30 Ekim 2015 Cuma

İktidar korkuyor, çaresiz, saldırgan ama şimdiden mağlup...


·    1 Kasım seçimlerinden hemen önce, siyasi iktidarın Kanaltürk ve Bugün televizyonlarına Tomalarla, coplarla, gaz sıkarak yani polis şiddeti marifetiyle el koyması, Beştepe ve AKP’nin büyük zaafını teşhir ediyor. Sansürle baskıyla seçim kazanılmaz ama muhalefet ve karşı dayanışma genişletilir ve güçlendirilir.

29 Ekim 2015 Perşembe 
İSTANBUL 

1 Kasım seçimlerinden hemen önce, siyasi iktidarın Kanaltürk ve Bugün televizyonlarına Tomalarla, coplarla, gaz sıkarak yani polis şiddeti marifetiyle el koyması, Beştepe ve AKP’nin büyük zaafını teşhir ediyor. Sansürle baskıyla seçim kazanılmaz ama muhalefet ve karşı dayanışma genişletilir ve güçlendirilir.
Seçimlere 4 gün kala, siyasi iktidarın, İpek/Koza grubunun Kanaltürk ve Bugün TV kanallarına önce kayyum ataması, ardından da polis şiddeti marifetiyle gazetecileri gözaltına alıp yayını kesmesi, Bugün ve Millet gazetelerinin yayınlanmasının engellenmesi en az beş farklı boyutta değerlendirilebilir:
KORKU 
Tamamen hukuksuz, mevcut tüm usûl ve adetlere aykırı bir şekilde, kanun ve meşruiyet alanlarında hiçbir kaygı duymadan gerçekleştirilen bu operasyon, iktidarın korku ve panik içinde olduğunu gösteriyor. Evde köşeye sıkışmış bir kedi ya da ormanda yaralı bir hayvanın davranışlarını sergiliyor iktidar. Yenileceğini, iktidarı kaybedeceğini artık net bir şekilde gören/anlayan iktidar, bu vahim sonu engellemek, hiç olmazsa geciktirmek için akıl dışı yöntemlere başvuruyor. Aklına gelen  her yöntem de şiddet içeriyor.
ÇARESİZLİK
Aslında 28 Ekim Operasyonunu Fuat Avni çok önceden yazmıştı. Siyasi iktidar, bir yandan IŞİD aracılığıyla Kürt muhalefetini kırmaya uğraşırken, esas olarak var gücüyle FETÖ (Fetullah Gülen Terör Örgütü), Paralelciler adı altında eski ortağına saldırıyor. Söz konusu iki TV kanalının yayın politikasındaki muhalefet içeriği ve dozu öyle pek de güçlü olmasa, ayrıca bu iki kanal öyle çok da popüler ve etkili olamasa bile, Beştepe ve AKP, bunlarla siyasi-ideolojik ve medyatik alanda mücadele edemeyecek kadar zayıf, falsolu. O zaman...kapat gitsin! Halbuki, bir medya kuruluşuna karşı mücadele esas olarak ve öncelikle siyasi-ideolojik ve medyatik alanda verilir, verilmeli. Devlet, siyasi iktidar bir medya kuruluşunu bu yöntemle kapatırsa, o zaman o medya kuruluşundan çekindiğini ve onunla aynı silahlarla başedemediğini itiraf etmiş olur. Büyük bir zaaf...
Medya ile de aslında ancak toplum mücadele eder. Bir gazeteyi devlet ya da hükümet değil, yayın politikasını benimsemeyen okurları, onu satın almayarak kapatır. Medyaya yönelik eleştiriler de savcıdan, polisten, hakimden, bakandan değil okurdan, gazeteci meslekdaşlarından, iletişim akademisyenlerinden geldiği zaman bir anlam, bir değer taşır. Rakip medyayı demokratik, meşru, yasal yollarla altedemeyen iktidar, şiddet yöntemini tercih ederek çaresizliğini, zaafını teşhir etti.
BOOMERANG ETKİSİ
Orman Kanunu aracılığıyla uygulanan  sansür genelde ters teper. Çünkü henüz içeriğin ayrıntısına girmeden, bu iki kanalın susturulma yöntemi bile başlı başına bir itiraz gerekçesi yarattı. Üstelik, internet çağında, bu iki TV kanalının yayınlarını da görüşlerini de herhangi bir yöntemle tamamen ortadan kaldıramazsınız. Sansür, ancak bir süre için ve ancak belirli bir kitle için etkili olabilir. İlelebet ve herkese sansür uygulanması artık mümkün değil. Bugün ve Kanaltürk’ün susturulması, şimdiye kadar bu kanalların adını bile ağzına almamış medya organlarında manşet oldu. Yasaklanan her şey artı bir ilgi doğurduğu için yasaklamadan hemen sonra eskiye oranla çok daha fazla sayıda yurttaş Bugün ve  Kanaltürk’le ilgilendi.
HAKİKİ GERÇEK/MEDYATİK GERÇEK 
7 Haziran seçimlerinden önce AKP sokakları caddeleri dev afiş ve pankartlarla donattı. Erdoğan da Cumhurbaşkanlığı imtiyazlarını kullanarak miting üzerine miting yaptı, Davutoğlu ve AKP de 7 Haziran öncesi çok çalıştı, çabaladı, milyonlarca lira yatırım yaptılar, onların havuz medyası da tüm bu ajitasyon-propaganda faaliyetlerini bire bin katarak, ballandırarak yazıp, çizdiler, televizyonlar AKP’nin reklam ajansı gibi çalıştı. Sonuç olarak AKP, tüm bu medyatik desteğe rağmen 10 puan geriledi ve tek başına hükümet kurma imtiyazını kaybetti. Demem o ki, medya, medyatik güç ve destek ya da medyada yarattığınız/ürettiğiniz gerçek herhalde önemlidir ama tayin edici değildir. Çünkü en nihayetinde, afişler, posterler, gazete kupürleri ya da TV programları gitmiyor sandık başına. Tahrif edilmiş kamuoyu araştırma sonuçları (Dikkat ettiniz mi bu sefer onları bile yayınlayamadılar) da oy kullanamıyor. Sandık başına giden seçmen, oy kullanan yurttaş hakiki gerçeği, bütün o gazeteler/televizyonlar, afiş ve posterlerle internet siteleri, medyatik gerçeği temsil ediyor. İkisinin arasındaki mesafe çok güzel bir şekilde açıldı 1 Kasım öncesinde.
AKP sanıyor ki, medyatik gerçeği lehime çevirirsem (Ki çevirmek için gücü, parası, becerisi var) hakiki gerçekte de güç kazanırım. Aslında Kanaltürk ve Bugün Tv‘lerine saldırmanın altında da bu yanlış mantık yatıyor. İktidar bu operasyon ile oylarını artırmayı, muhalefeti sindirmeyi planlıyordu, güç kazanmayı öngörmüştü. Oysa ki şimdiden gördük ki, bu saldırı içeride ve dışarıda büyük tepki yarattı, muhalefeti birleştirdi ve güçlendirdi. Bugün ve Kanaltürk de olmasa, hadi onu da şimdiden yazalım, Hürriyet, Sözcü ve Cumhuriyet olmasa da, yani susturulsa da, AKP yine de tek başına hükümet olamayacak, HDP de %10 barajını yine aşacak! Bu açıdan bakıldığında, medyaya yönelik saldırılar nafile saldırılar, ayrıca da muhalefet cephesini genişleten ve güçlendiren saldırılar. Kim planlamışsa, Siyasal Bilgiler Fakültesi hazırlık sınıfına giriş sınavlarından bile geçemez...
MESLEKİ DAYANIŞMA 
İki televizyon kanalına yönelik ilkel saldırı, şimdiye kadar ne yazık ki pek tanık olamadığımız bir mesleki dayanışma haresi yarattı. Belki de bu operasyonun tek olumlu sonucu bu olsa gerek. Siyasi alanda CHP, MHP ve HDP’yi de içeren destek-dayanışma faaliyeti, Nazlı Ilıcak’tan Hasan Cemal’e, Can Dündar’dan bizim Sendika ve Cemiyetimize kadar çok geniş bir kesimi bir araya getirdi. Geçmişte özellikle Kürt medyasına ve sosyalist yayınlara yönelik benzeri resmi, yarı-resmi saldırılar karşısında kılını kıpırdatmamış olanlar, bugün baskıyla karşılaştıklarında yanıbaşlarında Kürtleri ve solcuları gördüler. Bu arada Ilıcak’ın ‘Biz de solcular gibi direnmeyi öğreniyoruz’ mealindeki açıklaması hoş bir rüzgar estirdi.
Etkisiz ve küçük de olsa kimi kesimlerde, ‘Bunlar Fetocu, bunlar AKP’nin eski ortakları, oh olsun, bu baskı onlara müstehak’ gibi anlayışlar zuhur ediyor. Bu yaklaşımlar iktidar ortaklığının ifadesi olarak okunur. Destek-dayanışma, karıştırmamak gerekir, Bugün ve Kanaltürk’ün yayın politikasına ya da ideolojik tutumuna hatta onun siyasi  geçmişine yönelik değil. Destek-dayanışma, iktidarın saldırısına, baskıya ve sansüre karşı bir tutum. Şimdi bugün kalkıp sözkonusu iki kanalın olumsuzluklarını sergileme, eleştirme günü değil. Onu bilahare yaparız. Bugün mağdurla dayanışma günü, bugün iktidarın baskısına karşı çıkma günü.  
TARİHTE KİM KAZANIYOR?
İttihat Terakki döneminde muhalif gaetecileri kurşunlayıp öldürdünüz, Sabiha-Zekerya Sertel’lerin Tan gazetesini milliyetçi-faşist güruh marifetiyle bastınız yakıp yıktınız, darbe dönemlerinde  gazeteleri mahkeme kararlarıyla yasakladınız, çoğu Kürt gazeteciyi faili meşhurlarda öldürdünüz, Özgür Gündem gazetesini bombaladınız...yetmedi bugün iki TV kanalına kayyum mayyum deyip el koydunuz.
Baskılar, saldırılar devam ediyor. Gazetecilik/habercilik, düşünce, ifade, basın özgürlüğü mücadelesi de sürüyor.

* http://anfturkce.net/guncel/iktidar-korkuyor-caresiz-saldirgan-ama-simdiden-maglup-ragip-duran(Giriş spotu tarafımızdan eklendi-RD)

26 Ekim 2015 Pazartesi

Biraz düşünsen Türkiye çok daha iyi olur!

Biraz düşünsen Türkiye çok daha iyi olur!
Yeni Şafak gazetesi, 19 Ekim gününden cumaya kadar, birinci sayfasının tamamını bir kampanyaya ayırmış durumda. ‘Başka Türkiye Yok!’ ana sloganı etrafında, ‘Teröre karşı birlik’, ‘Türkiye sözleşti’, ‘Türkiye’nin önü açık’, ‘Bu ülke diz çökmez’ ve benzeri 3. sınıf ajitasyon-propaganda sloganları ile bir kamuoyu oluşturma harekatına girişmiş durumda. Yeni Şafak muhabirleri, tanıdık bildik kadrolu AKP yandaşı kalemler ile liberal görünümlü yalakaların neredeyse tümünden görüş alıp birinci sayfadan yayınlamış. Ulusal çaplı bu medyatik kampanyanın 1 Kasım Genel Seçimlerinden 20 gün önce başlatıldığını hatırlatmaya herhalde gerek yok.

Yeni Şafak gazetesinin logosu ‘Türkiye’nin Birikimi’. Muğlak bir sözcük, birikim. Neyin birikimi ki?
Bu seçim kampanyasında AKP, CHP ve MHP galiba anlaşmışlar ortak bir slogan kullanıyor. Her üçü de Türkiye sloganına sarılmış durumda. Çünkü 1 Kasım oylamasının Uruguay’da yapılacağı yolunda derin kuşku ve kaygılar mevcut...
‘Tarihi Çağrı’ diye sunulan kampanya temasında ‘Türkiye’nin ana omurgası ayakta’ gibi ortopedik bir slogan da var. Türk bayraklı illüstrasyonlar kampanyaya masum ve saf bir ilkokul kermesi havası vermek için mi çizilmiş?
Kampanyaya görüş belirterek katılanların listesinden bir seçme: Niran Ünsal, Cüneyt Arkın, Muazzez Ersoy, Metin Şentürk, Perihan Savaş, Eşref Kolçak, Yavuz Bingöl, Hülya Koçyiğit... Fuar zamanı İzmir’deki gazinoların programından tanıdığımız isimler. Neyse ki sadece sahne sanatçıları yok listede. Yıldırım Demirören, Fikret Orman, Mustafa Denizli, Hakan Ünsal, Rıza Çalımbay’ın da isim ve görüşleri yayınlanmış. LigTV’de program yapmıyoruz, memleketin hayati bir meselesini tartışıyoruz.
Gazetenin işi değil bu!
Öncelikle temel bir ilke meselesi: Bir günlük gazete, hele seçim kampanyası döneminde, böyle tekyanlı bir ajitasyon-propaganda kampanyası yapamaz. Gazetenin görevi, okurlara gaz değil haber ve bilgi vermektir. AKP’nin, iktidarın, yurtseverlik sosuna bulandırılmış milliyetçiliğin reklamını yapan zaten onlarca siyasi parti, kurum ve bir devlet mevcut. Siz birinci sayfanızın tümünü Vatan-Millet-Sakarya edebiyatına ayırırsanız, bir gün önce dünyada ve Türkiye’de meydana gelmiş, (sizce) haber değeri taşıyan bir sayfalık haberleri pas geçmiş olursunuz. Gazetelerin, ‘vitrin’ tabir edilen birinci sayfaları, haberin dışında bir unsura/malzemeye kurban edilirse, o zaman sizin de asıl uğraşınızın gazetecilik mi yoksa başka bir faaliyet mi olduğu tartışılır, sorgulanır.
Yine de sormak lazım: Ne oldu da birden bire Yeni Şafak, özü terör (yani Kürt) karşıtı görünümlü birlik, beraberlik ve barış sözcükleri içeren bir kampanyaya ihtiyaç duydu? Kafasına saksı mı düştü?
Kampanyanın esbabı mucibesi
Bu sorulara yanıt vermek için, yani Yeni Şafak’ın kampanyasını güncel siyaset boyutlarında konumlandırmak için bir kaç olaya, parametreye bakmakta yarar var:
• Seçime az bir zaman kala, bütün kamuoyu araştırmaları, AKP’nin tek başına iktidar olamayacağını ve HDP’nin barajı yine rahat rahat geçeceğini gösteriyor
• Nokta dergisinin yayınladığı ‘AKP Günlükleri’, iktidarın içine düştüğü derin bunalım ve çaresizliğin en parlak kanıtı. AKP’nin önde gelenleri, çok açık ve dürüst bir şekilde (ikinci sıfat garip değil mi?), Paralele, Üst Akıla, Siyonistlere, Gezicilere, dış kuşatmaya, faiz lobisine ve hatta Aydın Doğan’a bile neredeyse hiç değinmeden AKP’nin zaaflarını, gerileme nedenlerini inceliyor. AKP bu metni tekzip edemedi ama İnternette ulaşımını engellemeye çalıştı. Araya sıkıştıralım: Kıdemli AKP yanlısı, son dönemeçte Gülen’den AKP limanına sığınmak zorunda kalan Gülay Göktürk de iktidar yanlısı medyanın hazin durumunu kaleme almak durumunda kalmıştı.
• Bahçeli’nin sözünü ettiği 5. Parti, AKP’yi ve özellikle de Beştepe’yi çok rahatsız ediyor. Çünkü AKP, bu formülle, Erbakan’ın Saadet Partisine dönüşme riskini görüyor.
• Başbakan Davudoğlu, Selahaddin Demirtaş’ın ‘Sınıf başkanı bile olamaz’ önermesini doğrularcasına kalktı, ‘AKP tek başına iktidar olmazsa buralarda yine Beyaz Toroslar dolaşır’ dedi. 3 Kürt seçmenden oy alacağım diye böyle tehdit olur mu? Artı, sizin Beyaz Toyoto cipleriniz zaten Torosların yerini aldı.
• Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamları konusunda baskı altındaki güvenlik, istihbarat ve adliye bile, iktidarın istediği türden açıklamalar yapmıyor. Bu üç saldırıda PKK, MLKP, DHKP-C parmağı arayan iktidar(lar), listeye alınmış canlı bombalar, AKPli belediyelerde istihdam edilmiş IŞİD militanları, ailelerinin şikayetine rağmen tutuklanmamış katliam sanıklarıyla karşılaştık. Sonunda Beştepeli Uzun Adam, baktı polis, istihbarat ve adliyede iş yok, ‘Ankara katliamı kolektif bir eylemdir’ deyiverdi. Soruşturma bitmemişken, etrafta herhangi bir bulgu yok iken. Bu açıklamanın altı bomboş. En küçük bir şüphe, mikro bir kanıt emaresi bile yok.
• AKPli Boynukalın adlı eski milletvekilinin basına karşı ve şiddet yanlısı açıklamaları sürerken Kırşehir’deki seri kundaklamalar, iktidarın halet-i ruhiyesinin ne kadar bozulduğunu gösteren diğer iki olgu.
• Davutoğlu’nun, son olarak seçim kampanyasında, tıpkı Halil Berktay’ın son televizyon performansında olduğu gibi, artık sıhhatli bir insan olmadığını, akli dengesinin bozulduğunu, ruh sağlığının da vahim noktalara sürüklendiğini teşhir etmesi açısından ilginç. Oy toplamak için, ‘Eş bulamayanlar bize müracaat etsin’ ve ‘Bana Serok Ahmet diyorlar’ gibi anlamsız ve yersiz cümleler kuran Sayın Başbakan, 3. sınıf da olsa bir stand-up sanatçısı gibi, Gaziantep çarşısında galiba en fazla 45 dakika içinde bakır dövme ustası, ayakkabıcı, yemeni ustası ve son olarak da baklavacı oldu. Sana Binbir Surat Ahmet diyorlar mı? Üstelik bu mesleklerin yerel kıyafetlerini de giydi ki TV ekranlarında, gazete sayfalarında iyi-güzel görüntü versin...
Vermeyince mabut n’eylesin Mahmut?
Tüm bu sıraladıklarım, aslında AKP’nin çöküş kayıtları. E şimdi bu durumda zavallı Yeni Şafak ne yapsın? Toros ya da Toyoto reklamı mı yayınlayacak? IŞİDlileri PKKli olarak mı sunacak? Kamuoyu anket sonuçlarını mı tahrif edecek? 5. Partiyi mi inkar edecek? AKP Günlüklerini mi tekzip edecek? Son 3 büyük katliamın verilerini mi değiştirecek? Yok, bunlardan hiç birini yapamaz. Çünkü böyle bir yayıncılık anlayışı, yani yalanda israr, tahrifat ve gizlemeye devam anlayışı artık Yeni Şafak okurunu da kesmiyor. Bu nedenle ‘daha yumuşak, daha insani, hani nasıl diyorlar, daha birleştirici bir şey yapalım’ demişler.
Ümit Kıvanç’ın aklına, ellerine sağlık, Yeni Şafak’ın bu kampanyasının, kendi geçmiş yayın politikası ile ne kadar tutarsız olduğunu, yani bir gazetenin hem kendi arşivi hem de Türkiye’nin son 3-5 yıllık yakın siyasi geçmişi ile ne kadar çelişkili olduğunu, izan, insaf, dürüstlük, vicdan gibi kavramlara ne kadar uzak olduğunu çok güzel yazdı. (Bkz. http://riyatabirleri.blogspot.com.tr/2015/10/yeni-safak-soz-soyleyin-diyor-soyleyelim.html).
Milliyetçilik, soyut vatan sevgisi, birlik beraberlik nutukları...bütün iktidarların sıkıştığında ilk ve en fazla başvurdukları ajitasyon-propaganda temaları. Ancak, bazen öyle bir gün gelir ki, saklasalar da hırsızlıkları ve katillikleri herkesçe bilinen iktidarları, resmi ideoloji bile kurtaramaz.
(*) 25.10.2015 tarihli Birgün gazetesinin Pazar ekinden