Ragıp Duran
·
Bir
metin okurken sadece su yüzüne çıkan kelimelerin anlamıyla yetinirsek metni
anlayamayız/kavrayamayız. Keza herhangi bir görsele yönelik sıradan/düz bir
bakış da o görselin anlamını bize veremez. Kazımak, deşmek, sökmek, derini
okuyup dibe bakmak lazım.
Sokakta yürürken, sağda
solda gezerken gözüme çarpan güzel, ilginç, aykırı, çıkıntı görüntüleri cep
telefonuyla hemen kaydederim.
Hollandalı semiolog Teun A. Van Dijk’ın geliştirdiği ‘’Eleştirel Söylem Tahlili’’ yöntemi, bir
metni önü arkası, sağı solu, geçmişi geleceği perspektifleriyle okumaya
dayanıyor. Metnin sosyolojisini, ideolojisini deşiyor, arkeolojisini çıkarıyor.
John Berger de, benzeri bir yöntemi görsel malzemeler, fotograflar, resimler,
tablolar üzerinden yapıyor. İkisinin amacı aynı: Okunanın/söylenenin ya da
gösterilenin ötesini görmeye, göstermeye, anlatmaya çalışmak. Çünkü hiç bir
nesne, hiç bir görüntü, hiç bir metin sadece
bizim gördüğümüzden/okuduğumuzdan ibaret değildir. Her görüntünün ve her
metnin, bakıldığı veya okunduğu yere göre, bakanın ya da okuyanın siyasi-ideolojik-kültürel kimliğine
göre değişen anlamları ortaya çıkar.
Ben konunun uzmanı
olmadığım için daha basit, daha sıradan bir okumaya/bakmaya gidip belleğimi
kurcalayıp metin ya da görüntünün bendeki yankı ve yansımalarını aktaracağım.
Bir kaç örnek:
Fotoyu ancak büyütünce
görebileceksiniz. Üst sırada soldan 2. resim, ünlü bir sigara markasının kutusu.
Camel (Deve) yerine Camus demiş. Çünkü Camus, Cezayir çöllerinde develeri
biliyor. 1913’den bu yana, demiş. Çünkü Albet Camus 1913 doğumlu. Bir tişört
olarak dizayn edilen sigara paketinin ana sloganı ‘’Yaşamak Öldürür’’. Varoluşçu
felsefenin bir özdeyişi mi?
Altta soldan ikinci
görüntü bir sözcük sökümü örneği. Pink Freud, demiş. İngiliz rock grubun
bilenler, Pink Floyd’un şarkı sözleri ile Freudçü düşünce arasında kolaylıkla
paralellikler kurmak mümkün mü? PF’un albüm başlıklarına bakalım: Bir Küp
Dolusu Sır, Bir Anlık Mantık Sürçmesi, Ayın Karanlık Yüzü, Sonsuz Nehir ...
Bu yıl Galatasaray-Monaco maçına gittiğimizde İtalya sınırındaki Menton’a uğramıştık. Sıradan küçük bir Akdeniz kenti. Maliyeci Cavit Bey sürgün yıllarında Menton’da kalmış. Biz üniversite öğrencisiyken, 54 yıl önce, MHPli bir senatör sınırda uyuşturucu ile yakalanıp Menton’a getirilmişti. İlginçtir kentin adı Fransızca’da ‘’Çene’’ anlamına geliyor. Quel rapport?
Bitirirken iki kitap kapağı: Vitrinlerde görüp çeşitli nedenlerle satın alamadığım kitapların fotograflarını çekiyorum hiç olmazsa. Birincisi ‘’Infernet’’, kelime oyunu yine. Internet diyeceğine ‘’Infernet’’. Infer aslında İngilizce bir sözcük. Anlamı, ‘’Eldeki verilere dayanarak, doğrudan söylenmeyeni zihinsel olarak sonuçlandırmak’’. Ancak, bu ingilizce sözcüğü farklı bir telaffuzla Fransızca okuyacak olursak ‘’Enfernet’’ diyebiliriz, o da ‘’Cehennem Şebekesi’’ anlamına geliyor.
İkinci kitap da aynı çağdaş sorunu deşiyor: Köleliğimizi Beğenmek (Köleliğimize Like atmak). Altbaşlığı ‘’Dijital dünyaya boyun eğmeyi neden kabul ediyoruz?’’.
Yurttaş olarak,
eleştirel bir yaklaşıma sahip isek ve Marx’ın da hatırlattığı üzere, "Her
şeye şüpheyle yaklaşın" (De omnibus dubitandum) ilkesini uygularsak,
iktidar ya da egemenlerin söz tekeli ve hakimiyeti büyük ölçüde kırılır. Çünkü
ancak o zaman gerçeğe yaklaşabiliriz. (SON/RD)
Yorumlar