EN E K E N
Ne güzel şehirdi benim
şehrim
Ragıp DURAN (*)
Thessaloniki ya da Türkçesiyle Selanik, Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci büyük kentiydi. 1912’ye, hatta 1924’e kadar, yani kentin Yunanlılar tarafından geri alınmasına ve Türkiye ile Yunanistan arasında Müslüman ve Ortodoks nüfusun zorunlu mübadelesine dek, siyasal, ticari, kültürel ve entelektüel bir merkezdi.
Selanik, Osmanlı Balkanları’nın kültürel, ekonomik ve siyasal kavşağıydı. Bir modernlik beşiğiydi; çünkü Batı dünyasıyla sürekli temas hâlinde olan bir limandı. Nüfusu çok uluslu, çok dinliydi; üstelik genel olarak çokdilliydi. 1866’dan beri Selanik-Viyana demiryolu hattı, Bâbıâli’yi Avrupa’ya bağlıyordu.
Selanik, 1908 Jön Türk
Devrimi’nin odağıydı. Bu hareket, Sultan II. Abdülhamid’in son derece baskıcı
rejimine karşı imparatorluğu Meşrutiyet temelinde bir Anayasal bir devlet haline getirmek isteyen yerel askerî ve
entelektüel çevrelerle İstanbul’daki benzer çevreler içinde doğmuştu. Kent, 1908’e kadar,
Kemalist Türkiye Cumhuriyeti’nin (1923) öncülü olan gizli askerî-siyasal örgüt
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkez karargâhına ev sahipliği yaptı. Tarihin
ironisine bakın ki, 1909’da tahttan indirilen Sultan, sürgüne Selanik’e
gönderildi; 1912’ye kadar da bugün Orta Makedonya Bölge İdaresi binası olan
Allatini Köşkü’nde yaşadı.
Bugün bile Hamidiye
Çeşmesi ya da Abdülhamid Çeşmesi, kentin Osmanlı döneminden kalan az sayıdaki
simgesel anıtlarından biri. Sultan II. Abdülhamid’in 1889’da kente armağan
ettiği bu çeşme, Sintrivani Meydanı’nda (Ethnikis Amynis ile Egnatias’ın
kesiştiği yerde; Türkçede Şadırvan) bulunur; mimarisi ve tarihiyle tanınır,
Selanik’te kalıcı Osmanlı mirasının işaretlerinden biri.
Kent aynı zamanda bir tür ideolojik laboratuvardı.
İmparatorluğun ilk sosyalist fikirleri burada filizlendi; ayrıca farklı
milliyetçi akımlar da burada boy verdi: Yunan, Türk, Arnavut, Makedon, Sırp,
Bulgar ve Yahudi milliyetçilikleri... Kısaca “Federasyon”olarak anılan Selanik
Sosyalist İşçi Federasyonu ise, çok uluslu bir sendika, devrimci bir dernek
olarak kentin gündelik hayatında önemli bir siyasal-toplumsal güçtü
Bir de kahvelerden söz etmek gerekir. Çünkkahveler/café’ler,
kültürel ve siyasal hayatın sinir merkezleriydi; gazeteler burada bedava
okunur, memleket meseleleri burada tartışılırdı. Beyaz Kule çevresindeki çay bahçeleri
ve kahveler, kentin bütün sakinlerinin uğrak yeriydi. Eski Selaniklilerin
anılarında tiyatro, konser ve sinema salonlarından da sıkça söz edilir.
(Örneğin Moise Cohen’in takma adı olan Risal P. imzasıyla yayımlanan La Ville
convoitée : Salonique, Perrin et Cie, 1914; ya da Reşat D. Tesal’ın Selanik’ten
İstanbul’a, Bir Ömrün Hikâyesi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1998.)
Okullar da kentin alamet-i farikalarındandı. Medreseler,
sanayi mektepleri ve ıslahhaneler, Alliance Israélite Universelle, Fransız
lisesi ve Dönme(1) okulları genç Selaniklileri eğitiyordu. Ortodoks Rumlar da, Müslüman
Osmanlılar da Alliance’a kaydolabiliyordu. Çok uluslu, çok dinli şehir,
çokdilli elitlerini böyle yetiştiriyordu. Müslüman bir ailenin çocuğu olan
Atatürk de, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Dönme mektebinde bir süre okumuş
bir öğrenciydi.
Selanik aynı zamanda günlük basının da kentiydi. Dört
ayrı dilde yayımlanan gazeteler — Rumca, Türkçe, Ladino (Yahudi-İspanyolcası)
ve Fransızca — kentin siyasal, ideolojik ve kültürel zenginliğini yansıtıyordu.
Türkçe kaleme alınmış ‘’Selanik’te Osmanlı Matbuatı’’ (2) başlıklı kitapta,
yazar “1890-1912 arasında Türkçe yayımlanan 12 günlük gazete”den söz eder;
bunlar sokak satıcıları ve büfeler aracılığıyla dağıtılırdı.
Fransızca yayımlanan Le
Journal de Salonique (1895-1910), bugün bile tarihçiler için büyük bir arşiv
niteliği taşır.
Selanik’de yaşayan Osmanlılar,
kentte Avrupa gazetelerine de erişebiliyordu; bu gazeteler, Osmanlı
İmparatorluğu’nda olup bitenleri okurlarına aktarıyordu. Oysa imparatorluğun
kendi basını, Saray’ın sıkı denetimi altındaydı.
Kentin kültürel
çeşitliliği ve kozmopolit yapısı, okul, otel, cami, kışla, imaret, kilise ve
havra gibi yapılarda açıkça görülüyordu; bunların büyük bölümü 1912’den sonra
ortadan kalktı. Müslümanlar, Ortodoks Rumlar, Ermeniler, Fransız ve İtalyan
Katolikleri, Sefarad Yahudileri — bazı talihsiz olayları saymazsak — barış
içinde bir arada yaşıyorlardı.
Pierre de Gigord’un 1870-1920 yıllarını kapsayan fotoğraf
koleksiyonunun sergi kataloğu, bu döneme dair olağanüstü görüntüler sunuyor.(3)
“Osmanlı modernitesi” diye adlandırabileceğimiz bu dönem,
1912’de, Balkan savaşları sırasında kentin yeniden Yunanistan’a katılmasıyla
aniden sona erdi.
Müslümanların, ama aynı zamanda bazı Yahudi ailelerinin
de önce 1912’de, sonra 1924’te ayrılmasıyla Selanik renklerini yitirmeye
başladı. Kent Helenleştiriliyordu ve aynı süreçte, doğal olarak kültürel
bakımdan da yoksullaşmaya yüz tuttu.
Selanik’in kültürel ve düşünsel zenginliği ise bugün bile
Türkiye’de, Selanikli ailelerin çocuklarında ve torunlarında canlılığını
koruyor; gözle de görülüyor.
Zaten “Selanikli” sözcüğü de Türkçede çoğu zaman
“entelektüel”, “seçkin”, hiç değilse “kibar, iyi eğitimli insan” anlamında
kullanılır.
Eski Selaniklilerin en ünlüsü kuşkusuz Mustafa Kemal
Atatürk’tür (1881-1938), ama kenti temsil eden tek kişi o değil. 20. yüzyılın
büyük gazetecilerinden Ahmet Emin Yalman (1888-1972), yine gazeteciliğin
ustalarından Abdi İpekçi (1929-1979), gazeteci, TRT yöneticisi, siyasetçi ve
bakan İsmail Cem (1940-2007) de Selanik kökenlidir. Selanikli başka isimleri de
anmak gerekir: şair Nâzım Hikmet (1902-1963), büyük matematikçi Cahit Arf
(1910-1997), gazeteciler Zekeriya Sertel (1890-1980) ile Sabiha Sertel (1895-1968)...
Bugün Selanik’in Osmanlı döneminden geriye çok az iz
kaldı; bazıları bu döneme “Bizans sonrası dönem” bile diyor! Kentin eski
fotoğrafları, bugünkü Thessaloniki’ye hiç benzemiyor. Méropi Anastassiadou’nun
Tsinari /Çınari üzerine yazdığı makale(4) bunun çok iyi bir örneği.
Gilles Veinstein
(1945-2013), ‘’Salonique, 1850-1918. La ville des Juifs et le réveil des
Balkans’’ (Autrement, Paris, 1992) başlıklı kitabında bu dönemi Selanik’in
“Altın Çağı” olarak tanımlar. Çeşitli uzmanların makalelerini bir araya getiren
bu kitap, 2014’te İletişim Yayınları tarafından Türkçede yalın bir başlıkla, ‘’Selanik
1850-1918’’ başlığıyla yayımlandı. Veinstein, 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nda
yaşanan Ermeni katliamları için “soykırım” terimini kullanmayı reddettiği için
inkârcılıkla suçlanmıştı.
Selanik üzerine yazılmış
en iyi iki kitapta — Mark Mazower’ın ‘’Hayaletler Şehri’’ ile Mérope
Anastassiadou’nun ‘’Salonique, 1830-1912: Une Ville Ottomane à l’Âge des
Réformes’’ başlıklı eserlerinde — kentin kültürel ve düşünsel yaşamının
canlılığına, dinamizmine ve zenginliğine dair onlarca somut örnek bulunur.
Kısacası, 9 Kasım
1912’de kenti Yunan veliaht prensi Konstantinos’a resmen ve çatışmasız biçimde
teslim eden son askerî vali Hasan Tahsin Paşa olsun, ya da 1912’den önce bu
kentte yaşamış herhangi bir Selanikli olsun, bugün Thessaloniki’nin manzarasına
baksa, bu şehri tanımakta zorlanır.
(*) Ragıp Duran (1954):
gazeteci, AFP ve Libération’ın eski İstanbul muhabiri; 2016’dan bu yana Selanik’de yaşıyor; 2018’den bu yana TVXS.GR
yazarı; Εξόριστος στην Θεσσαλονίκη Χρονικό της σύγχρονης Τουρκίας (Selanik’te Sürgün: Çağdaş Türkiye Kroniği), Eneken,
Thessaloniki, 2023 adlı kitabın yazarı.
Bu metin Selanik’de
yayınlanan ENEKEN dergisinin Aralık 2025/Haziran 2026 tarihli 59. sayısında
yayınlanan metnin Türkçe çevirisidir.
(2) Selanik’te Osmanlı Matbuatı: Gonca-i Edep
[Osman Tevfik Yalman / Osmanlı Taşrasının Aydınlanmacı Dergisi], Turkuaz, 2009.
(3) Salonique 1870-1920,
Catherine Pinguet, CNRS Éditions, Paris, 2023.
(4) “Tsinari, vestige du
passé ottoman de Thessalonique”, Le Courrier de l’UNESCO, Nisan-Haziran 2023.
Yorumlar