16 Temmuz 2012 Pazartesi

HAKİKİ ŞİDDET/SAHTE HABER



<    Diyarbakır’da 14 Temmuz Cumartesi  günü olay çıkmadı. Polis milletvekillerine şiddet uyguladı. AKP devletinin medyası akşam bu haberi nasıl gördü/görmedi?
 14 Temmuz günü Diyarbakır’da BDP’nin düzenlemek istediği miting Valilik tarafından yasaklandı.  AKP devleti bu tutumuyla ‘İleri Demokrasi’ ve ‘Sivil Anayasa’dan ne anladığını somut olarak göstermiş oldu. Erdoğan, ‘Zana’ya mahalle baskısı var’ dedi, ertesi gün de mahalle baskısı yapmakla itham ettiği BDP’nin mitingini yasakladı. İktidar, BDP’nin özellikle de Diyarbakır’daki kitle desteğinin daha görünür bir hale gelmesinden çekiniyor olsa gerek. Keza iktidar, Kürt meselesi konusunda hala acemilikler ve beceriksizlikler içinde kıvranan tutumunun kınanmasını da istemiyor herhalde. Bu durumda ne yapmalı? Yasakla mitingi olsun bitsin! Çünkü miting yasaklanınca AKP,  Kürt seçmenlerin  gözünde itibar mı  kazanacak? Yoksa beceriksiz Açılım programının  beceriksiz olduğu mu unutulacak?
 Bu yasaklama, basın açıklaması yapmak isteyen Parti eşbaşkanları ve milletvekillerine  karşı polisin orantısız güç uygulamasıyla  somut tezahürünü buldu. Kışanak, Buldan  ve Demirtaş’ı gösteren fotograflar fazla yoruma gerek bırakmadan AKP devletinin Kürt antipatisini yeterince belgeliyor. Polis, tüm uyarılara rağmen bir Parti’nin eşbaşkanlarına, milletvekillerine  gaz ve su ayrıca onları yaralayacak şekilde saldırıyorsa buna düzen sağlamak denemez. Bu operasyon, apaçık bir şekilde Kürt düşmanlığı. Vakti zamanında Mehmet Sincar Batman’da benzeri bir gösteri de vurularak öldürülmemiş miydi?
Cumartesi akşamı saat 19.00-20.30 arası İnternet’ten gazeteleri diğer haber kaynaklarını hızlı bir şekilde taradım. Türk egemen basını, Zaman’dan Vatan’a, Hürriyet’ten Milliyet’e olay yerinde muhabirleri olmasına rağmen polis saldırısını gizlemek, tahrif etmek için elinden geleni yapıp mağdur konumdaki BDPlileri manşetlerden başlıklardan suçluyordu. Anadolu Ajansı o saate kadar henüz bir haber geçmemişti.  Silvan saldırısının yıldönümü imiş, BDP’nin israr ettiği mitingmiş, çok sayıda polis yaralanmış….filan falan. Belki de unutmuşlardır 14 Temmuz aynı zamanda Büyük Fransız İhtilalinin yıldönüm günüdür (1789 Bastille Hapisanesinin yıkılması- Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik).Önlem alınmasa imiş BDP mitingi Apo mitingine dönüşecekmiş…Bin dereden su getirip, toplanma ve gösteri hakkını ayaklar altına alan bir yaklaşım sergiliyor Türk egemen medyası. Yaralı milletvekillerini ya gizliyor ya da yaralanma nedenlerini tahrif ediyor. Devletin, haksız, anlamsız,üstelik gerekçesiz bir şekilde mitingi yasakladığına değinen yok. Keza şiddetin esas ve çoğunluklu olarak polisten geldiğini yazan gösteren de yok. Kısacası Istanbul Dükalığının egemen medyası, ‘Olay çıktı’ leitmotifi altında olayın kim tarafından nasıl çıkarıldığını yazmaktan imtina ile kaçınırken, BDP’yi suçlamak için her türlü yalan ve yanlışa itibar ediyor.
Egemen medyanın bu tutumunun etkisi ne olur?
Diyarbakır’daki binlerce görgü tanığı, nümayişe katılanlar, o sırada sokaktan geçen insanlar,  egemen medyanın bu yazdıklarına karşı zaten evvelden beri şerbetlidir. Bu nedenle okuduğuna değil haklı olarak gördüğüne inanan yurttaşlar açısından bu tür yayınlar ancak yayın sahibini ve sorumlusunu yalancı konuma düşürür.   Diyarbakır dışında yaşayan Kürt okurlar ile AKP devletini iyi tanıyan okurlar nezdinde de bu tür yayınlar, bu yayın organlarına yönelik tepki  ve protestoları yoğunlaştırır. Bu kesim,  egemen medyaya zerrece inanmadığı için zaten bazı başka haber kaynaklarından olayın doğru versiyonunu öğrenir. Ayrıca cep telefonu ya da İnternet üzerinden binlerce görgü tanığından birine  ulaşıp olay hakkında birinci elden bilgi almak mümkün. Bu tür yayınlar, hayatında Ankara’nın doğusuna geçmemiş, Kürt meselesi konusunda önyargılı yurttaş kesimi üzerinde de  artık pek etkili olmuyor. Çünkü bu insanlar bu tür haberleri zaten daha önce bin kez okudular. Daha önce yazılmış olanların bir süre sonra gerçek olmadığı ortaya çıkmış olduğu için, bu haberlerin de pek inandırıcılığı yok.  Yine bu kesime yakın ama özel olarak Kürt düşmanlığı damarı güçlü ulusalcı ya da milliyetçi kesimler bu  haberleri büyük bir ihtimalle acaip  bir şevkle okuyup ‘Polisin eline sağlık, vursunlar kafalarına Apo’nun vekillerine’ filan diyorlardır ama bu kadar kesif şiddet bile onları kesmemiştir. ‘Hainler Meclis’te’ şiarını benimsemiş olanlar için bu tür haberler sadece geçici bir sevinç ya da rahatlama getirir o kadar. Egemen medyanın yalanları aslında o kadar ölçüsüz ve insafsızdır ki, eminim, Diyarbakır’daki polis saldırısına katılan, ama  aklı başında, iyi niyetli bir Emniyet görevlisi bile, bu haberleri okuduğunda, ‘İnsaf be amma da atmışlar ha…Akıllarınca bize gaz veriyolar’ filan der. Egemen medya bu tür yayınlarla kamuoyunda  BDP aracılığı ile Kürt düşmanlığını körüklemeye çalışıyor, ayrıca da  BDP’nin yasal ve meşru zeminini sarsmak/sorgulamak peşinde.
Bölgeden gelen haberlere takla attırıp polis şiddetini kınayacağına mağdur BDPlileri itham eden başlıklar atan, haberler yazan redaktörler, yalan yazarak mecburen görevlerini yaptıklarını sanıyorlar. Onlara öyle sipariş verilmiştir onlar da emir eridir, pardon yazı eridir, nöbet tutmaya devam etmektedirler. İçlerinde siyasi iktidara, gazete patronuna yaranmak gibi bir dürtü mutlaka vardır. Eminim, gerçekleri yurttaşa aktarmak konusunda en küçük bir sorumlulukları, kırıntı vicdanları bile yoktur. Farkında değiller, polisin milletvekillerini  dövdüğü bir ülkede yaşıyorlar. Ve kendilerini hala dürüst ve namuslu sanıyorlar. 
(*) Bu yazı, Dicle Haber Ajansının sorusu üzerine kaleme alındı.