Ana içeriğe atla

SELANİK 28. ULUSLARARASI BELGESEL FİLMLER FESTİVALİ

 2026’da Selanik’de Bir Yahudi

1943’ü ve sonrasını anlatıyor

·       Stelyos Kuloğlu’nun ‘’Born Twice’’ belgeseli Auschwitz’den son anda kurtulan Simon’un yaşam öyküsünü anlatıyor. Nazi vahşetine karşı İnsanlığın macerası...

Ragıp DURAN

Selanik 28. Uluslararası Belgesel Film Festivalinde  geçen akşam, otuz beş yıllık meslekdaşım arkadaşım Stelyo Kuloğlu’nun ‘’Born Twice’’ (İki Kez Doğmuş) filmini izledik. Stelyo, gazeteci, Avrupa Parlamentosu eski milletvekili ve belki yüzlerce kısa ve uzun belgeselin yönetmeni. Salon tıklım tıklım doluydu.

Belgeselin kahramanı, Simon Gronowski, 1943 yılında, henüz 11 yaşında iken, Brüksel’de Naziler annesini ve ablasını yakalayıp trene koyup Auschwitz Ölüm Kampına gönderirken, annesi onu kapısı açılmış vagondan atıyor. Simon böylece ölümden kurtuluyor.

Savaştan sonra, olayın bütün travmalara rağmen, Simon okuyor, avukat oluyor. Bugün hayatta. Konuyla ilgili bir kitabı var. Onun ikinci doğumu ise, aslında bir Nazi subayının oğlu olan ressam heykeltraş Koenraad Tinel ile tanışmasından sonra başlıyor. Tinel babası gibi değil, onun günahlarından zaten sorumlu da değil. Şahane çizimlerle Simon’un başından geçenleri resmetmiş, bir albüm yayınlamış ve bu resimler belgesele eşlik ediyor. Simon’la Koenraad, kendileri söylüyor, artık iki kardeş gibi olmuşlar. Nazizmin mağduru ile Nazi subayının oğlu o korkunç geçmişi uzunca bir süredir, sergilerde, okullarda, kiliselerde düzenlenen toplantılarda gençlere anlatıyor.

İsrail’in Gazze ve  İran’a yönelik vahşi saldırılarının sürdüğü dönemde son bölümleri çekilen belgeselde Simon, kendisine soru sorulmadan biraz da alaycı bir gülümsemeyle ‘’Netanyahu bir savaş suçludur’’ diyor. Geçmişi bugüne taşımanın, artık bir daha Holocost ve benzeri felaketlerin yaşanmaması için önemli olduğunu söylüyor Simon.

Kahramanımız zor yürüyor, beli bükülmüş ama zihin ve hafıza berrak su gibi. 1943 yılını ve sonrasını günü gününe hatta saati saatine hatırlıyor. Fransızca ve İngilizcesi ana dil düzeyinde.  Bir becerisi daha var. Üst düzey bir caz piyanisti. Hatta aldığı davet üzerine New York’a gidip Woody Allen’in orkestrasıyla sahneye çıkıyor. Covid günlerinde de saksafoncu bir arkadaşıyla ilk kattaki dairesinin önünde, pencere açık, kaldırımda toplanmış insanlara konser veriyor.

2026 yapımı film Yunanistan’da ilk kez Selanik’de gösterime girdi. Ne var ki film Festivalin Yarışma bölümüne  kabul edilmedi. İşin içinde olan uzmanlar, belgeselde Simon’un ‘’Netanyahu savaş suçlusudur’’ dediği için yarışma bölümüne alınmadığını söylüyor.

Filmin Selanik’de gösterime girmesinin bir başka özel anlamı da var. 1912 hatta 1924’e kadar ‘’Balkanların Kudüs’ü’’ olarak bilinen kent, tarihi boyunca çok kalabalık bir Yahudi nüfusu barındırdı. Bugün bu nüfus çok azalmış da olsa kentin semalarında  hala bir ‘’Yahudi Hayaleti’’ dolaşıyor.

75 dakikalık belgesel ‘’Hayatta kalmak, hafıza ve affetmek’’ konusunda çok hoş, aynı zamanda çok öğretici bir eser.

Festivalde, filmi gösterilen yönetmenler, misafir edilmişlerse, projeksiyon sonunda seyircilerle soru-cevap oturumuna katılıyor. Normalde film bittiğinde genellikle salonun yarısı ya da üçte biri, hele saat geçse, salondan ayrılır. Bu sefer dikkat ettim, film bitti, bir tek seyirci bile koltuğundan kalkmadı. Ve yaklaşık 45 dakika süren muhabbete katıldı. Çünkü  galiba bugün hala dünyada Nazizm endişesi var. Tabii ki modern bir kılığa büründürülmüş şekliyle. Ve eski ya da Nazizme karşı uyanıklık, mücadele bugün çok önemli, çok anlamlı. (SON(RD)

director's picture

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalkan-Çakır Söyleşisi Üzerine

  ·      Bugün Türkiye’de gerçek anlamda bağımsız, özgür gazetecilik yapılabiliyor mu?   Söyleşinin, haber, yorum, incelemeden ne gibi farkları olmalı? Kalkan-Çakır söyleşisini değerlendirmeye çalıştım. Ragıp Duran Ruşen Çakır’ın Medyascope’da yayınlanan Duran Kalkan söyleşisini yeni izleyebildim. Çakır, söyleşinin yarattığı tartışmalar hakkında da bilahare kısa bir video çekti ve bazı eleştiriler konusundaki görüşlerini yayınladı. Konunun kalbine inmeden başlangıçta iki noktaya dikkat çekmek istiyorum: ·        Türkiye’de halihazırda, yani tüm medya organlarının neredeyse yüzde 90’ı iktidarın denetiminde iken, halen 13 gazeteci hapiste, onlarcası da kovuşturma altında iken, çok sayıda gazeteci de sürgüne çıkmak zorunda kalmışken,  rejimden farklı düşünenler bir X mesajı nedeniyle sorgulanıp gözaltına alınıyorsa, Türkiye’de gazetecilikten söz edilemez. Çakır’ın söyleşisi iyi gazetecilik mi kötü gazetecilik m...

Ben sizin sürünüzden ayrılan koyun değilim!

Yayınlanan bir yazım ile 8 kelimelik bir cümlem  sosyal medyada acaip bir şekilde yaygınlaştı ve farklı tepkilere yol açtı. Her mesaja cevap verecek halim yok. Ama altı noktaya açıklık getirmek isterim. Ragıp Duran Son zamanlarda yayınlanan R.Çakır’ın D.Kalkan’la söyleşisine yönelik eleştirimle T.Tatari’nin A.Dicle yazısı hakkında X’de yazdığım 8 kelimelik bir cümle, sosyal medyada çok gürültü kopardı. Onbinlerce yurttaş bu iki yazıyı beğendiğini gösterirken çok sayıda sosyal medya kullanıcısı da linç derecesine varan küfür ve hakaretlerle karşılık verdi. Kimseye yanıt vermek, muarızlarımı ikna etmek durumunda değilim. Zaten ilke olarak, trollere ve küfür yazıcılarına yanıt vermemek gerekir. Ama özgürce ve efendice siyasi fikir ya da mesleki tartışma yapmak isteyenler için bir kaç konuya açıklık getirmek istiyorum. Ben politikacı değilim, gazeteciyim. Dolayısıyla benim oy toplamak, tık kazanmak diye bir amacım yok. Tanıklık ettiğim olayları, gördüğüm duyduğum, okuyup araştırdığ...

Kürt Siyaseti Rojava ve Bakur’da neden yenildi?

·    Hiç bir yenilgi sadece ve münhasıran dış faktörlerle açıklanamaz. ‘’Süreç’’ Türkiye’de bugün çıkmazda, Rojava saldırı altında. Kürt siyaseti   Türkiye’de ve Suriye’de neleri yap(a)madı? Ragıp Duran   Kamuoyunda özellikle sosyal medyada yoğun, keskin, çok katılımlı, ne yazık ki biraz kaotik ve çoğu zaman ağır hakaretler içeren şiddetli ‘’tartışmalar’’ sürüyor. Kürtlerin önemli bir kesiminde, özellikle gençlerde büyük bir infial var. Öcalan’ın Ankara rejimi ile uzlaşması, DEM yönetiminin somut siyasi gerçeklerden kopuk açıklama ve tutumları ile SDG’nin Kuzey Suriye’de egemenliği altındaki toprakların üçte birinden fazlasını kısa süre içinde Ahmet El Şaraa rejimine kaptırması Kürt dünyasında hayal kırıklığı ve öfke yarattı.   Konu Türkiye’de ‘’Barış’’. ‘’Toplumsal Demokrasi’’     ile başlamışken bugün vardığı aşamada ‘’saç örme’’ ve Bahçeli’ye ‘’Kilim hediye etmeye’’ vardı. Suriye’de ise ‘’Demokratik Konfederalizm’’, ‘’Özyönetim’’, ‘’ekoloji’...