Ana içeriğe atla

Ben sizin sürünüzden ayrılan koyun değilim!

Yayınlanan bir yazım ile 8 kelimelik bir cümlem  sosyal medyada acaip bir şekilde yaygınlaştı ve farklı tepkilere yol açtı. Her mesaja cevap verecek halim yok. Ama altı noktaya açıklık getirmek isterim.

Duran Kalkan: Barışın kilit noktası İmralı, siyasetin önü açılmalı Gazeteci Ruşen  Çakır'a konuşan Kalkan, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin merkezinde  Önder Apo'nun olduğunu belirterek, "Silahlı mücadeleyi sona erdirdik,  Türkiye'ye karşı silahlı eylem


Ragıp Duran

Son zamanlarda yayınlanan R.Çakır’ın D.Kalkan’la söyleşisine yönelik eleştirimle T.Tatari’nin A.Dicle yazısı hakkında X’de yazdığım 8 kelimelik bir cümle, sosyal medyada çok gürültü kopardı. Onbinlerce yurttaş bu iki yazıyı beğendiğini gösterirken çok sayıda sosyal medya kullanıcısı da linç derecesine varan küfür ve hakaretlerle karşılık verdi.

Kimseye yanıt vermek, muarızlarımı ikna etmek durumunda değilim. Zaten ilke olarak, trollere ve küfür yazıcılarına yanıt vermemek gerekir. Ama özgürce ve efendice siyasi fikir ya da mesleki tartışma yapmak isteyenler için bir kaç konuya açıklık getirmek istiyorum.

Ben politikacı değilim, gazeteciyim. Dolayısıyla benim oy toplamak, tık kazanmak diye bir amacım yok. Tanıklık ettiğim olayları, gördüğüm duyduğum, okuyup araştırdığım olguları, görüş, fikir ve tutumları denetleyip doğruluğundan emin olduğum bilgi ve görüşleri yazmakla/söylemekle yükümlüyüm. Yazdığım kimi üzer, kızdırır, kimi sevindirir diye hesap kitap yapmam. 

Son dönemlerde bazı Internet sitelerinde düzenli olarak yazılar yazdım. Ama yazılarımı artık sadece kendi blogumda (www.apoletlimedya.blogspot) yayınlıyorum ve X’de paylaşıyorum. Ayrıca güvendiğim arkadaşlarımın You Tube kanallarında yayınlanan tartışmalara katıldığım oluyor.  Dolayısıyla bir patronum  yok.

Benim temel kriterim İKTİDAR. Yurttaş ya da gazeteci olarak ben her konuya siyasi perspektiften bakıyorum. Bu alandaki temel kriterim, kişilerin, örgütlerin, olayların iktidarla olan ilişkileri. İktidarı zayıflatan/yıpratan her adım, hamle ve tutumu desteklerim. Haberini yazar, yorumunu yaparım. İktidarı destekleyen/güçlendiren her kişi, örgüt, yaklaşım ve davranışa da karşı çıkarım, eleştiririm. Çünkü gazetecilik ilke olarak ve mükemmel bir şekilde (Par principe et par excellence) zaten bir muhalefet mesleğidir. İşlediği konuyu eleştirmeyen, deşmeyen, kamu çıkarı ve toplum için olumsuz olan gelişmeleri yazıp kınamayana gazeteci denmez, propagandacı, reklamcı ya da halkla ilişkilerci denir. Bu kesime bazen de ‘’Devlet gazetecisi’’,  ‘’Pravda-Tass muhabiri’’, ’’Kiralık kalem’’ ya da ‘’Maaşlı Sözcü’’ de denir.  Terörsüz  Türkiye süreci, tartışmasız bir şekilde son iki yılda iktidarı güçlendirdi, muhalefeti zayıflattı. Kürt ulusu da ne Türkiye’de ne de bölgede herhangi bir kazanım elde etti. Umutsuzluk, kafa karşıklığı, eski Önderliğe öfkenin yanısıra, Bakur’da Kürt düşmanlığı devam ediyor, Rojava’da statü gitti, Başur tehdit altında, Rojhilat’da durum karışık.

 

Nefretinizi anlıyorum ama... Küfür ve hakaretten başka bir şey yazamayan trollerin ve Terörsüz Türkiye partizanlarının nefretini anlıyorum. Okuduğum yüzlerce mesaj içinde bir tane bile benim eleştirdiğim konular hakkında bir karşı görüş, somut bir itiraz yok. Olsa memnun olacağım. Yanıt bile yazabilirim. 

Ben yaklaşık 1983 yılından 1999’a kadar kelle koltukta Kürt bölgelerinde, Türkiye ve Avrupa’da muhabirlik yaptım. Kürt meselesi hakkında bildiğim dillerde onlarca kitap okudum. Uzmanlardan, PKKli ve PKKli olmayan yüzlerce arkadaşımdan ve haber kaynağından Kürt meselesi hakkında çok şey öğrendim. Bir Öcalan  söyleşisi nedeniyle hapis yattım. Daha önce kısa bir süre Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendiğim Özgür Gündem’le dayanışma davasında yeni bir mahkumiyetin eşiğindeyim. Türkiye’de ve Avrupa’da Kürt medyasına ve Kürt meslekdaşlarıma eğitim verdim, elimden gelen katkıları gerçekleştirdim. Kendimden söz etmekten hoşlanmam ama yaşı uygun olmayanlar ya da bu gerçekleri bilmeyenler için hatırlatmak zorundayım. Bunu da ‘’Ancak bedel ödemiş olanlar görüş belirtebilir’’ yaklaşımını benimsediğimden yazmıyorum. Bu yaklaşım yanlış. Görüş belirtmek, fikir geliştirmek için bedel ödemek şart değil. Her yurttaş görüş (Küfür, hakaret değil)  açıklayabilir. Benim konumumda olan birinin, bugün Öcalan/PKK/Terörsüz Türkiye sürecine muhalefet etmesi çok tepki toplamış: ‘’Sen de mi hocam?’’, ‘’Sattın bizi!’’, ‘’Artık yaşlanmışsın hatta bunamışsın!’’ gibi mesajlar aldım. Ben hiç bir örgütle, hiç bir liderle katolik nikahı kıymadım ki... Kararımı, tutumumu lidere ya da kitleye göre değil kendi bağımsız, özgür ve özellikle de muhalif perspektifimle veriyorum. Ben biat edenlerden değilim. Sürüye dahil değilim. Baştan beri ve bugün hâlâ Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını savunuyorum.

Benim esas eleştiri hedefim Öcalan değil. Abdullah Öcalan (Sayın mı demeliydim?) benim için ne Peygamber, ne lider ne de bağımsız özgür bir siyasi şahsiyet. Kendisi artık sadece iktidarın bir aparatı, bir sözcüsü, mesaj taşıyıcısı. 1999’dan bu yana devlete, iktidara, rejime yamalanmış bir kişilik. İkinci derece sorumlu bir mahkum. Öcalan, Terörsüz Türkiye sürecini, cilalayıp Sümer Rahip Devleti, Komün, ‘’demokratik entegrasyon’’ (Yani asimilasyon) , Kürt erkeğini dönüştürmek gibi deli zırvalarıyla müritlerine empoze ettiği için eleştirilebilir. Ama esas olarak bugün iktidarla işbirliği yaptığı için ayrıca Kürt ulusal kimliğini ve bilincini yok etmek istediği için kınanmalı.  

Ulak oğlanı, ulak kızı sıfatları cinsiyetçi değildir. Bazı tanıdıklarım dahil bir kesim yurttaş, Tatari-Dicle ikilisi hakkında kullandığım  ‘’Ulak kızı/Ulak oğlanı’’ ibaresini cinsiyetçi bulup, kınamış. Bu deyim mesleki açıdan sert ve ağır bir itham. Ama ikisi de gazetecilik değil postacılık yapıyor. Özgür değiller. Dogmaları var. Yüce Önder’e biat etmişler. Sen ben bizim oğlan... ya da körler sağırlar birbirini ağırlar muhabeti yapmışlar. Haber diye pazarlamaya kalkıyorlar. Arkalarına da devletle PKK’yi almışlar, konforlu bir makamdan, kendileri gibi düşünmeyen ve yazmayanlara FETÖ’cü (Devlet ağzı), MİT’çi, MOSSAD’çı filan diye çamur atıyor. Öcalan’ın F.Gülen hakkındaki açıklamalarından habersizler. MİT’i en fazla öven kişinin kim olduğunu bilmiyorlar mı? MOSSAD da devlet ağzı. Bunlar entegrasyon henüz tamamlanmamışken, resmi terminoloji ve söylemi hemen benimseyivermişler. Bravo! Benim ağzımda kız ya da oğlan sözcüklerinin, bu metinde olsun, günlük konuşmada olsun genel olarak hiç bir cinsiyetçi, aşağılayıcı bir anlamı yoktur. Öyle düşünenlerde sorun olsa gerek...

Bana ayrıca da bir kadın tarihçiye yönelik cinsiyetçi ve yaş ayrımcı (ageist) binbir hakaret hakkında ağızlarını açmayanlar bu kız/oğlan/ulak sözüne takılmış anlaşılan. Aldırmıyorum.

Sonuç olarak ben sürünüzden ayrılan bir koyun değilim. Çünkü koyun değilim. Çobanım da yok, olmadı ve olmayacak. Ben Kürt meselesine ilgi duyan, ama esas olarak şahsi, siyasi  ve mesleki bağımsızlığıma ve özgürlüğüme azami özen gösteren sıradan bir gazeteciyim. Verdiğim rahatsızlıktan dolayı mutluyum.

 



(SON/RD)

 

 

 

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Sayın Duran, sürünün bir parçası olmayıp yalnızlığı ve zorluğu sırtlanıp doğru bildiğiniz yolda yürümenizi sağlayan aklınıza ve vicdanınıza selam olsun. Kürt halkının kolektif haklarının talep edilmesini tabulaştırma ve Kürt halkını bir bütün olarak türk devletinin bir aparatı haline getirme operasyonu yürütülüyor. Adına da ‘süreç’ deniyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir.
Adsız dedi ki…
Ragıp Bey beyni Öcalan gibi satılık olmayan Kürd milleti sizi ayakta alkışlıyor. Sizinleyiz. Hakikat çamurla sıvanmaz, güneş gibidir hep aydınlatmaya devam eder. Sizin bu şerefli duruşunuz da böyledir
Adsız dedi ki…
Kürt meselesinde bunca çirkefliğe, mide bulandırıcı duruma rağmen böylesine umut veren ilkeli, aydın kalemlerin olması bizi sevindiriyor.
M. Yakut dedi ki…
Sayın Duran, siz bildiğiniz yoldan gitmeye devam edin lütfen. Trollere, müridlere takılmayın ve de moralinizi bozmayın. Efendilerine en ufak bir eleştiriye bile tahammül edemiyorlar. Hemen mitçi, işbirlikçi, özel savaşın hizmetçisi diye damgalamaya çalışıyorlar. Oysa Öcalan'ın Mit merkezinde PKK 12. kongresini yönettiğini, TC'ye toz kondurmadığını, Kürtlere resmî dil bile istemediğini göremeyecek kadar körler.
Size ve sevdiklerinize sağlık ve uzun ömürler diliyorum.
Adsız dedi ki…
Harfiyen size katılıyorum: Bu yaklaşımlarının bilimsel psikolojik karşılığı şu şekilde tanımlanabilir:

Bu durumun arkasındaki temel psikolojik ve sosyal süreçler bilişsel çelişki (kognitif dissonans) ve rasyonalizasyon (akılcılaştırma / ussallaştırma) kavramlarıyla açıklanır.

Bilişsel Çelişki ve Uyumsuzlukİçsel Gerilim: Desteklenen liderin veya partinin daha önceki inançlarla tamamen ters düşen bir adım atması, bireyin zihninde inançları ile yaşanan gerçeklik arasında şiddetli bir tutarsızlık yaratır.
Denge Arayışı: Zihin bu rahatsız edici baskıyı ve utanç duygusunu taşımakta zorlandığı için gerilimi azaltma yolları arar.

Rasyonalizasyon (Akılcılaştırma)Kabul Edilebilir Gerekçeler: Birey, yapılan dönüşü bir hata veya ilkesizlik olarak kabul etmek yerine, durumu mantıklı ve meşru gösterecek sahte/yapay kılıflar ve "yüksek aklın gereği" gibi açıklamalar üretir.
Fikirde Geri Dönüş Yok Savunusu: "Taktiksel hamle", "şartların değişmesi" veya "liderin bildiği bir şey var" diyerek durumu kötü bir olay olmaktan çıkarır, böylece kendi öz saygısını ve aidiyetini korur.
Adsız dedi ki…
Sevgili Duran biz seni taniyoruz. Senin bu sürüde farkli düsüniyorum olman son serve etkili oldugu için bunlar size saldiriyorlar. Biz birlikteyiz birlikte göç Doğan bunlar hakkikatan ayrilmisler ve hakkikat haki kati dilendirenin yanindadir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalkan-Çakır Söyleşisi Üzerine

  ·      Bugün Türkiye’de gerçek anlamda bağımsız, özgür gazetecilik yapılabiliyor mu?   Söyleşinin, haber, yorum, incelemeden ne gibi farkları olmalı? Kalkan-Çakır söyleşisini değerlendirmeye çalıştım. Ragıp Duran Ruşen Çakır’ın Medyascope’da yayınlanan Duran Kalkan söyleşisini yeni izleyebildim. Çakır, söyleşinin yarattığı tartışmalar hakkında da bilahare kısa bir video çekti ve bazı eleştiriler konusundaki görüşlerini yayınladı. Konunun kalbine inmeden başlangıçta iki noktaya dikkat çekmek istiyorum: ·        Türkiye’de halihazırda, yani tüm medya organlarının neredeyse yüzde 90’ı iktidarın denetiminde iken, halen 13 gazeteci hapiste, onlarcası da kovuşturma altında iken, çok sayıda gazeteci de sürgüne çıkmak zorunda kalmışken,  rejimden farklı düşünenler bir X mesajı nedeniyle sorgulanıp gözaltına alınıyorsa, Türkiye’de gazetecilikten söz edilemez. Çakır’ın söyleşisi iyi gazetecilik mi kötü gazetecilik m...

Kürt Siyaseti Rojava ve Bakur’da neden yenildi?

·    Hiç bir yenilgi sadece ve münhasıran dış faktörlerle açıklanamaz. ‘’Süreç’’ Türkiye’de bugün çıkmazda, Rojava saldırı altında. Kürt siyaseti   Türkiye’de ve Suriye’de neleri yap(a)madı? Ragıp Duran   Kamuoyunda özellikle sosyal medyada yoğun, keskin, çok katılımlı, ne yazık ki biraz kaotik ve çoğu zaman ağır hakaretler içeren şiddetli ‘’tartışmalar’’ sürüyor. Kürtlerin önemli bir kesiminde, özellikle gençlerde büyük bir infial var. Öcalan’ın Ankara rejimi ile uzlaşması, DEM yönetiminin somut siyasi gerçeklerden kopuk açıklama ve tutumları ile SDG’nin Kuzey Suriye’de egemenliği altındaki toprakların üçte birinden fazlasını kısa süre içinde Ahmet El Şaraa rejimine kaptırması Kürt dünyasında hayal kırıklığı ve öfke yarattı.   Konu Türkiye’de ‘’Barış’’. ‘’Toplumsal Demokrasi’’     ile başlamışken bugün vardığı aşamada ‘’saç örme’’ ve Bahçeli’ye ‘’Kilim hediye etmeye’’ vardı. Suriye’de ise ‘’Demokratik Konfederalizm’’, ‘’Özyönetim’’, ‘’ekoloji’...