Ragıp Duran
·
‘’Zenginler, istedikleri mesajları
fakirlere iletmek amacıyla medya organları satın alır’’ demişti Bourdieu. Biz
bu nedenle aktüaliteye fazla yüz vermeyelim. Arkasına, dibine bakalım.
Hocam merhaba...
Nasılsınız?
İyiyim teşekkür ederim.
Sen de iyisin değil mi?
Sağolun iyiyim. Yalnız
gündem bu aralar yine çok yoğun. Bir yandan Yeni Parti’deki gelişmeler bir
yandan Çerçeve Yasa meselesi... Ne diyorsunuz bu konularda?
Daha önce söylemiştim.
Gündeme takılıp kalmayalım. Çünkü gündemdeki konuları doğru dürüst
kavrayabilmek için bile öncelikle sağlam, derin bir düşünme, değerlendirme ve
eleştiri kültürüne, bu alanlarda güçlü bir arka plan bilgisine sahip olmak
lazım. Yoksa iş kahve muhabbetine döner. Fransızcada ‘’Politique politicienne’’
(Politikacı siyaseti) diye bir deyim var. Kendi çıkarları için, kısır
çekişmeler, yüzeysel atışmalar anlamında.
Nedir bu ‘’Sağlam, derin
bir düşünme, değerlendirme ve eleştiri kültürü’’ dediğiniz?
Öyle üç cümlede
açıklayabileceğim bir şey değil. Ama geçenlerde kıdemli bir siyasetçi, özel bir
sohbette ‘’Ortam hepimizi zehirliyor. Geçen gün fark ettim, bazen ben de
sloganlarla konuşuyorum. Halbuki tartışmayı öğrenmeden önce özgür düşünmeyi
öğrenmemiz lazım’’ dedi. Dikkat et ‘’Özgür Düşünce’’ demiyor, ‘’Özgür Düşünme’’
diyor.
Biraz açar mısınız?
İnsanı diğer canlı
varlıklardan ayırdeden önemli özelliklerinden biri, belki de birincisi,
düşünmesi. Düşünmek, düşünebilmek hele özgürce düşünmek aslında başlı başına
devrimci bir tutum. Hannah Arendt’i bilirsin. Şu anda elimin altında yok ama
önemli bir tespiti şu: Faşizm, kitleleri ya da tek tek insanları, esas olarak,
faşist ideoloji ve politikalara bağımlı kılmaya çalışmaktan çok, insanların
düşünme yetisini iptal ve imha etmeye çalışır. Çünkü düşünemeyen insan, yani
olumlu ile olumsuz ayrımını yapamayan insan, düşünemediği için eyleme de
geçemeyen insan çok kolay yönetilir.
A evet Hocam.
Türkiye’deki en önemli Arendt uzmanı Fatmagül Berktay’ın bir konuşmasında
duymuştum bu sözleri.
Fatmagül Hocayı tanırım. Gerçekten çok değerli bir aydın. ''Birlikte Düşünmek, Fatmagül Berktay'a Armağan'' başlıklı kitabı daha dün sipariş ettim.
Düşünme kültürü
diyordunuz...
Sen gündeme meraklısın,
aktüel bir konuyla bağlantısını açmaya çalışayım bu meselenin. Bir grup insan,
bunların arasında siyasetçiler var, akademisyenler var, kendini gazeteci
sananlar var, bunlar halihazırda devletin bir mahpusla müzakere yaptığını sanıyor.
Yapmıyor mu?
Bu devlet kiminle ne
zaman müzakere yapmış ki? Var mı bir müzakere, pazarlık, diyalog geçmişi? Osmanlı’da
ve T.C’de devletin yurttaşları, yurttaş grubu ile hiç bir müzakeresi yok. Osmanlı’da
dış unsurla müzakere denilebilecek tek örnek askeri mecrada gerçekleşmiş.
Sonradan yani çöküş dönemindeki devletlerarası anlaşmalar ayrı bir konu.
Nasıl?
Osmanlı, yükselme/genişleme
yani işgal yıllarında mesela bir Bizans kalesini/kentini kuşatıyor. Kale
düşmeden önce içeriye bir heyet gönderiyor komutan ve karşı tarafa mesajını
iletiyor: ‘’Yarın akşama kadar teslim olmazsanız burayı yakar yıkar dümdüz
ederiz!’’. Osmanlı usulü müzakere bu.
‘’Devletle müzakere
yaptığını sananlar’’ diyordunuz. Anladım kimlerden söz ettiğinizi ama sonrasını
bekliyorum.
Bu kesim, devleti hele
Türk devletini ya hiç bilmiyor, ya da anlamamış, anlamışsa da yanlış anlamış. 6
yüzyıl 3 kıtaya egemen olmuş Osmanlı’nın devamı ayrıca koca Bizans
İmparatorluğunun varisi bu devlet. Bizans sözcüğü aynı zamanda entrika anlamına
da gelir. Oturup öyle esir almış olsa da dengesiz tutarsız bir esirle müzakere
filan yapmaz. Suya götürür sussuz getirir. Bak bu kesim, devleti önce teorik
olarak anlayıp kavramak için Platon, Aristoteles ve Sokrates’i okuyup sindirmiş
mi? Sonra Marx, Lenin, Bourdieu ve
nihayet Poulantzas’ın devlet ve iktidar konusundaki görüşlerinden haberdar mı?
Bugün devletle müzakere ettiğini sananlar Abdülhamit, İttihat Terakki ve Mustafa
Kemal’in uygulamalarını biliyorlar mı?
Hocam siz de doktora
talebesinden talep edilenleri istiyorsunuz bu kesimden. Abartılı olmuyor mu?
Devlet kurmak, bir
milleti kurtarmak, bağımsızlık, özgürlük kazanmak doktora yapmak kadar kolay mı
sanıyorsun?
Yok değil tabi ama bu
taleplerinizi karşılayacak bir örgüt, bir lider kadrosu göremiyorum ben.
Tamam işte bu zihniyet,
bu altyapı olmadığı için sözkonusu kesim paralel evrende yaşıyor halen. Devlet
kollarını açmış onları kucaklamış durumda, bunlar hala ‘’İmralı’ya özgürlük,
statü, barış, demokrasi’’ filan diyor. Oysa çoktan devlete entegre olmuşlar
haberleri yok. Devlet, bunları
parmağının ucunda oynatıyor.
Bu sizin sözleriniz hani
biraz devlet propagandası olmuyor mu?
Yoo niye propaganda
olsun. Ben devletin gücünden, maharetinden, geçmişinden söz ediyorum.
Propagandada yalan vardır, eğrilmiş bükülmüş bilgiler olur. Benim söylediklerim
hakikati yansıtıyor. Ben rakibimi iyi tanımak zorundayım. Yoksa ona karşı doğru
mücadele veremem.
Hocam bugün biraz
Siyasal Bilimler dersi gibi oldu. Ama bence iyi oldu. Hakikaten gündeme
takılınca ufkumuz daralıyor, hatta fikrimiz kısırlaşıyor, değil mi?
Evet ama ben kimseye
ders vermem, ders alırım!
Fatih Terim’i de anmış
olduk bu vesileyle... İyi günler. Haftaya görüşmek üzere.
Look at the tabela!
(SON/RD)
Yorumlar