6 Haziran 2012 Çarşamba

KENT AYNI İNSANLAR AYNI AMA DÜNYA DEĞİŞMİŞ(3)


40 Yıl Sonra Aix-Marseille(3 yani son)

15-20 Mayıs tarihleri arasında çok güzel bir Aix-Marseille gezisi yaptık. Geçmişi yad ettik, bugünleri konuştuk, gelecekten de söz ettik biraz…Bu son kalem daha çok çocuk ve torunlarımızın ilgi alanına girse de…
Son gün  Marsilya’da hakiki turistler gibi gezindik. Vapurlara binip  adalara gittik, sonra da kent merkezindeki turistik trenciğe binip ‘tarihi ve turistik’ mekanları gezdik ve akşam kaçınılmaz olarak, Marsilya’nın geleneksel balık çorbası ‘Bouillabaisse’ ziyafetine gittik. Öğrenciyken, galiba vaktin yok, paran da olmuyor, 30-40 yıl önce önünden geçtiğimiz mekanlardan bu kez ellerimizde fotograf kameralarıyla rahat, mutlu, huzurlu geçiverdik.
Bir gün önceki Aix akademik gezisinin son durağı ise Maison des Sciences de l’Homme  (MSH- Beşeri Bilimler Evi) oldu. Şehrin biraz kenarında akademik bir merkez. Aix’in coğrafi ve siyasi konumu nedeniyle bu bilim ocağı kendini Akdeniz, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’ya adamış. Mesela bizi öğlen yemeğinde ağırlayan Fransız bilim adam ve kadınları ile Erdoğan/Menderes kıyaslaması yaptık. Daha doğrusu onlar yaptı biz dinledik. Feci sonu hariç  benzetmeyi onaylar gibi olduk, ama  bazı rezervlerimiz de oldu. ‘Erdoğan o kadar cacık değildi’ diye içimden geçirdim, ne var ki bu Türkçe cümleyi orada Fransızcaya kolay kolay çeviremeyeceğimi anlayınca ‘Benzemeyen yanları da var’ demekle  yetindim.
MSH’ın yanı sıra Aix’de bir başka mühim bilim merkezi de var, ama vaktimiz kalmadığı için oraya gidemedik: Archives Outre-Mer. Yani Deniz Ötesi Arşivleri, bir başka deyişle Sömürge Arşivi. Fransa’nın 50’lerin sonundan 60’ların sonuna kadar kaybettiği müstemlekelerle ilgili bilgi ve belgelerin toplandığı mekan.MSH da hoş bir buluşma oldu. Aix grubunun AB uzmanı emekli Prof. Haluk Günuğur, merkezi gezdiren akademisyen ‘Burada Akdeniz, Orta Doğu ve Kuzey Afrika konusunda yazılmış tüm master ve doktora çalışmaları vardır’ deyince pat diye ceza sahasına daldı: Benim doktoramı bulabilir misiniz?  Adam önce bilgisayara girdi, baktı, buldu, küçük bir kağıda not aldı, sonra içeri gitti, en fazla 3 dakika sonra döndü, elinde aile boyu tuğla büyüklüğünde teksir bir kitapla döndü. Haluk Hocam da 1972 yılında yazdığı ‘Türkiye- Avrupa Ekonomik Topluluğu İlişkileri’ konulu doktora metnine evladına sarılır gibi  sarılıp bir hatıra fotografı çektirdi: ‘En az 5 yılımı verdim ben bu doktoraya. 40 yıl sonra eski sevgilime kavuştum’.
Beş günlük gezimiz boyunca, aslında galiba biraz geçmişimize giderken, kaçınılmaz olarak bugüne ve biraz da yarına değdik. Sohbetlerimizin çoğu ‘Bizim zamanımızda…’ cümlesiyle başlıyordu ama sonra orada ve yeni görüp öğrendiklerimizle ‘bizim zamanımızın geçmiş’ olduğunu anladık. Geçmişi değerlendirirken rahattık çünkü gerçekten mutlu, neşeli, canlı ve bugünle kıyaslayacak olursak çok siyasi, çok ideolojik ve çok kültürel bir öğrenci gençliğimiz olmuştu.O günlerle bugünü, Fransa ile Türkiye’yi filan kıyasladık, işin hep hoş unsurlarını ön plana çıkarmaya çalıştık.
Sonuç olarak, dilekler ve kapanış bölümünde, bu geziyi tasarlayan Roger Establet’ye, koordinatörümüz Suat Gezgin’e, bizi Aix ve Marsilya’da şahane ağırlayan  İlker Erkal ve Sami Sadak’a, geziye katılarak binbir boyut katan Aix’in yaşlı-genç tüm  eski öğrencilerine mille merci…
(*) Teknik olanaksızlıklar nedeniyle  sayfaya yerleştiremediğim fotografları bilahare bir fırsatta yayınlayacağım.

3 Haziran 2012 Pazar

ÇOK ŞEY DEĞİŞMİŞ TABİ Kİ…


40 YIL SONRA AİX-MARSEİLLE (2)


Roger Establet Fransa’nın önemli sosyologlarından biri. Vakti zamanında Louis Althusser ile birlikte ‘Kapitali  Okumak’ başlıklı kitabı yazdı. Uzmanlık alanı eğitim sosyolojisi. Zaten bu nedenle de  Aix’de tahsil (Ve tabi ki terbiye) görmüş Türkiyeli öğrenciler ile ilgileniyor. Bir projesi de var: Aix’de okuyan öğrencilerin akademik ve mesleki serüvenleri, Aix’in bu güzergahtaki rolü…
İlk gün bizi önce Edebiyat fakültesinin Sosyoloji Bölümüne öğleden sonra da eski şehir merkezindeki Siyasal Bilgiler Okuluna götürdü. Götürdü derken her şeyi önceden hazırlamış, bu iki akademik birimde zaten yine onun eski öğrencileri müdür filan olmuş, bizi böyle resmi bir heyet gibi karşıladılar, kurumları ve geçmişleri hakkında ayrıntılı bilgi verdiler. Biz tabi işin geçmişini biliyoruz da bugününü ve yakın geçmişini de böylece öğrenmiş olduk. Sosyoloji bölümündeki toplantı sürerken bir fotografçı salona girdi iki kare  resim aldı. Meğerse bölge gazetesi ‘La Provence’ın muhabiri imiş. Bu gazetenin adı bizim zamanımızda ‘La Provençale’ idi, o da zamanla değişmiş. Neyse bizim Aix’e gidişimiz yerel basında haber konusu oldu. ‘Efendim Türkler gelmiş…Bunlar burada eskiden öğrenciymiş…  Gençlik günlerini yad etmeye, hocalarının ellerini öpmeye (Atma, Fransa’da öyle bir adet yok!)  gelmişler…Falan filan.


Öğleden sonra da Siyasal Bilgiler Okuluna gittik, ki çoğumuzun doğal hatta kontenjandan uzmanlık alanına giren bir mecra. Biz tabi işin  bilgi kısmından çok ‘siyasal’ kısmıyla ilgilenirdik 30-40 yıl önce. Gerçekten de o zamanlar Türkiye çok siyasal ve genel olarak olumlu bir kültürel-ideolojik ortamda yaşardı. Hepimiz çok okurduk, o zamanlar okumamak ayıptı.Şimdi neredeyse okumak ayıp! Marksist klasikleri hatmederdik. Çin ve Rus Komünist Partisi tarihlerini neredeyse Türkiye Komünist hareketinin tarihi kadar bilirdik.
Memleketle ilişki o zamanlar bugünkü teknolojik olanaklar olmadığı için sınırlıydı. O zaman faks bile yoktu. Cep telefonu uzay filmlerine  yeni girmişti. Normal, ev telefonlarından  acele yazdırsan bile en az 3 saat sonra Istanbul’abağlanabilirdin.Türkiye’den postayla gelen gün sonra elimize geçerdi. İnternet henüz cenin haline bile gelmemişti. Bu nedenle Le Monde, Liberation, Humanite’ye kalmıştı Türkiye hakkında bizi bilgilendirme görevi. Yazın ya da Şubat tatilinde gidip gelenler dönüşte bir rakı getirirlerdi bir de bol malumat ve yayın…Almanya, sanki Türkiye’ye daha yakın . Bu nedenle Türkiye hakkında biraz da Almanya üzerinden bilgilenirdik. Almanya baskısı Hürriyet’in Marsilya’da muhabiri vardı ama gazetenin kendisi pek gelmezdi. Bir başka önemli haber ve bilgi kaynağımız da, buna belki de ajitasyon-propaganda kaynağı demek daha doğru olurdu, mensubu olduğumuz çeşitli sol grup ve fraksiyonların yayın organlarıydı. Tüm bu bilgi ve haber eksikliğine rağmen, kitap ve broşür bilgisiyle geceleri uzun uzun memleket kurtarma seanslarına katılırdık. Revizyonizm, sosyal-emperyalizm favori konularımızdı. Hatırladığım  en güzel gelenek, sabah 2’ye ya da 3’e kadar süren bu tartışmaların sonunda, ‘Hadi beyler, bir saat daha tartışalım da 4’de patisserie açılıyor, kruassanlarımızı yeriz’ derdik.   Gerçekten de o Rue Nazareth’in köşesindeki fırın-pastaneden taptaze çıkan kruassanlar, üzümlü ya da çukulatalı küçük ekmekler böyle lokum gibi boğazımızdan geçer yumuşakça midemize inerdi. Aramızda Maocu da vardı (Hele birini çok yakinen tanırım!) TKP’ye sempati besleyenler de, ama en keskin siyasi tartışmalarda bile dostluğmuz, efendiliğimiz hiç bozulmadı.  Bu arada bir akşam yemeğinde  Roger de kendisini  Maocu olarak sınıflandırdı.Eski sevinçlerimi anımsadım.


Topluca gerçekleştirdiğimiz önemli bir ziyaret de, bizdeki Kredi ve Yurtlar Kurumuna tekabül eden CROUS oldu. Aix’de neredeyse hepimiz öğrenci yurtlarında kalır öğrenci lokantalarında yerdik.  Türkler birlik ve beraberlik meraklısıdırlar ya, öğlen ve akşam yemeklerini mutlaka birlikte yerdik. İlk gelenler bekler, son gelen de Restau U’ye varınca kuyruğa girip  yemekhaneye dalardık. Bizim Antakya-Samadağlı Atila’nın kız arkadaşı yemekhanede görevli olduğu için Türk masasına torpil geçerdi. Bütün  öğrenciler yemeklerini bitirmiş, yemekhaneyi terk etmiştir, 15-20 kişilik Türk masası ise hala büyük sesli tartışma ve kahkahalar arasında keyif sürmektedir. Lokanta 40 yılda çok değişmiş. Self-servis olmuş. Kapıda bilet kesen görevliler, masamıza tencereyle yemek getiren müstahdemler vardı, hepsi kalkmış gitmiş. Ben fotograf çekmekle meşgulken baktım bizim grup kasiyer kadının etrafını sarmış hararetli bir muhabette dalmışlar. Meğerse kadın 1974’den beri bu öğrenci lokantasında çalışıyormuş. Bizim tanıdığımız herkesi tanıyor. Kimisi rahmetli olmuş, kimisi emekli.

Aix’in ilginç simalarından biri de Türkçe bölümü öğretim görevlilerinden, eski TKPli, yazar Cemalettin Aykın’dı. Yeni öğrendim maalesef bu  yılın başında  kaybetmişiz Cemalettin Bey’i.Sadece bu öğrenci lokantasında değil ama Marsilya ve Aix’de gittiğimiz neredeyse her yerde garip bir ortam, acaip bir durum oluşuyor. Bir kere   biz tabi kendi aramızda Türkçe konuşuyoruz. Mekanların yöneticisi ya da personeli bize yabancı muamelesi çekiyor. Ama konuşmaya başladığımızda biz mahallin geçmişini onlardan daha iyi bildiğimizi anlatınca karşı taraf gol yiyor. Bize ‘Moruklar evimize gelmiş bize anneannemin döneminden söz ediyor’ dercesine bakış fırlatıyorlar. Biz de onlara ‘Oğlum, kızım… sen giderken biz dönüyorduk’ havası atar gibiyiz.
YARIN. MARSİLYA’DA BİR TURİST KAFİLESİ