Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haksızlığın gümbürtüsü

Balyoz davası sadece hukukî açıdan değil siyasî-ideolojik açıdan da tam bir skandal. Hukuk siyasallaşıp iktidar aracı haline geldiğinde, adaletin meşruluğu sorgulanıyor ve gerçek suçlu ile masumlar birbirine karışıyor. Dahası toplum bölünüyor, karşılıklı nefret bileniyor. Herkes kaybediyor. Mahkemenin kararını içeride bekleyen sanıklarla avukatlar, kapıda bekleyen eşler, çocuklar, dostlar ve medyadan haber almak isteyen herhalde milyonlarca kişi… Karar açıklandığında, kimse duymadı ve görmedi ama, müthiş bir gümbürtü koptu aslında. Bilinç ve yürekler infilak etti. Hani gece kâbusta bağırsanız, birinden yardım isteseniz belki de ölümden kurtulacaksınız, ama sesiniz çıkmıyor, bağırıyorsunuz, ama çıt yok. El-kol hareketleri nafile. Saçınızı başınızı da yolsanız, kardeşiniz zaten sağır “eloğlu” ise çok uzaklarda. Pennsylvania Mescidinin üç kalemi, iktidar yanlısı iki dolmakalem “Darbeci misin?” ya da “Sen Ergenekon’u mu savunuyorsun?”  diyecek diye çekinmenin, korkmanın âlemi yok. Be

NEDEN HÂLÂ ECE AYHAN?

Léo Ferré, Ece Ayhan’ın Fransız şarkıcı amca oğludur. Bu aralar öbür tarafta zaman zaman bir araya gelip muhabbet ediyorlar. Bu dünyayı ve kötülük toplumunu terk edeli on yıl olmuş ama   dost-düşman, Ece Ayhan hakkında hâlâ yazar, konuşur, tartışır. Simsiyah bir fonda kıpkızıl bir Ece Ayhan figürü var gönüllerde, bilinçlerde. Tarih, müzik, sinema, etik, şiir, estetik, ölüm, yaşam derken…yıka yıka bitirmek gerek bu sarışın evreni. Değil mi? Bugünlerde Cehennet’in Ceh kısmına yakın köşesinde/sokağında, Ece Ayhan’ın arada bir görüştüğü anardaşlarından biri de Léo   Ferré olsa gerek. Çünkü sonuç olarak ikisi de sanatçıdır, ikisi de Tanrı ve Allah’la   vakti zamanında bir güzel helalleşmişlerdir, ikisinin kafa ve gönlü   kırmızı-siyahtır. Léo Ferré, ‘Zor Zamanlar’ (Les Temps Difficiles)   adlı şarkısının sonunda, benim tamamen serbest çevirimle   şöyle der: Zor zamanlar zor Verlaine   binbir sıkıntı içinde göçtü gitti Rembrandt öldüğünde peşi

Tabu olan yerde özgürlük eksiktir

Hukukun, iktidarın önemli bir ideolojik aracı olarak işlev gördüğü ülkelerde, fotoğrafın yargısal kaderi, fotoğraftaki kişinin iktidarla ilişkisi temelinde kurulur. Yoksul ve mülksüzlerin sefil perişan hallerini her gün medyada görebilirsiniz ama zengin ve muktedirler, özel hayatlarını korumasını, devletle birlikte, iyi bilir. Bu fotoğraflar   Türkiye ’de çekilse gazeteler yayımlar mıydı? Türkiye’de de, Kraliyet ailesi olmamasına rağmen, geçmişte üst düzey devlet yöneticilerinin ya da medyatik ünlülerin, kamu alanı sayılamayacak özel alanlarda, kendilerinden habersizce, gizli bir şekilde fotoğrafları çekildi, bazıları yayımlandı, bazıları yayımlanmadı.   Fotoğraf , görsel bir haber unsuru olarak, kamu yararı içeriyorsa, herhangi bir kişi ya da grubun herhangi bir hakkını ihlal etmiyorsa yayımlanabilir. Son yıllarda Batı’da gelişen ‘İmaj Hakkı’ ilkeleri çerçevesinde, kamu alanında bile olsa, bir kişinin fotoğrafının yayımlanabilmesi için sözkonusu kişinin özel/yazılı izninin al

Mesele Dergisinde Söyleşi

-Samandağ izlenimleriyle başlayalım istersen. Gerçi izlenimlerin birdirbir.org sitesinde yayımlandı, ama medyanın Antakya’daki iki kampta yaşananları adli olaylar olarak sunmasının dışında neler olup bittiğine dair pek bilgimiz yok. Suriye’de yaşanan çatışmalar, kampların varlığı ve kamplardaki hayat Samandağ’a nasıl yansıyor? ·         Evet çok ilginç. Kampların bulunduğu   Antakya Samandağ, Reyhanlı, Yayladağ ya da Antep İslahiye’de yaşamayan insanlar, Suriyeli mülteciler konusundaki bilgileri   televizyon ve gazetelerden öğreniyor. Bu bilgiler ise saydığım yörelerde, sahadaki bilgilerden çok farklı, hatta neredeyse zıt. Esad yanlısı/Muhalif ayrıca Nusayri/Sünni gibi kutuplaşmalar var. Ama en önemli bölünme, AKP’nin Suriye’ye bakışı ile   Antakyalının bakışı arasında. Antakyalı dediğimde,   1939’dan bu yana başka bir devletin toprakları içinde yaşasalar da,    özellikle Halep ile kardeş şehirlikten de öte yoğun bir ilişki içinde olan Antakyalılardan , Arapça konuşa