiye üzerine kurulmuştu ve bu hedef bugün halen geçerlidir. Çünkü
TC’nin ana kurucu felsefe ve uygulaması, Tek Devlet, Tek Millet, Tek Din ve Tek
Dil’dir. Bu ana hedeften vazgeçer veya taviz verirse kendini inkâr etmiş olur.
- * Müzakere iki eşit tarafça yapılır. TC
ile esir konumudaki Öcalan eşit değil.
İmralı’da belki bir müzakere masası kurulmuştur ama masanın çevresinde
bir tek iskemle vardır. O iskemlede de kâh Öcalan kâh rejim aynı öneri, görüş
ve açıklamaları yapmaktadır.
Sonuç olarak üçüncü ‘’Barış’’ girişimi de Kürt tarafı
açısından hüsran hatta hezimetle sonuçlanmak üzere. Siyasi düzlemde bir Waterloo
hatta Bérézina!
Demokrasi talebini sık sık yineleyen Kürt yönetimi,
öncelikle kendi dünyasındaki Tek Adam
rejiminden vazgeçebilirse önemli ve olumlu bir adım atabilir(di). İkincisi
dünyada çok sayıda başarılı örneği olan İhtilaf Çözümü konusunda, temel
ilkeleri savunan, sağa sola yalpalamadan
dik duran, gerçekçi taleplerini kararlı bir şekilde savunan, nerede ileri
nerede geri adım atmasını bilen, ittifak politikalarını iyi uygulayan bir Kürt
yönetimi olsaydı, bugün bulunduğumuz hal ve durumdan çok daha ileri ve olumlu
bir aşamada olabilirdi. Olmadı!
(SON/RD)
Yorumlar