21 Ekim 2010 Perşembe

Birand'ın Geç Özeleştirisi

Duran: Medyatik gerçek yenildi
Deneyimli gazeteci Ragıp Duran, Mehmet Ali Birand'ın Kürt sorununa ilişkin haberlerle ilgili "senaryoydu" itirafını ETHA'ya değerlendirdi. "Oldukça geç bir özeleştiri ve itiraf" diyen Duran, "Medyatik gerçek eninde sonunda hakiki gerçek karşısında yenilgiye mahkum" dedi.

Etkin Haber Ajansı / 14 Ekim 2010 Perşembe, 12:50

İSTANBUL- Deneyimli Gazeteci Ragıp Duran, Mehmet Ali Biran'ın Kürt sorunundaki haberlerle ilgili "kendi hayal ürünümüz olan bir senaryo yazıyoruz ve kendimiz de inanır oluyoruz" şeklindeki itirafını ETHA'ya değerlendirdi.
EGEMEN MEDYA BÜYÜK TAHRİFAT YAPTI
Ragıp Duran, "Birand başından beri Kürt meselesini yakından takip eden, Türkiye basınında Yalçın Küçük'ten sonra Öcalan ile ilk röportajı yapan, Kürt meselesine ilişkin hem inceleme araştırma hem de bir muhabir gibi bizzat gidip olayı yakından takip eden kıdemli bir meslektaşımızdır. Ben o bakımdan Birand'ın dünkü yazısının içeriğine tamamen katılmakla birlikte, oldukça geç bir özeleştiri, bir itiraf olarak görüyorum" dedi.
Egemen medyanın Kürt meselesinde çok büyük tahrifatlar yaptığını söyleyen Duran, mesela gazetecilik etiğine ve ilkelerine aykırı olarak sadece Genelkurmay'dan bilgi alındığına dikkat çekti.
"Tabi bunlar salt gazetecilik tekniğine riayet etmemekle açıklanacak şeyler değil" diyen Ragıp Duran, siyasi olarak, bilinç olarak, ajitasyon ve propaganda yapıldığını, Kürtleri aşağılayan yayınlar yapıldığını söyledi.
Duran, "Birand'ın bugün bile olsa bu gerçeği saptamış olması olumlu birşey. Ayrıca sadece Kürt konusunda da değil diğer hassas konularda gazetecilik yerine iktidar yanlısı yayın yapmaya karşı bir çabaya yardımcı olacaksa yazının kıymeti daha da artar. Ama ben bu konuda çok ümitli değilim" dedi.
ANCAK BİR SÜRE VE BELİRLİ BİR KESİM ETKİLENİR
ABD'li düşünür Noam Chomsyk'nin "Bu tür propaganda, haber gizleme, haber çarpıtma yöntemleri ile ancak bir süre ve ancak belirli kesim üzerinde etkili olmak mümkündür" tespitini hatırlatan Ragıp Duran, şöyle devam etti:
"Kürt konusundaki Türk egemen basının yayınları mesela Kürt dünyasında pek etkili olmadı. Çünkü onlar bizzat gerçeği yaşadığı için gazetelerde yazanın doğru olmadığını kendi hayat pratiklerinden biliyorlardı. Dolayısıyla gazetecilik tekniklerinin dışında siyasi ideolojik amaçlarla propaganda, haber gizleme, haber tarif etme ancak geçici bir süre için belirli bir kesim üzerinde etkili olabilir. Somut örnek vermek gerekirse; 1999'da Öcalan yakalandığı zaman 'çocuk katili, canavar' dendi, o şekilde sunuldu. Bugün o şekilde nitelenen insanla devletin görüştüğü ortaya çıktı. Dolayısıyla herhangi birşeyi belki bir süre gizlemek ve tarif etmek mümkün. Kamuoyunun belirli bir kesimini, yeteri kadar araştırmayan, gazetede okuduğu herşeye inanan, eleştirel gözle bakmayan insanları belirli bir süre ikna etmek, böyle bir kamuoyu oluşturmak mümkün. Ama gerçeğe dayanmadığı için benim bu medyatik ya da sanal gerçek dediğim şey eninde sonunda hakiki gerçek karşısında yenilgiye mahkum. Çünkü siz medya ile bazı şeyleri tarif edebilirsiniz, bazı şeyleri söylemiş gibi gösterebilirsiniz ama öyle değilse gerçek kendini eninde sonunda dayatır. O yüzden beyhude bir çabadır, geçici bir çabadır. Bilahare hakiki gerçek kendisini medyatik gerçek karşısında kanıtladı, gösterdi."
BİRAND: SENARYO YAZDIK
Mehmet Ali Birand, Posta Gazetesi'nde dünkü köşesinde "Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez" başlıklı yazısında, iktidarların yıllardır PKK'nin askeri yöntemlerle tasfiye edileceğini söyleyerek halkla alay ettiklerini, ancak bunun asla mümkün olamayacağını belirtiyor. Son günlerde PKK'nin tasfiyesinin medyada da çokça tartışıldığına dikkat çeken Birand, "Bu haberlerin bir bölümünü bizler üretiyoruz" diyor.
Bakanların ziyaretlerinden, Başbakan'ın konuşmalarından, bürokratların özel sohbetlerinden yola çıkarak, bir bölümü doğru, diğer bölümü kendi hayal ürünümüz olan bir senaryo yazıyoruz ve bunun gerçek verilere dayanmayan bir senaryo olduğunu bilmemize rağmen, kendimiz de inanır oluyoruz. Bir süre sonra, daha da ötesine geçiyoruz ve kendi senaryolarımıza dayanarak yorumlar yapmaya başlıyoruz. Dramatik yanı, PKK'nın bu şekilde tasfiye edileceğine siyasetçilerimiz, polisimiz, hatta askerimiz dahi inanıyor olmaları."
Milyonlarca desteği olan PKK'nin ancak farklı yöntemlerle tasfiye edilebileceğini savunan Birand, bunun da PKK'ye olan halk desteğinin ortadan kaldırmakla mümkün olabileceğini ifade ediyor. Birand, bunun için de Kürt sorunu konusunda cesur adımların atılması gerektiğini belirterek öncelikle "PKK yok edilsin, ondan sonra Kürt sorununda adımlar atalım, aksi halde boyun eğmiş oluruz" mantığının terk edilmesi gerektiğini belirtiyor.

18 Ekim 2010 Pazartesi

R A D İ K A L D E V R İ M ?

ESKİLERLE YENİ GAZETE

• Aslında her yeni gazete, yeni bir ufuk, yeni bir dünya anlamına gelmeli. Ama hakikaten yeni ise. Eyüp Can’ın yönetimindeki ‘Devrimci’ Radikal ne kadar yeni? Hakikaten devrimci mi? Hatta radikal mi?

Radikal gazetesi, Referans’la birleştikten sonra, ‘Radikal Devrim’ adıyla iddialı bir reklam kampanyası ardından piyasaya çıktı. Pazar günkü ilk sayıyı aldım, okudum. (Gerçi bir gazetenin ilk sayısı, yapılmak istenenleri muhtemelen en az yansıtabilen nüshasıdır ama yine de bir-iki esaslı ipucu verebilir/vermeli kimliği ve geleceği hakkında). Ben bu gazetede Devrim filan göremedim… Boyutun dışında önemli bir yenilik, bir fark bulamadığım gibi, reklam kampanyasının da aslında ciladan ibaret olduğunu gördüm. Üstelik de o reklam kampanyası ve tüm hazırlıklar bence yanlıştı.

Eyüp Can’ı, gazete çıkmadan bir kaç gün önce, NTV Radyo’da Ruşen Çakır’ın Yazı İşleri programında dinledim. Ayşe Arman’a söylediklerini de okudum. Can, belli ki gazetecilik konusunda Türkiye’de ve Batı’da (Özel olarak ABD’de) yazılıp çizilenleri az-çok izliyor. Mevcut medya düzenine getirdiği bazı eleştiriler de yanlış değil. Ne var ki, Can, Türk medyasındaki temel ve belki de en önemli sorunlardan birini ya göremiyor (Ki çok zor!) ya da mecburen es geçiyor. Can, Çakır’ın programında mealen ‘Ben muhalif gazetecilik nedir anlamıyorum . Eleştirel gazetecilik kastediliyorsa tamam, ama AKP’ye muhalif, CHP’ye muhalif gazete diye bir şey olmaz’ dedi. Oysa ki gazetecilik doğası gereği muhalif bir meslektir. Her şeyin doğru dürüst işlediği bir ülkede, gazeteciye pek iş kalmaz.

Can’ın söylediklerinden anladığım, kendisi gazeteciliğe büyük bir önem ayrıca da kudret atfediyor. Belki de en önemli yanlışı, gazeteciliği siyasetten, ideolojiden, kültürden neredeyse bağımsız, ayrı bir mekanizma olarak algılıyor. Türkiye’de iyi gazetecilik yapılamamasının nedenlerini deşerken, doğru bir yaklaşımla cezaevindeki tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısını verdi, ardından haklarında soruşturma ya da koğuşturma açılmış meslekdaşlardan söz etti. İyi güzel ama Türkiye’de basın özgürlüğünün önündeki engellere baktığımızda, siyasi iktidarı artı ekonomik ve ideolojik iktidarı görmeden doğru dürüst, iyi, doğru yani yeni bir gazete çıkarmak mümkün mü? Mevcut medya mülkiyeti üzerine konuşmadan, bu konuyu deşmeden yenilik nasıl olacak? Hürriyet’i ve Zaman’ı eleştirmeden iyi bir gazete yapmak mümkün mü?

Can, Çakır’ın Ahmet İnsel, Yıldırım Türker, Tuğrul Eryılmaz gibi solcu yazarlarla nasıl anlaşacağı yolundaki sorusunu yanıtlarken de, gazeteciliği yine neredeyse siyaset ve ideoloji üstü bir kurum/mekanizma olarak tanımlamaya teşne.

Ayrıca o programda Çakır’ın da hatırlattığı üzere, Radikal, siyasi iktidarla vergi ve benzeri sorunlarla boğuşan bir grupta yayınlanıyor. Can, Radikal’in tek hakimi değil ki…

Can’ın ne iş yaptığını bilmeyen birisi, bu programı izlese/dinlese, Can’ı mesela bir sanayi dalında üretim yapan şirketin CEO’su sanır. Can’ın söyleminde bol bol vizyon/misyon/marka imajı gibi terimler geçiyor. Kamu çıkarı, okur yararı, sessizlerin sesi, iktidarı rahatsız etmek gibi kilit deyimler Can’ın sözlüğünde namevcut.

E.Can, 2-3 gündür tartışma konusu yaratan köşe yazarı-sokak yazarı ikilemini de, sanki Türk basınının en önemli, en acil sorunuymuş gibi sunuyor.

Bu arada Can, hazır fırsat ele geçmişken, NTV’deki programda, Haluk Şahin’den kamu önünde özür dileyeceği yerde, ‘Ben de üzgünüm’ türünden bir ifadeyle geçiştirdi. Köşe yazarları sorununa gelene kadar, şu iktidarla ilişkiler meselesi üzerine, daha geniş, daha özgür bir şekilde tartışabilsek, bu bile iyi olur.

Radikal’de Devrim varsa, Eyüp Can, ‘Devrim’ sözcüğünün anlamını bilmiyor. Kadroda 3 yeni editör, 2 de yeni sokak yazarıyla bir gazete kolay kolay değişmez. Aslında mesele sadece kadro meselesi de değil.
‘Dünyada ve Türkiye’de medya neden giderek daha az bağımsız ve daha az özgür?’ sorusuna etraflı ve derin bir yanıt veremeden işe girişmemek gerekirdi. Bu soruya verilecek yanlış yanıtlarla doğru bir gazete çıkarmak da çok güç. O gazete de zaten Doğan grubunda çıkmaz. Bu kadroyla da çıkmaz.

Hayırlı olsun ve Geçmiş olsun…