31 Ekim 2010 Pazar

EKŞİ’NİN İSTİFASI



Koskoca Hürriyet gazetesinin anlı-şanlı başyazarı bir hakaretle istifa ediyorsa bu olayda işin farklı cephelerine/boyutlarına bakmak gerekir. Türk basını için çok büyük bir kayıp değil ama yine de düşündürücü bir gelişme…


Hürriyet gazetesi başyazarı Oktay Ekşi’nin, yazdığı bir yazı sonucunda gazetesinden istifa etmesi (Ya da zorunda kalması), Türk egemen medyasında yazar-patron-siyasi iktidar ilişkileri konusunda yeni ve trajik bir örnek sunmasının yanı sıra Ekşi’nin mesleki kişiliğini de tartışmaya açtı.
Ekşi’nin istifasının kuşkusuz çeşitli boyutları var, dolayısıyla istifa farklı perspektiflerle değerlendirilebilir, eleştirilebilir. Ben sadece iki boyut üzerinde duracağım. Birincisi yazar-iktidar ilişkileri, ikincisi de Ekşi’nin karmaşık mesleki kimliği.
Ekşi’nin işvereni Aydın Doğan yıllar önce Cumhuriyet gazetesinden Leyla Tavşanoğlu’na verdiği bir mülakatta, Hürriyet gazetesini, ‘Devlet gazetesi’ olarak nitelemişti. Bu tanımlama daha önce bazı gazeteciler, medya uzmanları, akademisyenler, siyasetçiler ve okurlar tarafından da dile getirilmişti.
Devlet gazetesinin başyazarı da haliyle herhangi bir gazeteci olamayacaktı. Ekşi, uzun meslek hayatına ilişkin bir açıklamasında, gazeteci olarak safının kesin ve belli olduğunu açıklamış, ‘devletin, cumhuriyetin temel ilkelerinin yılmaz savunucusu’ olduğunu gururla defalarca ilan etmişti. Oysa ki gazetecilik, bu temel ilkelere bile eleştirel bakılmasını zorunlu kılan bir meslek.
Başbakan Erdoğan, Ekşi’nin hakaret içeren yazısı ile bizzat yakından ilgilendi. Mücadelenin ötesinde savaş edeceğini söyledi, bir gün sonra da meydanlarda Ekşi’yi kınamaya devam etti. AKPliler de Hürriyet gazetesi önünde protesto gösterileri düzenledi. Ekşi, ilk başta özeleştiri-özür arası bir manevra yaptı. İşin aslını, perde arkasını henüz çok az kişi biliyor ama Ekşi bilahare istifa ettiğini açıkladı. Bizzat, hiçbir baskı altında kalmadan bu kararı vermiş ise her şeye rağmen olumlu, dürüst bir davranış sayılabilir. Aynı zamanda bir çaresizlik ifadesidir. Ama bu istifayı özeleştiri-özürden önce yapsaydı herhalde daha samimi ve açık olurdu.
Beni rahatsız eden nokta, hakaret içerse bile, siyasi iktidarı eleştirmenin faturasının bu kadar ağır olmaması gerektiği. Ama artık belli ki, devlet gazetesinin başyazarı bile mevcut AKP devletine karşı direnemiyor. Ekşi artık kadim devletin kadim başyazarı.
Hakaretin, Türk milletinin, daha çok da erkek kesiminin, son derece hassas olduğu mahrem bir konu içermesi belli ki Başbakan’ı pek çok kızdırmış. Türk egemen medyasında şimdiye kadar siyasi iktidarı hedef alırken , ulusal çıkarları yabancılara peşkeş çekmek, yabancı bir gücün denetiminde olmak gibi ağır siyasi eleştiriler dile getirildi, yayınlandı. Siyasi iktidar bu tür eleştirileri, Ekşi’nin hakareti kadar ciddiye almadı.
Gelelim ikinci boyuta: Ekşi aslında ünvanının ileri sürdüğü kadarg üçlü ve etkili bir kalem değil. Siz Türkiye’de ya da dünyada hiç ‘Sabah kalkar kalkmaz önce Oktay Ekşi’yi okurum’ diyen bir insan gördünüz mü? Sık sık TV ekranlarında görünmesine rağmen, Ekşi, meslekdaşlarının en sık alıntı yaptığı yazar da değildir. Kısacası Ekşi’nin bizatihi herhangi bir önemi ya da gücü yoktur. O, devlet ve dolaylı olarak da Hürriyet’in önem ve gücünü kendi mesleki şahsında somutlaştırmaya çalışıyor.
Ekşi, 27 Mayıs darbesinin ardından oluşturulan Kurucu Meclis üyeliğini 50 yıldır hatırlatır ve kullanır. Bu unvan, aslında gazetecilikle çelişir. Ama Ekşi’nin gazetecilikle çelişen tek yanı keşke bu olsa… Kendisi aslında bir Ardıç kalemşörü. Akın Birdal’ın vurulmasına, bir çok meslekdaşımızın işinden olmasına sebep olan yazısından dolayı bilahare özür dilemiş olsa da kimse onun içtenliğine inanmadı.
Ekşi, Basın Konseyi Başkanlığı görevini sürdüreceğini açıklamış. Normaldir. Basın Konseyi zaten tek kişilik bir örgüttü. Şimdi Basın Konseyinin başında aktif olmayan bir gazeteci bulunacak. Ahmet Hakan’ın yazdığı üzere, kendi yazdığı hakaretin onda birini yazanları cezalandıran Konsey, bakalım kendi başkanına ne ceza verecek?
En az 15 yıl önce emekliye ayrılması gereken insanlar neden hala başyazar, Konsey Başkanı gibi sıfat ve görevlerle etrafta dolaşır? Türkiye’de yeteri kadar genç, orta yaşlı gazeteci yok mu Hürriyet’e başyazar olabilecek? Gazetelerde köşe sahibi olan insanlar cenaze gününe kadar o köşeyi doldurmak zorundalar mı? Emekli gazeteciler, danışmanlık yapabilir, İletişim Fakültelerinde ders verebilir, anılarını yazar ya da bulmaca çözüp mahalle kahvesinde keyifli sohbetlere katılır. Bu ne hırs?
AKP devleti hakiki ve çakma muhaliflerini temizlemeye devam ediyor. Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni medyada tasfiyenin gerektiğini yazmış hatta tasfiye edileceklerin profilini de vermişti. Ekşi şimdi AKPzede mi oldu? Hayır, Ekşi bence Ekşizede oldu.
Ekşi’nin Hürriyet’ten ayrılması, ne Hürriyet ne de Türkiye kamuoyu ve gazeteciliği için büyük bir kayıp. Ancak hesap vermeden makamından ayrılabildiği için şanslı sayılır.
Medyada bir tasfiye olacaksa, bu böyle bir hakaret nedeniyle ya da siyasi bir işaretle olmamalı idi. Kadim, bağımlı ve iktidar yanlısı matbuat-basın- medyayı ancak yeni, bağımsız ve kamu çıkarını savunan hakikaten profesyonel bir medya tasfiye edebilir ve etmeli. Bu da ancak güçlü bir siyasal-toplumsal-ideolojik-kültürel değişimle, hamleyle olabilir.