Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ERDOĞAN KÜRT MESELESİNİ ÇÖZEBİLİR Mİ?

  Kürt  meselenin çözümü için gerekli olan siyasi irade ile Başbakan’ın terörizme son verme isteği/ihtiyacı aynı kapıya mı çıkar? Siyasi iktidar muhalefeti, kamuoyunu yeteri kadar bilgilendirip onları ikna edebiliyor mu?  Savaşçı dil ve söylemle barış sağlanabilir mi?  Habur ve Oslo Süreçlerinin başarısızlığı değerlendirilmeden yeni müzakere süreci başarılı olabilir mi? Yeteri kadar hazırlık, kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapıldı mı? Yol haritası var mı? PKK, önce silah bırakması talep edilen bir müzakerede ne yapar? Bu ve başka soruların yanıtını arayıp bulmadan müzakere sürecini başarıya ulaştırmak mümkün mü? Başbakan Erdoğan’ın 2012’nin son haftasında ‘İmralı ile görüşülüyor’ şeklindeki açıklaması, Habur ve Oslo’dan sonra İmralı Süreci’nin başlamasını sağladı. İlk başlarda, ortada somut bir plan, program, yol haritası olmamasına rağmen (Halen varlığı kuşkulu) özellikle iktidar yanlısı kalemler,. Kürt meselesinin çözüm yoluna girdiğine inanarak, bir dizi haber ve yoru

Tahir Vesek’in ardından

Cizre’nin yetiştirdiği esaslı siyasetçilerden biriydi. Belediye başkanlığı yapmış, kurşunlanmış, kan davasıyla uğraşmış, ama yine de mizahından bir şey kaybetmemişti. İlginç bir şekilde, Kenan Evren’i severdi! Cizre, Kürdistan’ın asil bir kentidir. Tahir Bey de Cizre’nin asillerinden biri(ydi). Salı günü Orhan Doğan’ın yanına göçmüş. 75 yıl boyunca Kürtlüğün cefasını çekmişti. Ama şikâyet etmezdi. Bilge bir adamdı. Mizahı güçlüydü. Başından binbir felaket geçmesine rağmen hayatı hep hoş karşılamıştı. Orhan’ın ölüm yıldönümlerinden birinde, herhalde iki-üç sene önce, “illâ bizde kalacaksın” dedi. Kaldım, çok da iyi oldu. Çünkü galiba yirmi saat boyunca siyaset-kültür merkezi gibi bir evde, gelenden gidenden, ev sahiplerinden o kadar çok şey öğrendim ki… Kürt televizyonu açıktı, bir başka ekranda NTV izleniyordu. Sıcağı sıcağına yorumlar yapılıyordu. Bir yandan da Diyarbakır’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan gelen telefonlara yetişmeye çalışıyordu Tahir Bey. İ

Devlete ve Milliyetçiliğe Karşı Vicdan ile Akıl

HASAN CEMAL, 1915:ERMENİ SOYKIRIMI ·          Hasan Cemal, Ermeni meselesi konusunda kişisel serüvenini yazar gibi. Ama o aslında bir kuşak Türk aydınının devletle, resmi tezle hesaplaşma mücadelesini anlatıyor. Hrant’ın arkadaşı, çok içten bir uslupla, sıradan ama iyi bir muhabir gibi… Bizde ‘Ermeni’ ya da ‘Kürt’ meselesi olarak anılan sorun aslında baştan aşağıya bir ‘Türk sorunu’! Bir başka ifade ile ‘Türk devletinin yarattığı bir sorun’, artı bu sorunla T.C. vatandaşı Türklerin  ilişkisi. Yani ilişkisizliği, kasti ve resmi ilgisizliği ya da yapay, üretilmiş tahrif edilmiş tarihle boğuşması, hakikatle karşılaşmak/yüzleşmek istememesi…   1915’de Osmanlı Ermenilerinin başına gelenler hakkında,  çok uzun süren sessizlik kalkanı bir süredir kalkmaya başladı. Sis bulutunu dağıtan en önemli aktör, hayatta iken yaptıklarıyla Hrant ve öldürülmesinden sonra da Hrant’ın siyasi mirasçılarının çalışmaları.   ARTIK ESKİSİ GİBİ DEĞİL Hrant’ın Istanbul’daki cenazesine yüzbinlerce in

'Taraf'a Artık İhtiyaç Kalmadı

Aşağıdaki metnin uzunca bir bölümü 23.12.2012 tarihli Birgün gazetesinin Pazar ekinde yayınlandı. Ekin sorumlusu Can Uğur'un sorularına verdiğim yanıtların tam metni... Taraf'ta Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, Neşe Düzel ve Yasemin Çongar'ın istifa etmesi kamuoyunda tartışılan bir konu son zamanlarda Başbakan Erdoğan'a ettiği muhalefet ile dikkat çeken Altan'ın bu istifasını nasıl yorumluyorsunuz?  Ahmet Altan veda yazısında neden istifa ettiğini açıklamadı. O söylemese de siyaseti ve medyayı izleyenlerin bu konuda vardığı sonuçlar var: Sizin de hatırlattığınız üzere, Altan son dönemde Başbakan Erdoğan’a yönelik sert sayılabilecek bir muhalefet yürütüyordu. Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazar olarak Altan sadece kendi köşesinde Erdoğan’a yönelik, içerik açısından genel olarak doğru tespitler, tahliller ve eleştiriler yazdı. Ne var ki gazetede AKP’ye yönelik bir muhalefet, haber politikası olarak gündeme gelmedi. Taraf mesela AKPli belediyelerin ya da

Taraf: Çarpık doğdu, yamuk öldü

Başından sonuna faullu, ofsaytlı bir gazete Taraf. Medya mülkiyeti şeffaf değil, yöneticileri dürüst değil, bazı yazarları polis, bazıları savcılara bavulla belge ulaştırıcısı, siyasî çizgisi oynak… Pennslyvania mescidinde namaz kılıyor. Altı yıl önce esrarengizdi, bugün cenazede hâlâ öyle…   Taraf gazetesi beş-altı yıllık yayın hayatını tamamlarken de ilk günkü gibi şeffaflıktan ve dürüstlükten yoksun bir şekilde gömüldü. Kaçınılmaz son, belki de geç bile kalmıştı. Çünkü bu gazete henüz kuruluş aşamasında çeşitli alan ve konularda sakat doğmuştu: * Gazetenin malî yapısı, medya mülkiyet kimliği şeffaf değildi. Teorik olarak Alkım Yayınevi gazetenin sahibi görünüyordu. Ne var ki, o günlerde, tüm yayıncıların çok iyi bildiği üzere, Alkım Yayınevi’nin kâğıtçı, ciltçi, matbaacı ve dağıtımcılar başta olmak üzere uçan kuşa borcu vardı. Yeni bir gazete kurmak için gerekli olan sermaye nereden, nasıl, ne zaman gelmişti? Taraf’ın sahibi ve yöneticileri bu sorulara son altı yıl içinde

KANKA GİBİ BUNLAR!

SAVA Ş /MEDYA İ L İŞ K İ LER İ HAKKINDA ÜÇ KONU Bu yazıda üç konu üzerinde durmaya/tartı ş maya çalı ş aca ğ ım: + İ lk ça ğ larda da sava ş lardan önce hazırlanma dönemi vardı. + Bugünkü egemen medya neden sava ş yanlısı? + Sava ş çı medyaya kar ş ı neler yapabiliriz? Kanka gibi olanlar, savaşla medya...  Elimizde bilgisi/belgesi yok ama, Habil’le Kabil kapışmadan önce mutlaka o mahallede bazı söylentiler çıkmıştır. -          Habil, Kabil’i öldürecekmiş! -          Kabil’in eli de armut toplamıyor herhalde… Her savaşın öncesinde mutlaka bir hazırlık(Medya)  dönemi  var Savaş,  kitlesel+örgütsel şiddetin en üst aşaması ise, bu son raddeye gelmeden önce mutlaka bir dizi gelişme/aşama cereyan ediyor. Öyle pat diye savaşa girilmiyor. Hazırlık aşaması var. Laf atma ile başlayabilir, şiddet tehditleri ile devam edebilir, rakibi karalamak/küçük düşürmek de ön aşamalardan biri. Meşhurdur ‘Sözün bittiği yer’ deyimi. Ondan sonra insanların sesi kısı