*Kürt Meselesi konusunda Türkiye’de ve Suriye’de tam anlamıyla bir şeffaflık ve sağlam bilgi az. Kanaat, tahmin ve dilekler çok. Ayrıca ateşli bir tartışma daha doğrusu kapışma var. Üstelik her şey çok hızlı gelişiyor. Yine de işin ana hatları bir ölçüde ortaya çıkmış durumda. Sakinleşip efendice tartışabilsek...
Ragıp Duran
Türkiye’deki ‘’Barış ve Toplumsal Demokrasi’’ projesi
diğer adıyla ‘’Terörsüz Türkiye’’ girişiminin gidişatı ile Suriye’deki Şam rejimi ile SDG arasındaki
ihtilaflar konusunda kamuoyunda ama özellikle sosyal medyada çok sert bir tartışma sürüyor. Taraflar, eleştirinin çok ötesinde hakaret ve
küfürlerle olağanüstü bir kutuplaşma yaratıyor. Öcalan, PKK ve DEM
yöneticilerine keza SDG yönetimine yönelik çok ağır ithamlar havada uçuşuyor.
Öte yandan da Öcalan’la ve Mazlum Abdi ile hemfikir olmayanlar, bu iki siyaseti
eleştiren kesim linç edilmenin eşiğinde.
Türkiye ve Suriye’deki gelişmeler, özellikle Kürt
dünyasının gençlik kesiminde fevkalade bir hayal kırıklığı hatta bir tür
kırılma yarattı. Gençler ve konuya eleştirel yaklaşanlar benimsemedikleri
siyasetleri uygulayan/savunan lider, politikacı ve kişilere yönelik müthiş bir
tepki duyuyor.
Mevcut zıtlaşmadan olumlu bir sonuç çıkması mümkün değil.
Üstelik tarafları itidale davet
edebilecek, konuyu ciddi, ağırbaşlı ve sağlıklı bir tartışma ortamına
yöneltebilecek bir kutup, bir merkez,
bir örgüt ya da bir Akil İnsan da maalesef yok.
Kapışma ya da kızışmada sükûnet ve akılcılık da tatile
çıkmış durumda. Duygusal itkiler ön plana çıkıyor.
İki tarafın öne sürdüğü/savunduğu fikir ve tutumların
çarpışmasını çok genel bir tabloda inanç ve bilgi arasındaki çelişki olarak da
değerlendirmek mümkün.
İki kesim de aşağıdaki sorulara gerekçeli ve ayrıntılı,
gerçeğe uygun yanıtlar vermeye çalışırsa sözlü/yazılı çatışmanın hararetini
düşürmek olası.
Önce konuya ilişkin iki yazıyı hatırlatmakta yarar var:
-
15 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan
‘’Demokrasisiz Barış ya da Barışsız Demokrasi Projesi Hakkında Hayati Sorular’’(https://apoletlimedya.blogspot.com/2025/12/demokrasisiz-bars-ya-da-barssz.html)
-
17 Ocak 2026 tarihinde yayınlanan ‘’Süreç Muammasında Rejim Neler Kazandı?
Kürt Tarafı Neler Kaybetti?’’ (https://apoletlimedya.blogspot.com/2026/01/surec-muammasinda-rejim-neler-kazandi.html) başlıklı yazılarda bir dizi konu ve soruyu
gündeme getirmiştim. O konular ve sorular halen geçerli. Gazeteci olarak
okurların merakını gidermenin yanısıra kamu alanında tartışmayı teşvik etmek,
ortama bilgi ve görüş sağlamak gibi bir misyonumuz olduğu için bugün 16 soru
öneriyorum.
Önem sırası gözetmeksizin gündeme gelmesi gereken
sorular:
1- PKK ve dolayısıyla DEM, Abdullah Öcalan’ı
neden Başmüzakereci olarak belirledi?
Başmüzakereci örneğin kıdemli ve özgür Kürt şahsiyetler ya da önde gelen DEM
milletvekili/yöneticilerinden oluşan
mesela 3 kişilik bir heyet olsaydı, ‘’Süreç’’
daha olumlu bir şekilde gelişebilir miydi?
2- Kürt
tarafının temsilcileri müzakerede, karşı tarafın dayattığı PKK’nin feshedilmesi
ve silahlı mücadelenin sona erdirilmesi taleplerini kabul ederken, neden mesela
başta Demirtaş olmak üzere siyasi mahkumların salıverilmesini ya da seçilmiş
belediye başkanlarının kayyım atanan makamlarına geri dönmesini koşul
olarak talep etmedi?
3- Kürt
Sorununun çözüm mecrası TBMM olarak saptanmasına rağmen, esas görüşme ve
pazarlıkların İmralı’da Ankara’nın
istihbarat ve güvenlik yetkilileri ile Öcalan arasında üstelik gizli bir
şekilde sürmesine DEM yönetimi neden karşı çıkmadı?
4- Kürt
tarafı, Oslo Süreci ve 1. Barış Süreci gibi iki olumsuz tecrübeye sahip iken,
Devlet Bahçeli’nin iki el sıkması üç kez de
‘’Kurucu Önderlik’’ sözünü zikretmesiyle sürece neden tedbirsiz, amiyane tabirle
balıklama atladı?
5- Öcalan’ın, Kürt ulusal kimliği, T.C’nin yapısı, T.C-Kürtler ilişkisi, özerklik,
Kürtçe, federasyon, kültüralist çözüm gibi konularda 1999’dan önce yazıp
savunduklarının neredeyse tamamen tersini 1999’dan sonra savunması gerek PKK
gerekse DEM tabanında neden hiç sorgulanmadı?
6- Öcalan’ın
1970’lerde formüle ettiği ‘’Sömürge Teorisi’’ bugün hâlâ geçerli değil mi?
7- Bugün
bir bilgisayar uygulamasında, sağ kolona Ankara’nın Kürtler, Suriye, PKK, DEM, Kürtçe,
Ankara-Kürt İlişkileri, Kemalizm, İttihat Terakki, ABD, Israil, Orta Doğu gibi tayin
edici konulardaki siyaset ve tutumlarını
yazıp, sol kolona da Öcalan’ın aynı konulardaki yayınlanmış açıklamalarını ve
fikirlerini koyduğumuzda, iki kolonun neredeyse yüzde 90 oranında aynı, benzer
ya da çok yakın yaklaşımlar içermesi Kürt hakları için en az 1925’den beri
mücadele eden insanları, çocuk ve torunlarını memnun mu eder, rahatsız mı?
8- Bahçeli’nin
girişimine kadar özellikle PKK yayınlarında Türk rejimi ‘’AKP-MHP faşizmi’’
olarak adlandırılırken ‘’Terörsüz Türkiye’’ sayfasının açılmasıyla Öcalan ve
DEM’in söyleminde T.C nasıl oldu da‘’Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan’’ olarak
anılmaya başlandı?
9- Proje,
Kürt tarafı açısından tıkanınca, DEM yönetimi ve sözcüleri, Ankara’yı ikna
etmek belki de ona şirin görünmeye
çalışırken neden Kıbrıs’ta garantörlük ve Malazgirt’te Türk-Kürt
kardeşliği örneklerinden medet umdu? TSK'nın işgali altındaki bir ada ile Orta
Asya’dan gelen kalabalığın Anadolu’yu işgali nasıl olur da DEM’in referansları
haline gelebilir? Bahçeli, ‘’Kıbrıs 82. vilayetimiz olmalıdır’’ dediğinde PKK
ya da DEM’den neden çıt çıkmadı?
10- PKK ve DEM yönetimleri ve kitlesinin bir
kısmı, Bahçeli ve Fidan, Öcalan’ı övüp neredeyse onun sözcüsü gibi açıklamalar
yaptığında hiç rahatsız olmadı mı? Kuşku duymadı mı? Bu işin içinde bir bit
yeniği var diye endişelenmedi mi?
11- DEM yönetimi bugün seçim yapılsa
Partilerinin baraj altında kalma tehlikesini
öngöremiyor mu?
12- Suriye’de Şam rejimi ve Ankara destekli
Cihatçı katillerin kanlı saldırıları devam ederken, DEM yöneticileri ‘’Barış Süreci’’nin Türkiye’de ‘’bazı
pürüzler olsa da’’ sürdüğünü açıklaması doğru ve inandırıcı mıydı?
13- PKK ve DEM, hem Türkiye’deki ‘’Sürecin’’ hem de
Suriye’deki gelişmelerin ‘’Önder Apo’’ tarafından tasarlanıp uygulandığını öne
sürüyor. Bu tespit doğruysa iki alandaki yenilgiden Öcalan sorumlu değil mi?
Washington, Ankara, Şam, Fransa ile İngiltere ve Suudi Arabistan Öcalan’ın Suriye’deki kurmayları olarak mı bu
projelerde görev aldı?
14- Suriye’de SDG’nin Şam rejimi karşısında hem
askeri hem de siyasi olarak yenildiğini PKK ve DEM’e yakın çevreler neden hâlâ kabul etmiyor?
15- SDG’nin yenilgisini sadece ABD’nin
Kürtleri desteklemekten vazgeçmesi, T.C’nin müdahaleye katılması ve Cihatçı
çetelerin saldırganlığı ile açıklamak mümkün mü? SDG 11 yıldır bölgede hiç
yanlış yapmadı mı?
16- Nihayet, insanlar 46 yıldır Türkiye
toprağına ayak basmamış, 27 yıldır ağır koşullarda cezaevinde bulunan bir
şahsiyetin önerdiği politika ve tutumlara mı güvenip inanır? Yoksa bölgedeki somut siyasi, askeri, ekonomik,
toplumsal gerçekleri inceleyip yapacağı tahlil ve değerlendirmeleri mi kaale
alır? (SON/RD)
Yorumlar