Ana içeriğe atla

Medya'da da darbe olur...

* Gazete, TV ve radyo istasyonlarında, bazen

 işveren çoğu zaman da Genel Yayın 

Yönetmeni darbe olarak adlandırılabilecek 

operasyonlarla makamını kaybeder.

 


Ragıp Duran

(Tükenmez Dergisi, Eylül 2021) 

Darbe, en kısa tanımıyla, gayrı kanuni ve gayri meşru bir şekilde, fiziki ya da sembolik şiddetle iktidara el koymak olarak bilinir.

Darbe olunca, hukuk, yasal düzen, barış ve demokrasi iptal olur. Darbeciler, halk desteğine sahip olmadığı için, meşru zeminde olmadığı için, genellikle şiddet kullanarak, demokratik ortamı talep eden ve savunan kesimleri susturmaya, bertaraf etmeye çalışır. Darbeciler, olumsuz tüm kimlik ve eylemlerini gizlemek, kendilerini haklı çıkarmak için kısa süre içinde çıkarlarına uygun bir düzen kurarken, evrensel hukuka, mevcut yasal düzene aykırı yeni bir sistemi devreye sokar. Darbeciler, çeşitli vaatlerde bulunur, demokrasiye dönecekleri yalanını gündeme getirir ayrıca da kitle desteği kazanmak için milliyetçilik, ırkçılık, aydın düşmanlığı ya da din-iman gibi gerekçelere sarılır.

DARBELERİN ÇEŞİTLİ MEKANLARI

Darbe dendiği zaman özellikle dünya ve Türkiye deneyimlerini hesaba katarsak, akla ilk, askeriyenin hiyerarşiye uygun ya da aykırı bir şekilde tank ve tüfekle hükümeti alaşağı etmesi gelir. Ne var ki darbe, sadece bir ülkenin siyasi alanında gerçekleşmez. Darbeyi de sadece asker yapmaz. Çeşitli sosyal birimlerde, mesela meslek örgütlerinde ya da STK'larda, siyasi partilerde ya da ticari kuruluşlarda ve bizim mesleki alanımızda, yani medya organlarında da iktidarı değiştirmek için  darbeler yapılmıştır, yapılmaktadır, büyük bir ihtimalle gelecekte de yapılacaktır.  

Medya içindeki darbelerde, medya mülkiyetine sahip olan şahıs ya da kurum tayin edici konumdadır. Ayrıca medya mülkiyetini elinde tutan kişi ya da kurumun siyasi, iktisadi ya da askeri iktidarla bağımlılık ilişkileri de önemli.

Darbe yapmak isteyen kesim, medya organının içinden bir kesim de olabilir, dışarıdan bir başka grup gazeteci/yönetici de olabilir. Bu iç ve dış kaynaklı darbeciler kimi zaman işbirliği de yapar.

Medya içinde tank, top, tüfek söz konusu olmadığı için, darbeciler silah olarak işe ajitasyon ve propaganda ile başlar, mevcut yönetime kara çalar, kendilerinin medya organını çok daha iyi yöneteceği yolunda bir efsane yayar. Ve bu  görüşü bir şekilde medya mülkiyetine kabul ettirir. Yalan, dolan, entrika, alavere dalavere yani yalan haber medyadaki darbecilerin en sık kullandığı araçlardır.

Babıâli'de eskiden beri, grup halinde dolaşan/çalışan güruhlar vardır. Gazetecilik kolektif bir çalışmadır, düsturunu suistimal eden  bu gruplar, o gazete senin bu televizyon benim, mahallede dolaşıp dururlar. Mesleki dayanışmadan çok, çıkar birliği halindeki bu grupların yöneticileri, kendilerini sağlama almak için, gittikleri medya organında, fraksiyoncu davranarak, iktidarlarını korumak için, grubun diğer üyelerini destekçi/yancı olarak yanlarında tutar.

Siyasi iktidarın medya organlarına, yönetimlerine müdahalelerinde bazen iş ayyuka çıkmış ve darbe aşamasına gelmiştir. Turgut Özal döneminde (1983-1993) ve daha sonrasında Ankara’daki hükümdarların gazete patronu ve Genel Yayın Yönetmenleri düzeyini de aşıp  köşe yazarlarını tayin etme ya da işten el çektirme örneklerine bile rastlamıştık.

ASKERİ DARBECİLER/MEDYATİK DARBECİLER

Türk medyasının önce Genel Yayın Yönetmeni odasında , bir günden ertesi güne büyük bir hızla yönetici değişimi yaşanır. Ardından bu değişikliğin yansıması olarak yazı işlerinde ve haber merkezindeki gazeteciler de değişir. Türk medyasında kimi zaman gazete patronunun ofisinde oturan insanın da 24 saat içinde değiştiğine tanık olunmuştur. Darbeler, aslında uzmanları açısından geleceği bilinen bir hadisedir. İp uçları yavaş yavaş çıkar ortaya.  Ne var ki bu süreç gizli tutulduğu için, Genel Yayın Yönetmeni 6. duyuyla da olsa  bir şeyler hissetse bile, gerçekle, ancak koltuğunu kaybettiğinde karşı karşıya kalır.

Askeri darbe yapıp ülkede iktidara el koyanla, medya organında darbe yapıp yönetimi ele geçirenler arasında farklılıktan çok benzerlik vardır. Her ikisi de ilk başta kendisine muhalefet edenleri  susturur ya da bertaraf eder. Her ikisi de kendi yeni düzenine yasallık ve meşruluk kazandırmak için büyük reformlar vaat eder. Her ikisi de elinden geldiğince üst ve orta düzey kadroları değiştirir. Özellikle kilit mevkilere kendi yandaşlarını yerleştirir.

Siyasi alanda darbe yapanlar, medya alanındaki darbelerini ya gazete/radyo/televizyonları kapatarak-yasaklayarak ya da  kendi adamlarını bu medya organlarına yönetici olarak atayarak gerçekleştirirler. Türkiye’de askeri darbelerin ardından, siyasi iktidar TRT’nin başına bile kendi yandaşlarını atamıştır.

İlke ve kural olmayınca yani bir devlet hukuk devleti değilse, o devlet darbelere açık bir devlettir. Medyada da durum çok farklı değil. Patronun atamasıyla  göreve gelen Genel Yayın Yönetmeni, demokratik bir işleyiş mekanizması kurmaz,ilk ve kuralları açık bir şekilde belirleyip uygulamaz ve medya organının tüm çalışanlarını birleştiren benim ''gazetecilik ideolojisi'' dediğim mesleki bir siyaseti sağlam bir şekilde kurumsallaştıramazsa, o medya organı da darbelere açık hale gelir.

Batı'da hem teorik hem de pratik olarak,  işveren ve/veya Genel Yayın Yönetmeninin nasıl değiştirilebileceği, böyle bir değişiklik sonucunda çalışanların konumu yasa ve tüzüklerde açıkça belirtilmiştir. Vicdan hükmü  (Clause de Conscience) çalışanları koruyan önemli bir maddedir.

Ne var ki bizde, gazete, radyo ve televizyonlar, köylülerle birlikte yeni ağaya satılan köyler gibi sahip ve yönetici değiştirmekte. Son 20-30 yıl içinde Hürriyet, Milliyet, Güneş... gibi gazetelerde çok sayıda radyo ve televizyon istasyonunda patron ve tepe yöneticisi alaturka yöntemlerle değiştirildi. Bu değişikliklerin bir kısmını darbe olarak nitelemek mümkün. Seçilmiş belediye başkanını görevden alıp yerine kayyım atamak ne kadar darbe ise, bir medya kuruluşunun başına siyasi, iktisadi ya da askeri iktidar marifetiyle işveren ya da tepe yöneticisi atamak o kadar dabe sayılır.

İKİ ÖNLEM  VE BAŞARILI PROTESTOLAR

Genel olarak yurt sathında olsun, özel olarak medya kuruluşlarında olsun,  darbeleri önlemenin esas olarak iki önlemi vardır:

- Medya mülkiyeti üzerinde mümkün olduğu kadar büyük bir pay (Mesela yüzde 51), çalışanlara ait olmalı. Böylelikle patron ya da Genel Yayın Yönetmeni  keyfi bir şekilde ve tek başına, medya organı ve özellikle de çalışanlar açısından olumsuz bir karar alamasın. Batıda olduğu gibi medya organlarında ciddi çalışan sendika ve meslek kuruluşları da darbelere karşı önemli bir panzehirdir.

- Genel Yayın Yönetmeni, Yazı İşleri Müdürü hatta büyük kurumlarda Haber Müdürü tüm çalışanların oylarıyla, seçimle iş başına gelmeli. Seçilmiş olmak, bir yönetici açısından en sağlam meşruiyet temelini oluşturuyor. Seçimde, adayların kişiliğinden çok, bu makamlara aday olan gazetecilerin sunacakları program ve genel yayın politikası önerileri tayin edici olmalı. Yakın zamana kadar bu mekanizma Fransız Le Monde gazetesinde başarıyla uygulanmıştı.

ABD’de 1988 yılında Atlanta Journal and Constitution’un Genel Yayın Yönetmeni Bill Kovach’ın bir Coca-Cola reklamı nedeniyle patron tarafından işten atılmasının ardından okurların kitlesel protesto gösterileri sonucunda Kovach’ın yeniden işe alınması tarihi bir örnektir.

Kovach, 1999-2000 döneminde benim de öğrencisi olduğum Harvard Üniversitesinin gazetecilik okulu olan Nieman’da tepe yöneticisi idi.  

Daha yakın bir geçmişte 2016 yılında Polonya hükümetinin medya özgürlüğünü kısıtlayan yeni yasalarına karşı yine yurttaşların kitlesel protestoları etkili olmuştu.

Medya organının  bütünlüğünü, bağımsız yayın çizgisini koruyup güçlendirebilmesi için yurttaşların yani okur/dinleyici ve izleyicilerin medya organına sahip çıkması da tayin edici bir boyut.

Medya organlarında darbe sonrası iktidarı ele geçiren yeni yönetime karşı etkili protesto örneği olarak da, 12 Mart’tan sonra Cumhuriyet gazetesinde Nadir Nadi ve ekibinin tasfiye edilmesinin ardından okurların gazeteyi boykot etmesi başarılı bir girişimdi.

12 Mart döneminde siyasi alanda darbe yapanlar, medyatik darbeyi de ihmal etmemişlerdi. Ama nafile...Cumhuriyet’de yayın politikası değişince tiraj fevkalade düşmüş, Nadi ekibi yeniden iş başına gelmişti.

Cumhuriyet 2017 yılında bu kez mahkeme yoluyla bir darbeye maruz kaldı ve eski yönetimi tasfiye etti. Söz konusu mahkeme Beştepe etiketli bir yargı organı idi.

Darbelere karşı bu karşı çıkışlar olmasa da, yakın tarihte, dünyada ve Türkiye’de, bir kısmı belki biraz fazla uzun sürmekle birlikte, darbe ile işbaşına gelen hükümet ya da medya yöneticilerinin başarılı oldukları görülmemiştir.

Şeffaf ve katılımcı bir yönetim mekanizması ve kamu çıkarını gözeten bağımsız ve özgür bir yayın politikası medya organlarını olası darbe girişimlerinden büyük ölçüde koruyabilir. (SON/RD)




Yorumlar

ALI MESUT dedi ki…
Çok kapsamlı bir değerlendirme. Teşekkürler Ragıp.
Adsız dedi ki…
Bant sektörü one more international ile farklı bir yere gitti.
Adsız dedi ki…
http://apoletlimedya.blogspot.com/2021/09/medyada-da-darbe-olur.html
esbe cappa travel dedi ki…
En iyi esbe cappa travel avanos tur hizmeti sunan resmi acente.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kürt Siyaseti Rojava ve Bakur’da neden yenildi?

·    Hiç bir yenilgi sadece ve münhasıran dış faktörlerle açıklanamaz. ‘’Süreç’’ Türkiye’de bugün çıkmazda, Rojava saldırı altında. Kürt siyaseti   Türkiye’de ve Suriye’de neleri yap(a)madı? Ragıp Duran   Kamuoyunda özellikle sosyal medyada yoğun, keskin, çok katılımlı, ne yazık ki biraz kaotik ve çoğu zaman ağır hakaretler içeren şiddetli ‘’tartışmalar’’ sürüyor. Kürtlerin önemli bir kesiminde, özellikle gençlerde büyük bir infial var. Öcalan’ın Ankara rejimi ile uzlaşması, DEM yönetiminin somut siyasi gerçeklerden kopuk açıklama ve tutumları ile SDG’nin Kuzey Suriye’de egemenliği altındaki toprakların üçte birinden fazlasını kısa süre içinde Ahmet El Şaraa rejimine kaptırması Kürt dünyasında hayal kırıklığı ve öfke yarattı.   Konu Türkiye’de ‘’Barış’’. ‘’Toplumsal Demokrasi’’     ile başlamışken bugün vardığı aşamada ‘’saç örme’’ ve Bahçeli’ye ‘’Kilim hediye etmeye’’ vardı. Suriye’de ise ‘’Demokratik Konfederalizm’’, ‘’Özyönetim’’, ‘’ekoloji’...

SÜREÇ MUAMMASINDA REJİM NELER KAZANDI? KÜRT TARAFI NELER KAYBETTİ?

Ragıp Duran ·       Bilanço zamanı yaklaşıyor. Projede şeffalık pek yok. Buna rağmen açık kaynaklardaki haber, bilgi, yorum ve duyumları değerlendirerek geçici de olsa bir döküm yapmak mümkün. ‘’Terörsüz Türkiye’’ ya   da ‘’Barış ve Toplumsal Demokrasi’’ adı verilen projenin bugün vardığı aşama itibarıyla bir muhasebesini çıkarmaya çalışalım. Kim ne kazandı? Kim ne kaybetti? sorularına yanıtlar arayalım. Önce rejim yani Erdoğan-Bahçeli iktidarının kazançları: -        *   MHP lideri Bahçeli’nin Meclis’te DEM’li milletvekillerinin ellerini sıkmasıyla başladığı öne sürülen   ve daha sonra özellikle Bahçeli’nin demeçleriyle uygulanan proje, Kürt cenahında büyük umutlar yarattı. Bu kesim, Öcalan’ın açıklamalarıyla birlikte Kürt muhalefetinin önemli bir kesimini rejimin yanına çekti. -         *  Proje, DEM ile ana muhalefet partisi CHP’nin arasının açılmasını hızlandırırken, geniş Kemalist ve...

16 SORU

  *Kürt Meselesi konusunda Türkiye’de ve Suriye’de tam anlamıyla bir şeffaflık ve sağlam bilgi az. Kanaat, tahmin ve dilekler çok. Ayrıca ateşli bir tartışma daha doğrusu kapışma var. Üstelik her şey çok hızlı gelişiyor. Yine de işin ana hatları bir ölçüde ortaya çıkmış durumda. Sakinleşip efendice tartışabilsek...   Ragıp Duran Türkiye’deki ‘’Barış ve Toplumsal Demokrasi’’ projesi diğer adıyla ‘’Terörsüz Türkiye’’ girişiminin gidişatı   ile Suriye’deki Şam rejimi ile SDG arasındaki ihtilaflar konusunda kamuoyunda ama özellikle sosyal medyada çok sert bir tartışma sürüyor. Taraflar, eleştirinin çok ötesinde hakaret ve küfürlerle olağanüstü bir kutuplaşma yaratıyor. Öcalan, PKK ve DEM yöneticilerine keza SDG yönetimine yönelik çok ağır ithamlar havada uçuşuyor. Öte yandan da Öcalan’la ve Mazlum Abdi ile hemfikir olmayanlar, bu iki siyaseti eleştiren kesim linç edilmenin eşiğinde. Türkiye ve Suriye’deki gelişmeler, özellikle Kürt dünyasının gençlik kesiminde fevka...