31 Ekim 2014 Cuma

Yeni Akit AKP'nin parametresi

ANF'deki Söyleşi - Fırat Haber Ajansı
30.10.2014 Kurdî | English | العربية | فارسیکوردی
ALİ BARIŞ KURT – ANKARA 30.10.2014 07:02:21

Medya Eleştirmeni Ragıp Duran, hükümete yakın medyanın olumsuz gelişmelere bir sorumlu bulmak için HDP'yi hedef aldığını belirtti. Duran, bu medyanın hükümetten talimatla yayın yaptığını vurgulayarak, Kürtlerin demokratik siyasetten alıkonulması için bir kampanyanın varlığına işaret etti.
Gazeteci-Yazar, Medya Eleştirmeni Ragıp Duran ile hükümet yanlısı medyanın HDP'yi hedef gösteren yayınlarını ve bu politikanın arka planını konuştuk...
'YANDAŞ MEDYA ÇUVALLIYOR!'
-'Çözüm süreci'nin başında AKP yanlısı medyanın dilini değiştirmesi bekleniyordu. Aradan geçen zamana bakılırsa, bu sorumluluğu üstlendiğini düşünüyor musunuz?
Yandaş medya dediğimiz; AKP'ye, Erdoğan'a, Davutoğlu'na yakın kalemlerin köşe yazıları ve gazeteleri dikkatli gözle incelediğimizde haber ve başlıklarda farklılaşma olduğunu söyleyebiliriz. Bu farklılaşmanın iki önemli sebebi olsa gerek: Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra eskiye oranla daha monolitik olan iktidarda hafif de olsa bir parçalanma var, çünkü AKP iktidarında Cumhurbaşkanı eskiden Başbakan olarak neredeyse tek ve tam yetkiliydi. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına geçmesi, başkasının onun yerine geçmesi küçük de olsa iktidarda parçalanma ve çok başlılık meydana getirdi. İkinci olarak; bütün ülkelerde genel olarak önemli toplumsal olaylar, patlamalar kaçınılmaz olarak iktidarda, kendi içinde parçalanma olmasa bile görüş ayrılıklarına yol açar.
6-7 Ekim'de Kobanê'ye karşı hükümetin tutumunun protesto edildiği gösteriler ve Kobanê direnişi de siyasi iktidarda parçalanmaya yol açtı. Süreçle ilgili olarak Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı vs. aynı konuda farklı demeçler veriyorlar. Yandaş medya da kendisine has, özgür olmadığı için bunları aktarmakla yetiniyor. İktidar parçalandığında hemen saf tutmuyor. Mevcut görüşleri de, farklı görüşleri de yansıtıyor. Bağımsız olmayınca, bağımlı olduğu kutbun farklı görüşleri olunca, amiyane tabirle çuvallıyorlar. Kobanê konusunda çuvalladılar. İki gün önce yazdıklarının tam tersini yazdılar. Uluslararası koalisyonun, ABD'nin de Erdoğan ile mesela PYD, Kobanê konusunda zıt görüşler savunması bu duruma yol açtı. Medya ancak bağımsız, özgür olursa yurttaşları doğru bilgilendirir. Yandaş medya olarak sadece iktidarın propagandasını yaparsanız böyle duruma düşersiniz. İnandırıcılık, güven zaten yoktu; iyice çuvallayınca sıradan AKP'li okur için de bu medyanın çelişkileri açığa çıkmış oldu.
'AKİT ÜST DÜZEY YETKİLİLERİN SÖYLEYEMEDİĞİNİ OKUMAMIZI SAĞLIYOR'
-Bilhassa Kobanê protestolarından sonra HDP ve özelde Selahattin Demirtaş neden hükümet yanlısı medyanın hedefine girdi? Mesela Yeni Akit'in geçtiğimiz günlerde sürmanşetinde “Oğlumun katili Demirtaş” başlıklı bir haber vardı...
Yandaş medya, egemen medya, iktidarın tutarsız siyasetlerini savunamaz hale geldiğinde, eleştirmesi gereken bir sorumluyu saptaması gerekiyor. Kobanê ile ilgili olarak onlarca insan yaşamını yitirdi ve bu medya organları incelendiğinde sanki Demirtaş bu insanları öldürmüş gibi yansıtılıyor. Bir taşta iki kuş vurmak isteniyor. Gösteri hakkını kullanmak isteyenlere saldırılmasını, polisin orantısız güç kullanması ise gözardı ediliyor. Süreçle Kobanê'yi bir arada ele aldığımızda; mutlaka yandaş medyanın bu sürecin bozulmasının sorumluluğunu birilerine atması lazımdı. Hükümeti, devleti, Hakan Fidan'ı suçlayamayacağına göre, bütün sorumluluğu Kürtlere yıktı. Şiddet olaylarının sorumlusu HDP olamaz.
Yeni Akit örneğiniz önemli. Kendimi Yeni Akit'i özel olarak okumak zorunda hissediyorum. Erdoğan'ın nefes alış verişlerini iyi hisseden, yansıtan bir gazete. Nefret dilini çok iyi kullanması, Kürt düşmanlığını yürütmesi açısından önemli. Koleksiyonları taradığınızda sürekli bir Kürt düşmanlığı görürsünüz. Bu gazetenin genel yayın yönetmeni ise hükümet yetkililerinin uçaklarına, Akil İnsanlar Heyeti'ne alınarak ödüllendirilmiştir. Yeni Akit, legal olarak üst düzey yetkililerin söyleyemediklerini okumamızı sağlıyor. Siyasi iktidarın parametrelerinden, göstergelerinden biri.
-Bu kadar rol biçmek, 'derin ilişki' aramak fazla değil mi?
Yeni Akit'in son 2-3 yıllık yayın politikasına baktığınızda, demokratik bir hukuk devletinde yayımlanamayacağını görürüz. Sadece Kürt meselesinde değil; Ermenilere, azınlıklara, sola, eşcinsellere, kadınlara da aynı nefret söylemiyle, hedef göstererek yaklaşıyor. Akit ile AKP arasındaki ilişkide daha sınırlı bir şey söylemeye çalıştım. Bir siyasi iktidarın böyle bir gazeteyle ilişkisi vahimdir. Yasal zeminde böyle gazetelerin çıkmaması gerekir. Seri olarak suç işleyen bir makine. Basın özgürlüğüyle hiç alakası yok.
Olduğu gibi 'siyasi iktidarın yayın organı' demek doğru olmaz ama kısa vadeli bir tablo yaptığımız zaman, son üç yılda Erdoğan'ı kolonun birine yazalım, bir gün öncesi ve sonrası Akit'in manşetlerini diğer kolona yazalım. İkisinde olağanüstü yakınlık, benzerlik net şekilde ortaya çıkacaktır. Özellikle antidemokratik, Kürt, kadın, LGBTİ düşmanı söylemde daha açık görülebilir. Yandaş medyada da genel olarak aynı çalışmayı yapabiliriz ama oralarda zaman zaman daha temkinli, öncelemeyen tutum var. Oysa Akit'in bazı başlıklarını bile önceden Erdoğan söylüyor...
-'Çözüm süreci' açısından medya aracılığıyla Kürt tarafının eli mi zayıflatılmak isteniyor?
Sadece süreç açısından değil; genel olarak yandaş medyanın en çok HDP ve CHP ile uğraştığını görüyoruz. Bir gazetenin normalde amacı, görevi iktidarı eleştirmek olmalıyken, yandaş medya sürekli muhalefeti eleştiriyor. Evet, süreçle ilgili söylediğiniz doğru ama süreç son derece kurallarına uygun şekilde, uluslararası alandaki örneklere benzer şekilde ilerlemiş olsa, diyelim ki yandaş medya müzakerede karşı tarafın elini zayıflatmak için yıpratma kampanyası sürdürüyor... Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç süreci kastederek 'mahkum değiliz' dedi. Yani 'bizim buna ihtiyacımız yok' diyorlar. İtiraf ettikleri için önemli. Her ne kadar ilke olarak sürecin olması gerektiğini söylesek de, herkesin barış istemesine rağmen iktidarın başından beri yürüttüğü bu konudaki tutum Kürt toplumuna, bu konuyu yakından izleyenlere güven vermedi. Paris'te üç Kürt kadın devrimcinin öldürülmesiyle başlandı. Her seferinde kırık dökük yaralanmalar oldu. Öcalan'ın son açıklaması da önemli bilgiler veriyor; 'ölmüş süreci dirilttik' diyor.
'Kobanê ile Türkiye'nin ne alakası var', 'IŞİD eşittir PKK', 'PYD terörist' diyen siyasi yetkili var. Gerçek anlamda müzakere yok ve 'sekretarya neymiş; haddini bil' deniliyor.
'HDP KRİMİNALİZE EDİLMEK İSTENİYOR'
-Uluslararası alandaki benzer süreçlerde de ana-akım medyanın devlet dışı tarafla bağı hep böyle midir?
 Benzer başarılı süreçlerin bir kısmında oradaydım. İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu'yla İngiltere hükümetinin ilişkileri sırasında. Oradaki medya bizdeki gibi tamamen yandaş değil. Kaçınılmaz olarak zaman zaman açıklanmaması gereken, gizli tutulması gereken şeyleri açıklamadı. Kuzey İrlanda ve İngiliz medyası barıştan yana tutum takındığı için. İngiliz devletinin görüşlerini belirttiler, taviz koparmasını istediler ama açıklanmaması gerekenleri -Oslo'ya atıfta bulunuyorum- açıklamadılar.
Kürt medyasında ise müthiş sabır var. Başından beri ciddi ve içten davrandı ama bu içten ve ciddi davranış karşı tarafta karşılık bulmayınca anlam ve değeri olmuyor. Kürt medyası ve siyasetiyle hükümeti karşılaştırınca, hükümet tarafının asla samimi olmadığını görüyoruz ve bu sorgulamamıza yol açıyor. Hükümetin bu işe başka beklentilerle girdiğine dair kuvvetli ihtimal var. Seçimlere göre tarih belirliyor mesela. Medya özellikle içtenlik ve ciddiyet konusunda hiçbir ciddi eleştiri getirmedi. Bu işler biraz da uzmanlık işi. Hem Kürt meselesini bileceksiniz hem de dünyada barış süreçleri nasıl olmuş bitmiş, bunları bileceksiniz... Sadece devletin Kürt politikasını bilmek yetmiyor. Irak'ta, Rojava'da Kürtler ne yapıyor, iç bağlantıları nelerdir; bunları bileceksiniz... Türkiye'de tabii ki böyle gazeteciler var ama onların da yazacakları yerler yok.
-HDP, Kürt siyaseti tamamen demokratik siyasetten koparılmak istendiği için medya böyle bir rol üstlenmiş olabilir mi?
Türk medyası bağımsız ve özgür değil, iktidardakilerin düşüncesini, refleksini yansıtıyor. Türk medyası o bakımdan önemli. Söylediğiniz doğru ve demeçlerde yeterince açık. HDP kriminalize edilmek isteniyor. Siyasi parti gibi değil de suç örgütü gibi yansıtılmak isteniyor. HDP kasaları sıfırlamadı, esrar ticareti yapmadı... İktidar sahipleri nötralize etmek için bütün yollara başvurdu ama başarılı olamadığı için, başarı kazanmak için ısrarcı. Şimdiye kadar Kürt muhalefetini nötralize etmek mümkün olmadı; belki zaman zaman zayıflayabilir ama mümkün değil. Kuşatmanın 12. gününde 'Kobanê düştü düşecek' dediler. Yandaş medya iktidarın söylediklerini yapıyor ve iktidarın her şeyi iyi yaptığını anlatıyor. İşine gelmediğinde ya haber gizliyor ya da tahrifat yapıyor. İkisi de gazetecilik kurallarına aykırı.
'YANDAŞ MEDYA AKP'LİLERİ BİLE İNANDIRAMIYOR'
-Kurallara aykırı bir gazetecilik ile yine de kitlelerin etkileniyor olması nasıl önlenir?
Gazete, radyo, televizyon ile gerçekler sınırlı ve ancak belirli bir kitleye hitap edilir. Erdoğan'ın mükemmel olduğuna, PKK ile IŞİD'in aynı olduğuna herkesi inandıramazsınız. Medyatik gerçek ancak bir süre idare edebilir. Kobanê'den gelen arkadaşlarla konuştuğumda çok hoş bir bilgi aldım. Urfa AKP İl Örgütü kendi arasında para toplayıp gizlice PYD'ye vermiş. 'Bizim elimizden bu geliyor, affedin, yardımları kabul edin' demişler. Hoş bir şey. Yeni Akit'in, Yeni Şafak'ın söylediklerinin dışında kalabiliyorlar, AKP'li de olsalar. Çünkü Urfa'da gerçekleri görüyor. Orada konuştuğu insanlara inanıyor; akşam televizyonda izlediğine değil.
İktidar sözcülerinin yaptığı her açıklamanın da yalan olduğu anlaşılıyor. Erdoğan'ın çok konuşulan 'Obama'ya ben söyledim' sözünün ardından ABD açıklama yapıp Erdoğan için 'çelişkili konuşuyor' diyor. Bu, diplomatik olarak yalancılıkla suçlamadır. Sıkıştılar ve ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Bu siyasi iktidar hatta tüm iktidarlar, Edirne-Hakkari arasında kanun, Anayasa, kural falan dinlemeden at koşturdular, halen de koşturuyorlar. Buna karşı yeteri kadar kitlesel bir muhalefet geliştirilemedi. Ama içeride yarış atı gibi koşan sınırı bir metre aşınca sütçü beygirine dönüşüyor, dizlerinin üstüne çöküp nefes alamıyor. Dışarıda daha fazla hak hukuk geçerlidir. 17. güçlü ekonomi, bölgesel süper güç olduğunuza dışarıda gülerler, içeride insanlara iyi geliyor.
'BASIN ÖRGÜTLERİ YAYIN POLİTİKASINA, YAZARIN GÖRÜŞÜNE ETKİ ETMELİ'
-Linç kampanyalarına karşı basın örgütleri de sanki hakkını veren bir tutum almıyor...
Yerel medya çalışmalarına da katılıyorum. Türkiye'de basın örgütleri dediğimizde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası akla geliyor. Medyaya ilişkin, gazetecilik mesleğine, namusuna ilişkin birtakım olumlu şeyler yapmaya çalışıyorlar ama ne var ki, Kürt meselesi gündeme gelince bilgi ve duyarlılık konusunda ileri olduklarını söyleyemem. Egemen, yandaş medyada öğrencilerim, tanıdıklarım var; ne kadar güç koşullar altında iş yapmaya çalıştıkları konusunda bilgi sahibisinizdir. Buralardan çok fazla bir şey beklememek gerekir. Dürüst, namuslu şekilde ellerinden geleni yapıyorlar belki ama etkileri az. Zaten gazetecilik konusunda yeteri kadar örgütlü olmadığımızı, sendika konusunda zayıf olduğumuzu düşünüyorum. Sadece maaş, çalışma şartları diye bilinir ama batıdakiler yayın politikasına, köşe yazarının görüşüne, alınacak ve atılacak muhabirin kararına kadar sendika etki sahibidir. Gazetecilik muhalif olmaktır. Zaten her şey çok iyi, yerindeyse gazeteciye ihtiyaç yoktur.
Bu dönemde kimse yandaş gazeteci olmaya çalışmasın çünkü hükümet bile kendini savunamıyor. Zaten yandaş yazarlar hükümetin ortak politikası yok diye, onu bunu kırmayayım diye yazı yazamayacak hale geldi.

* 30 Ekim 2014 ANF'den (Fırat Haber Ajansı)



29 Ekim 2014 Çarşamba

Erdoğan bir medya patronu


ÖZGÜR GÜNDEM'DE YAYINLANAN SÖYLEŞİ
Günay AKSOY
Güncellenme :23.10.2014  02:29

"Egemen medya Kobanê eylemlerinde IŞİD'i destekleyen ve direnişçileri hedef alan bir yayın izledi" diyen Ragıp Duran, "Egemen medyanın mülkiyeti bizzat Erdoğan'a geçti. Erdoğan bir medya patronu. Eski düzenden tek farkı bu" dedi.

İktidar odaklı yayıncılığı merkezine koyan egemen medya, tüm zamanlarda olduğu gibi Kobanê direnişi ve Kürtlerin demokratik mücadelesi konusunda manipülasyon yaparak, gerçekleri görmezden gelmeye devam ediyor. Türk medyasındaki bu çarpıklaşmayı ve iktidarın kalemşörlüğünü medya eleştirmeni- gazeteci Ragıp Duran’la konuştuk. İktidarın özgür medyanın gücünden korktuğunu belirten Duran, bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ideolojik yönlendirmesiyle medyanın yayın yaptığına dikkat çekti.

-Yeni Türkiye’nin medya düzeni nedir? AKP Yeni Türkiye sürecini başlatırken medyayı nasıl dizayn etti?

Yeni sözcüğü esas olarak reklamcıların çok sık kullandığı bir sözcük. Bir takım ürün veya hizmetleri cilalayıp, parlatıp tüketicilere sunmak için çok sık kullandığı bir sözcük. Bunu bugünkü siyasi iktidar da kullanıyor. O da ilginç ; ‘Yeni Türkiye’ sözcüğü, eski Başbakanın Cumhurbaşkanı olmasından itibaren kullanıldı. Oysa ki burası bir memleket; bir ürün veya hizmet değil. Ayrıca da bir yenilik olacaksa, özellikle bir ülkenin başına geliyorsa “yeni” sözcüğü, Cumhurbaşkanının değişmesi bir ülkenin yeni olması için gerekli ve yeterli bir şart değil. Tarihe baktığımız zaman bir rejim değişikliği söz konusu olursa belki o zaman yeni bir ülkeden söz edilebilir. Hemen medya kısmına geçtiğimiz zaman ‘Yeni Türkiye’nin medyasıyla eski Türkiye’nin medyası arasında hiç bir fark yok. Burada da bugün bu askeri vesayetin kırıldığını ve başka bir vesayetin geldiğini görüyorum. Türkiye’de askeri vesayetin eskisi kadar güçlü olmadığı bir gerçek. Ama olgulara, gelişmelere baktığımızda şunu çok açık ve net saptamak çok kolay; Türkiye’de askeri vesayeti AKP değil esas olarak PKK kırmıştır. Çünkü 1984’den bu yana sadece silahlı alanda değil siyasi ve toplumsal alanda da Kürt siyasi hareketinin mücadelesi sonucu askeri iktidar, askeri vesayet kırılmıştır. Eğer PKK bu mücadeleyi vermemiş olsaydı AKP’nin iktidara gelmesi, askeri vesayeti kırması gibi bir söz bile söyleyemezdi. Onun için, askeri vesayeti kırma meselesinde Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek lazım. Gazete sahipleri, medya yöneticileri büyük ölçüde militarist bir bakışa sahiptiler ve o şekilde yayın yapıyorlardı. Tabi bundan da en fazla kendi özgürlükleri için savaşan başta Kürtler olmak üzere bütün muhalifler, o dönem çok çekti. Bundan gazeteciler de paylarını aldılar faili meçhul cinayetlerde.

-Özellikle AKP kendine göre bir sermaye de yarattı. Sermayenin medya üzerindeki rolü nedir? Bu alanda nasıl bir dönüşüm yaşandı?

AKP iktidara gelmeden önceki medya yapısında ordunun özel olarak ideolojik ve siyasi bir egemenliği vardı. Somut örnek vermek gerekirse o dönemin Genelkurmay Başkanları herhangi bir demeç verdiği zaman, aşağı yukarı bütün gazetelerde bu demeç incelenmeden, doğruluğu kontrol edilmeden ya manşet ya da sürmanşet olarak yayınlanırdı. Bu o dönemki iktidarın medyaya ne kadar egemen olduğunu gösteriyordu. Bugün bu uygulama belirli ölçüde devam ediyor. Fakat yaklaşık 10 yılı aşkın AKP iktidarı boyunca medya mülkiyetinde önemli bir değişiklik oldu. Yani eskiden Türk ordusu herhangi bir gazete sahibi değildi. Esas olarak ideolojik ve siyasi olarak bir yönlendirme yapabiliyordu. AKP döneminde  medya mülkiyeti konusunda altüst eden değişiklikler oldu. Bunu da görmek çok kolay. Bundan 12-13 yıl önceki medya mülkiyet tablosuna bakın. Bir de bugünküne bakın. 12-13 yıl önce mesela ,Sabah’ın, Milliyet’in, Kanaltürk’ün, Star’ın -hem gazete hem televizyon- sahipleri kimdi? Bugün kim? Bu 17 Aralık yani Fethullah Gülen çevresiyle AKP arasındaki ittifakın bozulmasına kadar toplam medya mülkiyetinin neredeyse yüzde 85-90’ına yakını AKP, daha kestirme bir değişle o dönemin Başbakanı Erdoğan’ın yönlendirmesi sonucunda kendisine yakın iş adamlarının -hatta kanıtlanmamış olsa da- bazı kaynaklara göre bazı gazete ve televizyonlar bizzat Erdoğan’ın dolaylı bir şekilde mülkiyetine girmişti.

Erdoğan medyayı yönlendiriyor

Medyanın çalışması açısından değişen bir şey yok. Yine tepede bir güç var. Bu güç eskiden orduydu, bugün AKP’nin elitleri daha doğrusu tek başına  Erdoğan. Tapelerden de anladık ki kahvedeki emekli amca gibi resim altlarını bile okuyor gazetelerin. Sonra açıp telefonu, -Alo Fatih hattında gördük- “Onu düzeltin, bunu düzeltin” diye emir veriyor. Biz eskiden beri egemenlerin medyayı yönlendirdiğini, baskı yaptığını biliyorduk. Ama bu tapeler sayesinde bu işin bizzat Başbakan tarafından yapıldığını, resim altını bile  düzelttiğini, “20. sayfadaki haberi öyle yazmayın” dediğini de bu şekilde öğrenmiş olduk.

-Eskiden istihbarat, emniyet, MİT kaynaklı haberler hazırlanır, medyaya servis edilirdi. AKP döneminde de medyada yine ağırlıklı olarak istihbarat kaynaklı, tek elden çıkma haberler yayınlanıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında eskiye oranla yani AKP öncesiyle bugün arasında tayin edici bir fark yok. Bugünkü mekanizmanın esası tıpkı geçmişte olduğu gibi gazetelerin başında olan kişiler “gazeteciler”, “gazete yöneticileri”, “köşe yazarları”. Onlar zaten Kürt düşmanlığı, Ermeni Soykırımı’nı inkar, muhalifleri bastırma konularında ideolojik olarak siyasi iktidarla bugün tamamen hemfikir. Erdoğan bir gün konuşma yapıyor. Ertesi gün en az 6-7 gazetenin başlığı aynı. “Ee bu kadar da olmaz” diyoruz. Bugün yandaş medyada çalışan yöneticilerin neredeyse hepsi, Erdoğan’ın bütün konuşmalarını talimat olarak algılıyor ve ona göre yayın yapıyor. Onun için özel olarak kalkıp mesela Mehmet Barlas’a ne yazacağını söylemeye gerek yok. O zaten bu iktidarın, 40 yıldır bütün iktidarların sözcüsü konumunda olduğu için, kim iktidarsa onun tarafında yazıyor.

-Bir şey hedef gösterilecekse önce medya üzerinden yapılıyor. Medyanın ön operasyon haberleri yapmasını nasıl okumak lazım?

Bu konuda kalın bir kitap oluşturacak kadar çok örnek var. İlk akla gelenler büyük ihtimalle son yıllardaki Ergenekon ve KCK operasyonları. Basını taradığımız zaman özellikle de bazı ufak tefek internet sitelerini sıkı takip edebiliyorsak, o internet sitelerinin herhangi birinde bir isim aleyhinde bir yayın başlamışsa o isim bir süre sonra gözaltına alınıyor, bilmem ne grubuna dahil ediliyor ve bazıları da çok daha vahim sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor. Burada da iktidarın medyayı, herhangi bir kişiyi yasa dışı, terörist, bölücü veya darbeci yahut Gezici göstermesi için zemin hazırlayıcı bir rol oynadığına dair çok sayıda işaret var. Medya artık iktidarın olmasını istediği, gerçekleşmesini istediği gelişmeleri haber haline getiriyor. Mesela, bırakın bir gazeteciyi, aklı başında herhangi birisi “Türkiye ile Kobanê’nin ne ilişkisi var” şeklindeki bir cümle karşısında hayretlere düşer ve bunu sorgular. “Bunu söyleyen adamın akıl ve ruh sağlığı yerinde mi?” diye  sorgular.

-Kobanê direnişiyle dayanışma amacıyla dünyanın her yerinde eylemler yapıldı. Türk egemen medyası, Kürdistan ve Türkiye’deki Serhildanları nasıl ele aldı?

Türk egemen medyasının son süreç içerisinde belki son 30 günü çeşitli bölümlere ayırarak daha derinlemesine tahlil etmek  mümkün. İlk başta belirli ölçüde görmezden gelme, sessizlik, sizin de sözünü ettiğiniz gerek Türkiye’nin batısında ve gerekse Kürdistan’da Kobanê ile dayanışma eylemleri, IŞİD’e karşı eylemler artık ağır ve maalesef acı, kanlı bir şekilde gündeme gelirken, Türk egemen medyası da burada mızrağın sivri ucunu direnişçilere yöneltti. Burada Türkiye’nin güvenliği açısından da Türkiye’nin özgürlüğü, bağımsızlığı -ne kadar varsa- demokrasisi açısından da büyük tehdit IŞİD’den geliyor. Şimdiye kadar biz herhangi bir Kürt, Ermeni yahut solcu örgütten ‘Türkiye’de demokrasiyi, özgürlüğü paramparça edeceğiz, kendimizden olmayanların kafalarını koparacağız’, şeklinde bir demeç okumadık. Yapmadılar, onların öyle bir niyeti yok. Onların başka niyetleri var. “Demokratikleşme, özgürleşme, bağımsızlaşma” gibi niyetleri var. Şimdi böyle bir şey dururken mızrağın sivri ucunu en temel hak olan protesto ve yürüyüş hakkına yönelik üstelik de polisin acımasızca şiddet kullanıp bastırmaya çalışmasını desteklemek burada açıkça şimdiye kadar yapamadıkları IŞİD’i desteklemek anlamına geliyor.

Bütün yayınlara baktığımız zaman bir kere Kürt düşmanlığının insani duyguları ne kadar engellediğini görüyoruz. AKP’nin ileri gelenlerinden üstelik de Sosyoloji Profesörü Yasin Aktay şöyle formüle etti. “Burada iki terörist örgüt savaşıyor” dedi. Bunu söylemek için izan ve insaf gerekiyor. Kentini savunan insanlarla kenti ele geçirmek isteyen çeteleri, ikisini de terörist olarak görme gafletinde bulunan birinin profesörlüğü tartışılır. Şu bakımdan tartışılır, böyle bir sözü söyleyen herhangi bir insanın sadece profesörlüğü değil, insanlığı bile tartışılır.

Ağırnaslı dayanışmanın sembolü

Türk egemenlerinin medyası, esas rahatsız edici olanın IŞİD değil kentini savunan insanlarla dayanışma içinde olan insanlar olduğunu savunuyor. Şöyle bir olay da var, Ankara’nın hiçbir alanda başarılı olmadığını saptamakta da yarar var. Bu direnişlerin, bu dayanışmanın çapı, öyle Kürdistan’ın iki üç kenti ile sınırlı kalmayıp, Türkiye çapında gelişti. Gezi’den sonra bence bu önem kazandı. Artık Kürdistan’ın herhangi bir yerinde bir şey olduğu zaman, eskiden belirli ölçüde Kürt düşmanlığının etkisi altında kalan insanlar da artık karşı çıkıyor. Bu çok önemli bir şey. Kürtler eskiden beri Türkiye’nin batısında olan haksızlıklara zaten karşı çıkıyorlardı. Şimdi batıda da Türk kesimi, sol kesim, demokratik kesim, ne isim verirsek verelim Kürtlerin eskisi kadar yalnız olmadıklarını dostlarının sayısının arttığını görmek gerek. Üstelik korkunç polis baskısına, korkunç yasaklamalara rağmen. En son Ağırnaslı gibi kıymetli bir genç aydının gidip orada savaşırken yaşamını yitirmiş olması da bu dayanışmanın sembollerinden biri olması itibari ile önemli.

Gazetecilik barış mesleğidir


-Gazetecilik ilkeleri ve etik, bu durumda nerede kaldı?

Geçenlerde bir yazı yazdım. “Sizin hiç kafanızı kopardılar mı?” diye. AKP’nin IŞİD ile ilişkisi konusunda. Tamamen gerçeklerden kopmuş durumdalar. Böylesine vahşi bir örgütü, kentini savunmaya çalışan insanlarla bir tutan bir anlayış, ki orada da çok büyük bir çelişki var. Siz madem “IŞİD ile PKK aynıdır” diyorsunuz,  o zaman “IŞİD’e yardım ettiğiniz gibi PKK’ye de yardım edin” derler. Ki onlar IŞİD ile PKK’yi aynı da görmüyorlar. PKK’yi daha tehlikeli, IŞİD’i büyük dost olarak görüyorlar. Bütün yayınlar, milletvekillerinin tweetleri, şimdiye kadar Türkiye’nin uyguladığı politikalar bunu gösteriyor. Zaten uzun süre Birleşmiş Milletler koalisyonu kurulma kararına kadar, IŞİD’e terörist sıfatını bile ekleyemedi. Gazetecilik ilkeleri ve etik, Türkiye’de ilk gazete yanılmıyorsam 1830’lu yıllarda çıkmıştı. O zamandan beri yoktur, olmamıştır. Bağımsızlığın, özgürlüğün, demokrasinin olmadığı bir yerde gazetecilik yapılmaz. Çünkü gazetecilik bir barış mesleğidir, bir muhalefet mesleğidir. Bizim bildiğimiz klasik gazeteciliğin neredeyse bütün özellikleri AKP tarafından özellikle son dönemde budandı. Gazetecilik sadece hükümeti, iktidarı övmeye yarar bir araç haline getirildi.

Gazetecilik vicdanından taviz verilmemeli

-Serhildanın ardından Cumhurbaşkanı ve AKP kurmayları  özgür basın çalışanlarını hedef aldı. Akabinde ise Adana’da gazetemiz dağıtımcısı Kadri Bağdu arkadaşımız katledildi. Nasıl yorumluyorsunuz?

Türk devletinin siciline bakacak olursak 1990’lardan önce de sadece gazetecilere değil yazar ve aydınlara da yönelik, en hafifi dava açıp susturmaktan başlayan öldürmeye kadar uzanan baskılar vardı.  Bir ülke için yüzkarasıdır bu durum. Başka ülkelerde bu kadar çok sayıda gazeteci hapse atılmadığı gibi, bir çok meslekdaşımız 1990’larda faili meçhullerde, daha önce de İttihat ve Terakki ile çeşitli gerici odakların kurşunlarına hedef oldu, öldürüldü. İktidar, kendi elindeki medya gücü ile toplumsal ve siyasi gerçeği kendi istediği gibi yönlendireceğini sanıyor. Böyle bir bakış açısına sahip olunca, özgür medyadan bu kadar korkması doğal. Tarih bize şunu göstermiştir: Egemen güçler, özgür, bağımsız, muhalif medyayı ne kadar baskı altında tutsalar da,bu durum toplumsal gerçeği olduğu gibi değiştiremez hatta toplumsal muhalefeti daha haklı ve daha meşru bir konuma getirir bu baskılar. Bizim sol-muhalif-Kürt medyası eskiden beri çok ağır koşullar altında çalışıyor. Hatırlattığınız üzere gazete dağıtımcılarına, yöneticilerine, çalışanlarına yönelik ölüm tehditleri hatta cinayetler gündemde. Gazete nüshaları hakkında yasaklama, toplama kararları çıkıyor mahkemelerden. Böyle bir ortamda bile, gazetecilik namusu, gazetecilik vicdanı ve en önemlisi
İ profesyonellik gereği,  her geçen gün daha kaliteli bir habercilikle daha çok okura ulaşmanın yollarını bulmak gerek. Gazetecilik ilkelerinden taviz vermemek şart. İnanılır, güvenilir, içten ve ciddi bir gazete yapmamız gerekir. Sağlam bir medya inşa etmemiz lazım.  Savunduğumuz görüşlere en muhalif insanlar bile ‘Bunlar Kürtçülük yapıyor,, solculuk yapıyor  ama haklarını yemeyelim iyi habercilik, iyi gazetecilik yapıyor’dedirtmemiz lazım. Bu çok önemli…


(*) 23 Ekim 2014 tarihli Özgür Gündem’de yayınlanmış söyleşinin gözden geçirilmiş versiyonu