10 Eylül 2013 Salı

DÜNYA KAYBETMİŞ!

Zor iştir iktidarı savunmak. Hele bu iktidarı…
2020 Olimpiyat Oyunları’nı İstanbul kaybetti ya, iktidar yanlısı kalemler çıldırdı.
Oysa ki Gezi ve Suriye’den sonra neredeyse tüm dünya ile arasını açan Erdoğan’a hiç kimse prim vermezdi, vermedi de nitekim. Son tur oylamada Tokyo ile İstanbul arasında müthiş bir fark var. Oysa ki milyonlarca dolar para harcandı, kulisler yapıldı, zarflar filan dolaştı, ama yine de olmadı. Bizim basın pek yazmadı, yazamadı, ama global medya Istanbul’un neden kaybettiğini çok açık ve seçik bir şekilde yazdı: Suriye’ye yönelik savaşçı söylem, siyasî istikrarsızlık riski, hazirandaki barışçı toplumsal hareketlerin şiddetle bastırılması diye kalem kalem saydı. Aslında Egemen Bağış çok önceden tedbirini almıştı: “Kaybedersek Gezi yüzünden kaybederiz…” Aynı Bağış, daha sonra Güneş gazetesine manşet olacak cevheri de yumurtladı: “Dünya kaybetti!” Fare sıradağlara küsmüş. Sıradağlar yasta…
Vahim, çok vahim ve patolojik bir durumla karşı karşıyayız: Kendine güven ile haddini bilmemeyi aynı şey sanan AKP sözcüleri, bu “Dünya kaybetti” sloganıyla ruhsal ve aklî dengesizliğin bir üst aşamasına geçtiklerini ilan ettiklerinin farkındalar mı acaba? Onlar kendilerini, dünyayı ve Türkiye’yi ne sanıyorlar acaba? İktidardasınız, yabancı medyayı izleyen, dış dünyayı bilen az sayıda da olsa uzmanınız / danışmanınız var, yurtdışında yaşayan binlerce dostunuz, tanıdığınız, taraftarınız var herhalde. Onlardan da mı utanmadınız?
Ben elimden geldiğince Fransız, İngiliz ve Amerikan medyasının önemli gazetelerini izlerim, özellikle Türkiye konusundaki haber ve yazıları zaten internet marifetiyle ayıklanıp gelir ekrana. Üstelik ben bu işi herhalde en az 25-30 yıldır yapıyorum. Yıllarca Fransa, İngiltere ve ABD’de yaşadım. Kısaca söylemek gerekirse, Türkiye, Batı dünyasının pek umurunda değildir. En üst düzeyli devlet adamından sıradan vatandaşa kadar, Batılı için Türkiye olsa olsa, o da bir zamanlar, ilginç ve cazip bir turizm destinasyonuydu… Siyasî iktidar, kendi kendine gelin güvey oluyor. 1963’ten beri AB’ye girememişsiniz. Bu aralar o taraftaki herkesle kavgalısınız. Tamam, bir başka açıdan bakıldığında, Batı dünyasının birçok kesiminde oryantalizm hâlâ önemli ölçüde ağırlığını koruyor. Evet, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra İslâmiyet Batı’da pek öyle güleryüzle karşılanmıyor ve hoş çağrışımlar yaratmıyor. Uluslararası güçler, Siyonist odaklar, faiz lobisi gibi saçmalıklara prim verecek halim yok. Türkiye’nin siyasî olarak, askerî olarak, ekonomik olarak, kültürel olarak boyu posu ne ki, Batı ya da genel olarak dünya Türkiye ile ilgilensin. Bugünkü iktidar, Batı’daki İslâmofobiyi neredeyse haklı çıkaracak bir dış politika izlediği için ayrıca dikkat ve antipati çekiyor. Hele bir de sen neredeyse her şeyini verip bütün kozlarını oynamışsın, buna rağmen Buenos Aires’teki oylamayı kaybetmişsin, bu ağır yenilgi üzerine de kalkıp utanmadan, sıkılmadan, yaranı, aşağılık kompleksini gizlemeye hacet duymadan “Dünya kaybetti” diyorsun. Bu iki kelimelik cümleyi yabancı dillere çevirsen, duyan okuyan yabancı yurttaşlar ilk başta kavramayabilir, işin özünü anlattıktan sonra ya hayretten küçük dilini yutar ya da kahkahalarla gülmekten kırılır.
Dünya kaybetmişse bile, bunu sadece AKP’li uyanıkların bilmesi ve bizzat dünyanın kaybettiğinden haberdar olmaması nasıl açıklanacak? Bizim Tuğrul (Eryılmaz) böyle durumlarda yüzünü buruşturup “Şuursuz” der!
Edirne’den Hakkâri’ye atıp tutarsın da, iş bilhassa Batı cenahına kayınca, çünkü orada buradan daha fazla hukuk, demokrasi ve vicdan var, fena çuvallarsın. Karıştır eski defterleri, AİHM kararlarına bak, iç hukukunun ne kadar parlak olduğunu göreceksin. Ve son olarak FILA, UEFA ve CAS kararları yetmedi mi?
Mesele coğrafî değil, siyasî.
Siyasî iktidar, en az üç aydır resmî ve medyatik bir seferberlik başlatarak 2020 Olimpiyatları’nı Istanbul’un kesin olarak alacağı yolunda bir izlenim yarattı. Son tura kadar yapılan bütün yerli yorumlara göre 2020 çantada keklikti, çünkü zaten Olimpiyat Istanbul’a çok yakışıyordu. Olimpiyat organizasyonu konusunda Türk egemen medyası başka birçok konuda yaptığı gibi haber değil, resmî propaganda yaptı. Böylelikle beklenti çıtası çok yükseğe çıkarıldı. Ve İstanbul kaybedince hayal kırıklığı da o kadar büyük oldu. Nihat Doğan adlı bir kişi, “Sinirden evdeki Japon balığını öldürdüm” diye tweet atmış. Hayvanseverlere hakaret var burada. Egemen medyanın bu cümleyi matah bir açıklama ya da tutummuş gibi iktibas etmesi kabul edilebilir bir yaklaşım değil. Nihat Doğan kim ki? Akvaryumdaki Japon balığını öldürmek ne zamandan beri çağdaş bir tepki? Pazartesi günü Nevşehir gibi turistik bir bölgede iki Japon turist kadına saldırılması tesadüf mü acaba?
Erdoğan, yenilginin açıklanmasından hemen sonra, Buenos Aires’te kamera ve mikrofonların önünde anlamsız cümleler sarfetti yine: Yayılmacılık sözcüğünü kullandı, ama yerli yersiz bir şekilde. Komitenin daha önce Olimpiyat düzenlemiş bir ülkeyi (kenti olacak) yeniden seçmesinin adil olmadığını (İstanbul’u seçse çok mu adil olacaktı?) ve bu duruma üzüldüğünü söyledi. Oysa ki “bir kent ikinci defa Olimpiyat düzenleyemez” diye bir kural yok. Oradaki muhabirlerin hiçbiri de akıl ve cesaret edip “Efendim, sizce neden Türkiye’ye yeteri kadar oy vermediler? Neden kaybettik?” sorusunu soramadı. Kimse işini kaybetmek istemiyor galiba. Vallahi o muhabiri, Buenos Aires’te bir başına sokak ortasında bırakır bunlar! Kaybeden Dünya filan da sahip çıkmaz bu talihsiz çocuğa…
Akşam gazetesi Erdoğan’ın içinden geçip söyleyemediği cümleyi manşet yapmış: Çapulcu Mutlu.
AKP, evet, artık biliyoruz, muhalefetten, özellikle kendi görüşlerine, projelerine karşı çıkılmasından hazzetmiyor, hatta resmen şiddetle karşı çıkıyor. Neymiş efendim, Olimpiyatlara karşı çıkmak vatan hainliği imiş! Yok canım… Sen o kadar vatanseversen, Buenos Aires’te kaldığın otelin önünde, “Önce Gezi’de öldürülen 6 insanın sorumlularını bulup yargıla, sonra Olimpiyat düzenlemeye kalkış” diyene cevap ver! Hem sonra İstanbullu, kalan üç karış yeşili de Olimpiyat uğruna kaybetmek istemediği için Olimpiyatlara karşı çıkmayacak mı? Hele Olimpiyat zamanı kentin mahvolacağını bildiği için, Istanbul’un kaybetmesine sevinmeyecek mi? Şimdiye kadar Barcelona hariç hangi kent Olimpiyat düzenlediyse her açıdan zarar etti.
Eskiden askerî vesayet, bize bir sürü şeyi, partilerüstü bir mesele (Kıbrıs) ya da devletin âli menfaatleri (1915) gerekçesiyle, yurttaşa sürüdeki koyun muamelesi yaparak, kabul ettirmeye çalışmıştı. Vesayet AKP’li oldu ya, eski tas eski hamam, bu sefer de Olimpiyatlar millî mesele oldu. Değil efendim, millî mesele filan değil. Olimpiyatları bir kentin düzenlemesi, o kentin yurttaşları açısından tamamen siyasî, toplumsal, kültürel bir mesele. Kentle, “urbanisme”le, ekolojiyle, yaşam tarzıyla ilgili bir mesele. Ben üç-beş kişinin rant zengini olması için kentimin nadir yeşil ve kamu alanlarını Olimpiyat’a feda etmek istemiyorum. Olimpiyatlar için harcanması tasarlanan yaklaşık 20 milyar doların sağlık ve eğitim için harcanmasını istiyorum. Evet, ayrıca da Erdoğan’ın uluslararası alandaki siyasî tecritini Olimpiyatları kullanarak kırmasını istemiyorum.
Mayıs sonundan bu yana rüzgâr farklı esiyor Türkiye’de:
Kâhin olmaya gerek yoktu: Beyefendi Olimpiyatları alamadı! Başkanlık hayalleri de suya düştü! Süreç desen, o da büyük ölçüde bitti. Suriye’de tam çuvalladı.
Şimdi Avrupa Futbol Şampiyonası’nı mı düzenlemek istiyorsunuz? Fenerbahçe 2. Lig’e düşürülse de Ağırlama Komitesi Başkanı Aziz Yıldırım olur herhalde. Ona da zaten Şike Şampiyonası derler! Dünya bir kez daha kaybedecek galiba…

 (*) Bkz. http://birdirbir.org/dunya-kaybetmis/#sthash.LpXk6aDw.dpuf

9 Eylül 2013 Pazartesi

Beni bu Gezifobisi mahvetti!

ÜSKÜDAR’DAKİ BÖCEĞİN KAYDETTİKLERİ


Her şeyi güllük gülistanlık  göstermek de artık iyice güçleşti. İçeride hadi yine bir derece ama, işler dışarıda bir acaip. Demem o ki, içerideki işlerin dışarı yansımasını da kontrol edemiyorsun ki… Bak şimdi mesela bizim bayraktar seçtiğimiz güreşçi dışarıda ceza alıyor, tıpkı Fener gibi, burada tam kapatmıştık şike mike hadisesini, al sana uefa, al sana kas…Bir de şimdi diyorlar ki Ergenekon mahkumiyetlerinin hepsi Strasbourg’dan döner!  Çapulcu hakimler n’olacak ki!

Çok zaman oluyor, şiddet içerikli dini bir şiir okuyup başını belaya sokmuştu. Son zamanlarda, o da arada bir, bilmeden anlamadan, yerli yersiz, başını sonunu düşünmeden, uyanık görünümlü gerzek danışmanlarının gazına gelip Ece Ayhan dizeleri yumurtlaması hariç, kendileri şiir alanıyla pek ilgilenmiyorlardı. Ama bir gün, olur da Orhan Veli  okursa, konuya ilişkin yazının başlığı herhalde bu olurdu.

Canım sıkkın bu aralar… Neyse ki yaz tatili, ama yakında bitecek. Şöyle kendi başımıza bir tatil yapalım dedik, onu da burnumuzdan getirdiler. Neymiş efendim, Şort giymişim… N’olucak ki… Zaten patlattım demeci suratlarına: Biz futbolcuyuz eskiden beri şort giyeriz. Teknede takım elbise giyecek halimiz yoktu herhalde. O fotografda  teknede bir sürü takım elbiseli adam vardı. Sırıttı yani biraz…

Bir de ikide bir sağlık sorunum varmış gibi kurcalayıp acaip başlıklar kullanıyorlar ya, hasta olucam vallahi… Bu sefer dinlenmek için 4 günlük tatilin bir gününü hastanede geçirmişim, yine manşetler saçmalamış. Yazmaya cesaret edememiş ama tanıdığım biri de, ‘Dinlenmek istiyorsa evinde dinlensin, hastaneye gitmişse mutlaka bir şeyi vardır’ demiş. Utanmaz! Bu herif benim ameliyatım sırasında da saçma sapan şeyler yazıp söylemişti. Bizim ofis ‘Sindirim güçlüğü çekiyor’ diye açıklama yapınca, bu kertenez de ‘Sindirim güçlüğü çekiyorsa Dank alsın, bağırsağının 25 cm.’si alınıyorsa muhakkak bir şey vardır’ demişti. Bizim doktor da, biliyor galiba zayıf yanımı, ‘Beyefendi aslında önemli bir şeyiniz yok, arada sırada çıkıp deniz kenarında filan şöyle bir GEZİnseniz size iyi gelecek’ demez mi? GEZİnir miyim ben hiç? Enayi miyim?
Turp gibiyim maşallah… Hiçbir şeyim yok Allah’a çok sükür, hiç bir şeyim de olmayacak inşallah…

Tabi bu Gezi meselesi hala sevimsizliğini koruyor. Hele bir de bizden biri çıkıp akademik makademik adı altında ‘Büyük Stratejik Hata’ diye rapor yayınlamaz mı? Profesörmüş üstelik! Öperim ben böyle profesörü, bir daha sefere nah alır  o koltuğu. Besle kargayı oysun gözü oldu yani. Bizim bütün tezler berhava. O kadar illegal örgütleri, yabancı güçleri, faiz lobicilerini teşhir etmiştik ne güzel, sen gel bir çuval inciri berbat et!
Ne olduysa bu Gezi belasından sonra oldu zaten. Biz ciddi bir kurumuz ya, her ay geniş çaplı en az  3-4 kamuoyu anketi yaptırırız.  Bir nevi meşveret yani… Yalnız Haziran’dan sonraki neredeyse tüm anketlerin sonuçları menfi. Kente yeni İmam seçeceğiz mesela, bizim adaylar, ki hepsi aklı başında tecrübeli alimler, yüzde 20-25’lerde destek alabiliyor ancak. Neyse ki matbuata yayınlatmıyoruz bu kötü neticeleri. Galiba benim Ebedi Şef olma ihtimalim de yüzde 30’lara düşmüş. Anket yapıldı, bitti, en az bir ay oldu, sonuçları soruyorum, ‘Arkadaşlar  derleyip toparlıyor, rapor yazılıyor efendim’ diyorlar.  

Aslında bizim Emniyet bunların bir çoğusunu aldırdı ama o melun adamın savcıları, demek ki hepsini yerlerinden edememişiz henüz, polisin aldıklarını serbest bıraktırdı. Sonra benim talimatım üzerine, bizim istihbarat ile polis, yine de bunları takip altına aldı  ama elimizde maalesef belge yok, bu Gezi’deki çapulcular, burada muvaffak olamayınca kalkıp Mısır’a gittiler ve orada evet maalesef ve maatteessüf darbe yaptılar. Bunlar önce aynı işi Brezilya’da denediler. Orada bir kadın var, solcuymuş, onu da sonradan öğrendim, o kadın bunları yumuşatıp, elleri boş geri göndermiş, ama Mısır’dakiler keleğe gelmiş. Mısır’a gidenlerin bir kısmı orada bir süre kaldıktan sonra Rocove’ye  (‘Rojava’ efendim!) gidip orada karışıklık çıkarmışlar. Bunların belgesi var, teşhir ettik, kimse umarsamadı. Ey BM, Ey AB, Ey Arap Birliği, Ey Agip  diye bağırdık çağırdık, kimse ses vermedi… Çok duyarsızlar yani! O ‘Rojava efendim’ diyen kimse, beni gelsin görsün sonra. Esed’in adamı mıdır nedir?

Bizim muavin de kalkıp ‘Üç çocuk teorisine karşıyım. Kimileri tek çocuk bile yapamıyor’ deyip aklınca bana çakmış. Jinekolokyum mu sanıyor kendini? (Jinekolok efendim). Bak hala konuşuyor…
Bu arada Hakan, adadaki adam da çizmeyi aştı hani. ‘Tek taraflı olmaz’ filan diye demeç veriyor. Söyle ona  Taraf maraf diye gazete reklamı yapmasın. Keserim resmi ilanları vallahi…

Bu arada sonra söylemedi demeyin, benim yanımda Taksim’di, Gezi’ydi, Park’tı, Direniş’ti gibi laflar yasak.  Anlaşıldı mı? 

Anladınız değil mi? Böyle bir gerginlik, böyle bir sinir, böyle bir aksilik atmosferi oluştu Büyük Adamın çevresinde. Sanki sona çeyrek var.  Şimdi bir gerçeği daha gizlemek gerekiyor. Ya bir gün öğrenirse? Orhan Veli’nin şiiri nasıl devam ederdi?

Böyle havada istifa ettim/Evkaftaki memuriyetimden.

(*) Express dergisi Ağustos-Eylül 2013 sayısından