Ana içeriğe atla

Yolsuzluğa Karşı Mücadelede Medya


* Kalıcı, köklü, evrensel ve devasa bir sorun olan yolsuzluğa karşı etkili mücadelenin en önemli araçlarından biri bağımsız, tarafsız ve adil bir yargı ise bağımsız ve özgür bir medya olmaksızın bu belayı altetmek mümkün değil.

Ragıp DURAN

Illustrations de La Corruption - Gratuit en SVG, PNG, GIF | IconScout

Bugün sadece güncel bir sorun olduğu için değil aynı zamanda kalıcı, köklü ve evrensel bir mesele olduğu için Devlet-Yolsuzluk-Yurttaş-Medya dörtlüsünün konumu ve işlevleri son derece önemli. Özellikle Türkiye’de.

Bu dörtlü aslında çok boyutlu ve karmaşık bir nebula. Yolsuzluk, devleti çürüttüğü için, yurttaşın resmi ve özel kurumlara olan ilgi ve güvenini sarsıyor ayrıca da ülkenin sosyal ve ekonomik gelişmesini engelliyor.

Yolsuzluk, eşit yurttaşlık ilkesini de  berhava ediyor. Soruları çalanlar sınavlarda başarılı sayılıyor, çok iyi hazırlanıp sınava girenler ise kaybediyor. Rüşvet verip atamasını alan memur adayı, kendisinden çok daha parlak bir başka memur adayının hakkını gaspediyor. Birisi para verip satın aldığı sahte diplomayla işe girerken, hakiki diploması olan işsiz kalıyor. Hatta kodese atılıyor !  

Yolsuzluk, kamu kaynaklarının, yandaşlara peşkeş çekilmesi nedeniyle, yurttaşın verdiği vergilerin özel çıkarlara hizmet etmesine yol açıyor.

Yolsuzluğun yarattığı siyasi, ekonomik, ahlaki olumsuzluklar saymakla bitmez.

Corruption Images

Yolsuzluk milli ve yerli değil

Yolsuzluğa karşı mücadelede,  BM’den Dünya Bankasına, AB’den çeşitli global STK’lara karşı çok sayıda kurum ve örgüt, kendi çapında etkinlikler düzenliyor, raporlar hazırlıyor. Transparency International/ The Global Coalition Against Corruption (Uluslararası Şeffaflık Örgütü/ Yolsuzluğa Karşı Global Koalisyon) (www.transparency.org) bu sektörün en büyük kuruluşlarından biri.

Çeşitli ülkelerin Adliye’leri de yolsuzluğu özel bir suç olarak niteleyip buna uygun savcılık  soruşturma ve yargılama ekipleri kuruyor.

Yolsuzluğun arkeolojisini çizmeye başladığımızda bunun esas olarak bir ‘’Devlet İşi’’ yani siyasi bir sorun olduğunu saptamak çok zor değil. Bu teşhisi yapmadan doğru bir tedavi haliyle mümkün değil.

İlk baştaki dörtlüde, aslında Yurttaş ile Medya aynı safta. Çünkü her ikisi de Devlet’e ve Yolsuzluğa karşı mücadele etmek konumunda. Ayrıca yurttaş ancak medya aracılığı ile yolsuzluk olaylarından haberdar olabiliyor. Yurttaşlar yolsuzlukla mücadele eden STK’larda görev alırken bilgi ve değerlendirmelerini esas olarak medyadan alabiliyor.Çalışmalarının sonuçlarını da medya aracılığıyla kamuoyuna ulaştırabiliyor.  

Gazze için Ağustos ortasında Londra’da yapılan bir mitingde bir göstericinin elinde son derece anlamlı bir sloganı içeren pankart vardı : ‘’Önce gazetecileri aldılar, sonra ne oldu bilmiyoruz!’’.

Dolayısıyla medya, yolsuzluğa karşı mücadelede yurttaşların eli kolu, ağzı kulağı.

Sizin yolsuzluk, bizim yolsuzluk

Ne var ki medyanın yolsuzluk haberlerini özgürce yayınlayabilmesi, konuyu araştırıp soruşturabilmesi  için  bizatihi kendisinin özgür ve bağımsız olması gerekir.  Türkiye’de böyle bir durum çok uzun zamandır gerçekleşmedi. Mesela bugün yandaş medyada AKP belediyelerinde ya da iktidara yakın çevrelerde meydana gelen yolsuzluklarla ilgili bir tek doğru dürüst haber okuyamazsınız. Yandaş medya o konuya girmek zorunda kalırsa, olayı tahrif etmek ya da yalanlamak için haber yapıyor. Keza CHP yanlısı medyada da durum aynı. Onlar da sadece iktidara yakın kişi ve kurumların  yolsuzluk haberlerine yer veriyor.

Unutmayalım ki medya tek başına etkili olabilecek, siyasi gücü olan bir aparat değil. Halen ülkenin en büyük medya kuruluşlarından biri, devlet eliyle bir yandaşa devredilmiş, kamu bankasından alınan kredi ödenmemiş ise, bu medya kuruluşunun yolsuzluğa karşı - kendisi bu konuda uzman olmasına rağmen – çıkması mümkün değil.  

Yargı da bulaşmışsa yolsuzluğa…

Images de Corruption – Téléchargement gratuit sur Freepik

Ülkede bağımsız, tarafsız ve adil bir hukuk sistemi ve yapılanması yoksa, yani hakim ve savcılar da iktidarın aletleri haline getirilmişse yolsuzluğa karşı mücadele iyice zorlaşır. Son zamanlarda Türkiye’de hakim ve savcılarla avukatların da karıştığı yolsuzluk ve rüşvet  skandallarında Adliye’den, hukuk dünyasından doğru haber almak  samanlıkta iğne aramak gibi oldu.

Olumlu bir örnek: Onlar TV

Legal but corrupt | World Rainforest Movement

Nispeten olumlu bir fotografı da sunmak lazım. ‘’Onlar TV’’ adı altında çalışan 4 gazeteci ve bir koordinatörün yolsuzluk skandalları konusundaki çalışmaları takdire şayan. Bu meslekdaşlara yine de bir çift sözüm olacak:

- Ele geçirdikleri iddianameler ya da sanıklardan, sanık avukatlarından aldıkları bilgileri, belgeleri haber yapmak kuşkusuz iyi bir mesleki performans gösterisi. Ancak yetersiz. Daha derin kazmak, iddianamelerdeki eksiklik ve çelişkileri saptamak, daha geniş bir haber kaynağına ulaşıp onların da bilgi ve görüşlerini almak, çeşitli skandallar arasındaki ilişkileri kurmak belki de en önemlisi bu skandalların perde arkasındaki siyasi gücü somut bilgi ve belgelerle teşhir etmek iyi olur. Çünkü bazen iddia makamı rakip bir çeteyi teşhir etmek üzere iddianame hazırlayabilir.‘’Onlar TV’’deki meslekdaşlar sundukları dosyaların geçmişini her zaman ayrıntılı bir şekilde veremiyor, daha çok kişiler üzerinde yoğunlaşıyor.

- Görebildiğim kadarıyla dört gazeteci  birlikte değil bağımsız bir şekilde ayrı ayrı çalışıyor. Halbuki bu devasa skandallar mutlaka kollektif çalışma gerektirecek kadar çok boyutlu, yüzlerce bazen binlerce sayfa belgenin incelenmesini gerektiren skandallar. Her gazeteci her konuda uzman olamayacağına göre, bu gazeteci ekibine zaman zaman mutlaka hukukçu,  siyasal bilimler ve konusuna göre özgün alanların uzmanlarının danışmanlık yapması gerekir.

‘’Onlar TV’’den başka yurtiçinde  ve yurtdışında bazı gazeteciler You Tube üzerinden yaptıkları yayınlarda yolsuzluk skandallarını teşhir etmeye çalışıyor. Serdar Akinan ya da Cevheri  Güven ilk aklıma gelen örnekler. Bu yeni tip gazeteciliğin önemli bir eksiği var. İyi haber kaynakları olan meslekdaşlar oralardan aldıkları bilgi, duyum ya da iddiaları biraz deşip haber haline getirip yayınlıyor. Oysa ki gazetecilikte editör -artık ne yazık ki kalmadı-  haberin doğruluğu ve sunumu konusunda tayin edici bir role sahip. 

Yolsuzluk global, mücadele de global

Yolsuzluk artık büyük ölçüde evrensel bir boyut kazandığı için dünyadaki gazetecilerin son derece etkili ve verimli global örgütlenmeleri sayesinde iyi sonuçlar elde ettiğini görüyoruz. Off shore bankalarda kimin ne kadar gizli hesabı olduğunu teşhir eden Panama Belgeleri mesela ICIJ’nin (Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu) (www.icij.org)  başarılı bir operasyonuydu. Global İnvestigative Journalism Network (Araştırmacı Gazetecilik Global Şebekesi) (https://gijn.org/tr/) de bir tek yolsuzluk soruşturması için gerekirse 10 ülkeden 50 gazeteciyi seferber edebiliyor.

Keza, ProPublica (Kamu Yararı için Araştırmacı Gazetecilik) (www.propublica.org) ve Organized Crime and Corruption Reporting Project (Organize Suç ve Yolsuzluk Haberciliği Projesi) (OCCRP) (https://www.occrp.org/en) de global düzeyde çalışan örgütlerin en önemlileri. Bölgesel ya da sadece bir tek ülkede farklı medyadaki gazetecilerin bir araya gelip kurdukları platformlar da mevcut.

Bu arada bilgisayar teknolojisini kullanarak özellikle global banka ve holdinglerin özel/gizli yazışmalarını ele geçirip buralardaki yolsuzluk skandallarını teşhir eden Wikileaks’i de anmak gerekir.

Center For İnvestigative Reporting (Araştırmacı Gazetecilik Merkezi) (https://cin.ba/en/) de önemli bir mesleki kuruluş.

Yeni bir kaynak: Alarm Verenler

Corruption cartoons : résultats (14 mille) d'images libres de droits, de  photos de stock et d'illustrations | Shutterstock

Ulusal ya da global düzeydeki yolsuzluk olaylarının ortaya çıkarılmasında son zamanlarda gazetecilerin yanısıra, İngilizce ‘’whistleblower’’ (Düdük çalan), Fransızca ‘’Lanceur d’alerte’’ (Alarm veren)  Türkçe’de bence yanlış bir şekilde ‘’Muhbir’’ ya da ‘’İtirafçı’’adı verilen kişiler etkili oldu. Çalıştığı kurum ya da şirketteki bir yolsuzluğu bir gazeteciyle paylaşan ya da bizzat kendisi medyaya veren bu kişiler, içeriden genellikle sağlam ve doğru bilgi verdikleri için önemli bir kaynak.

Sedat Peker de bu konumdaydı.

Muhbir ve itirafçı sözcükleri genelde olumsuz bir anlam taşıdığı için bazı uzmanlar Türkçe karşılık olarak bu konuma ‘’Kıvılcım Çakan’’ deyimini önermiş. ‘’İp Ucu Veren’’, ‘’İçeriden Teşhir Eden’’ gibi ibareler yaptıkları işi daha iyi tarif ediyor.  Belki de Fransızcadaki ‘’Alarm Veren’’ sıfatını benimseyebiliriz. 

Kuşkusuz gazeteci, geleneksel kuşkuculuğunu ve araştırmacılığını hiç bir zaman elden bırakmaması gerektiği için bu tür kaynaklardan gelen tüm bilgileri mecburen hammade olarak, duyum ya da iddia olarak değerlendirip ayrıntılı bir şekilde denetledikten sonra haber yapmak zorunda.

Devlet düzgün, mahkemeler adil, medya özgür olacak

Sonuç olarak yolsuzluğa karşı mücadelenin birinci maddesi, kimi ülkelerde organize suç örgütü  haline gelmiş olan devletin bu olumsuzluğuna karşı mücadele. Adaletin ve basının  bağımsız ve özgür olması da mutlaka gereken bir şart.

Ne var ki Türkiye’de bu koşullar yerine getirilmedi, getirilemiyor. Keyfi idare, cezasızlık, istibdat rejimi yolsuzluğun önlenmesini engelliyor.

Her şeye rağmen, yurttaşlar STK örgütlenmeleri aracılığıyla, gazeteciler haberleri, alarm vericiler ifşaatıyla yolsuzluk skandallarının gizli kalmasına izin vermiyor. Ama yolsuzluğa karşı etkili mücadele vermesi gerek idare de yolsuzluğun ortaklarından biri haline gelince mücadele zorlaşıyor. (SON/RD)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Apo 1999/Öcalan 2025

* Soleimani ve Şocai, Öcalan’ın ‘’Demokratik Konfederalizm’’ ve ‘’Türkiyelileşme’’ tezlerini, PKK liderinin 1999 öncesi ve sonrası açıklama, demeç ve kitaplarına dayanarak eleştiriyor. Sonuçta sahneye çok farklı bir Öcalan portresi çıkıyor. Ragıp Duran İran Kürdistan’ı yani Rojhilatlı iki akademisyen Kamal Soleimani ve Behruz Şocai ’nin ‘’Kürtlerin Devletsizlik Paradoksu - Öcalan’ın Konfederalizm ve Türkiyelileşme Stratejileri’’ başlıklı 247 sayfalık ve 2025 tarihli kitabı Palgrave Macmillan(Springer) tarafından yayınlandı. Kitabın Türkçe çevirisi de DOZ yayınlarınca Temmuz 2025’de Türkiyeli okura sunuldu. Bu akademik çalışmanın özü, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Misak-ı Milli, Ulus-Devlet, Türk-Kürt ilişkileri, KCK, sosyo-politik bir araç olan Kürtçe konularında İmralı öncesi ve İmralı sonrası yayınladığı kitap, demeç ve açıklamalarının kıyaslanması. İki akademisyen, Öcalan’ın bu temel konularda son 26 yılda büyük değişimler gerçekleştirdiğini ayrıntılı alıntılarla kanı...

Kanlı hayalet aslında 104 yıldır tepemizde

* Talat Paşa’nın şahsından çok temsil ettiği ideoloji ve paradigma T.C açısından bugün hala hayati bir öneme sahip. Talat Paşa sadece İttihat Terakki ve 1915 ile organik olarak bağlantılı değil. O bugünkü T.C nebulasının belleği, kalbi ve beyni. Ragıp Duran Güncellikte sürekli olarak çıkmaza girince, ne geçmişi anlayabilir insan ne de geleceği tasarlayabilir. Osmanlı’dan T.C’ye geçiş çok sorunlu, çok zor ve çok kanlı. 102 yıl bir toplum için çok uzun bir süre değil. Ama yeni kurulan Kemalist rejim inatla ve ısrarla, bir asır boyunca iktidarın siyasi/ideolojik/kültürel/pedagojik aygıtlarını kullanarak geçmişi bağımsız, özgür ve nesnel bir şekilde değerlendirmedi. Kendi çıkarlarına uygun devletçi, milliyetçi hatta ırkçı bir ‘’hikaye’’ üretip yaygınlaştırdı. Geçiş sürecinin (1908-1923 ve sonrası) tüm olumsuzluklarını ya gizledi ya da tahrif etti. Ermeni Soykırımı, Kürt Sorunu ve Pontos Rum Konusu bu olumsuzlukların en bariz olanları. Kemalist ideoloji, iktidarının meşruiyetini sağlama...

Volkan Vural’ın Anıları: Tozpembe Gözlüklü Olağan Bir Büyükelçi

* Büyükelçi Volkan Vural anılarında, çocukluk, ilk gençlik, tahsil hayatı ile Seul, Moskova, Tahran, New York, AB Genel Sekreterliği görevlerinde bulunduğu yılları yazmış. Diğer meslektaşları gibi üstün başarılarını, diplomatik zaferlerini anlatıyor. Neyse ki iki perçem itiraz ve eleştiri de var yazdıklarında. Ragıp DURAN Volkan Vural’ın Doğan Kitap’tan çıkan, 2. baskısı 2025 Temmuz ayından yapılmış 429 sayfalık ‘’Olağanüstü ve Tam Yetkili Bir Büyükelçinin Belleğinde Kalanlar’’ başlıklı kitabını okudum. Aslında kitabın henüz ortalarına gelmeden içimden bir ses ‘’Sen bu kitabı okumuştun!’’ dedi. Yoo emindim, ilk defa okuyordum. Biraz yoklayınca belleğimi anladım: Son dönemde okuduğum sefirlerin anı kitapları, birçok bölümde, aynı tornadan çıkmışçasına birbirine çok benziyor. Hepsi çok çalışkan, çok idealist, usta diplomatların yanında yetişiyorlar, atandıkları yabancı başkentlerde hemen onur ve gururla   ‘’Yüce Devletimizi’’   temsil ederken fevkalade önemli işlere imza ...