Toplumsal bir yaratık olan insan ancak dostlarıyla birlikte olduğunda ciddi ve önemli bir kimlik, kişilik sahibi olabiliyor. Cuma’sı olmayan bir Robinson Cruose bile yoktur. Hakiki dostlukta çıkar ilişkisi yok, iktidar yok, muhabbet var, gırgır var, yeme-içme, gezme-tozma var.
Ragıp Duran
Hocam değişik bir girizgâh
istemiştiniz geçen hafta. Başlıyorum.
Hadi bakalım
hayırlısı...
Geçen hafta sizi her
zaman gördüğümüz mekânda bulamadık.
Hayrola?
Aa evet. Taşındım.
Neden?
Ev sahibi ile
anlaşamadık. Aslında çok efendi, iyi anlaştığımız bir ev sahibim vardı. Ama bu
sefer hem kiraya çok yüksek bir zam talep etti. Hem de bazı kısıtlamalar getirdi.
Ne gibi?
Efendim eve yatıya
misafir almayacakmışım. 3 numaradaki
komşuyla görüşmeyecekmişim. Saat 22.00’den sonra dış kapı kilitlenecekmiş. Bu
tür yasaklar.
Eee siz de evi boşaltıp
taşındınız değil mi?
Evet.
Yeni evinizde rahat
mısınız?
Hem de nasıl. Karışan
yok, hesap soran yok, kısıtlama getiren yok. İstediğim zaman istediğimi
yapıyorum. Mesela son 2 hafta çok sevdiğim misafirlerimi ağırladım.
Sakıncası yoksa söyler
misiniz kimlerdi misafirleriniz?
Ne sakıncası olacak: 50
yıl önce Aix-En-Provence’da birlikte üniversite tahsili gördüğümüz arkadaşlarım
geldi. Sonra da Almanya’dan biri akademisyen diğeri yazar iki dostum Selanik’deydi.
Çok güzel zamanlar geçirdik.
Nasıl?
Aixlilerle bir gün
Halkidiki’de Nea Fokea’da (Yeni Foça) nefis balıklar yedik, denize girdik, bol
bol muhabbet ettik. Sonra onlarla klasik Selanik turu yaptık. Bir gece
rembetiko dinlemeye gittik. Bir arkadaşımın dedesi 1912 öncesi Yunanistan
Parlamentosunda azınlık milletvekili imiş, merhum babası Selanik doğumlu, çok
önemli bir İngiliz Edebiyatı profesörü. Onların anapoli’deki eski evini
bulduk. Önce okul sonra da halk kütüphanesi yapmışlar. Gezinin en güzel
anlarından birinde de bizim Yorgo, benim arkadaşlarıma 1912-1924 öncesi Selanik
slaytlarıyla zenginleştirilmiş bir sunum yaptı: ‘’Osmanlı Selanik’i ve Bugünkü
Selanik’’.
Almanya’dan gelenlerle
ne yaptınız?
Onlarla da hem gezdik,
yedik-içtik eğlendik hem de başta Kürt Meselesi olmak üzere önemli tarihi ve
siyasi konularda zengin kimi zaman heyecanlı tartışmalar yaptık.
Misafir önemli değil mi
hocam?
Bak misafir genel olarak
olumludur, seni zenginleştirir, ufkunu genişletir, birlikte eğlenmenin keyfini
arttırır. Ama misafir yani ziyaretçi üç ortamda çok daha önemlidir.
Hangi üç ortam?
Ben üçünü de yaşadığım
için ziyaretçinin kıymetini bilirim. Ziyaretçi özel olarak hastanede,
hapishanede ve sürgünde fevkalade değerli bir şahıstır. Bugün bu neo-liberal
dünyanın dayattığı bencil karakterlere karşı, egoist iklime karşı misafir,
dostluğun en kristalize tezahürü. Ayrıca siyasi-ideolojik bir tutumdur
misafirlik. Mesela hapise düşmüş bir arkadaşını ziyarete gitmek siyasi bir
davranış. Ziyaretçi, tecriti ve yalnızlığı kırar.
Evet hakikaten öyle.
Ben kendimi bu alanda
şanslı hissederim. Benim mektep arkadaşlarım, siyasi arkadaşlarım, tribün
arkadaşlarım ki hepsi son derece kaliteli, efendi, gırgır, aydın, hoş
insanlardır, sadece hastane, hapishane
ve sürgünde değil her zaman her yerde dostluklarını, yardım ve dayanışmalarını
gösterdiler.
Hocam, ciddi, siyasi,
aktüel konulara giremedik bu hafta ama güzel oldu bence bu sohbetimiz.
Ne demek istiyorsun
yani? Demokratik Entegrasyon ya da Butlan benim ziyaretçilerimden daha önemli
değil ki...
Pardon onu demek
istemedim tabii. Özel hayat ile kamusal hayat birbirinden tamamen kopuk, iki
ayrı bağımsız boyut değil, onu biliyorum. Zaten bugün anlattıklarınız da bu
gerçeği doğruladı.
Final cümlelerin güzel
oldu. Tebrik ve teşekkürler.
(SON/RD)
Yorumlar