Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Habere kan bulaştığında…

Siirt’de çocukların cinsel vahşeti ve İzmir’de ‘seri’ katil olayı hakkındaki haberlerde çok sayıda arıza var. Yurttaşı bilgilendirmekle, şiddet olayını bin bir gereksiz ayrıntıyla adeta saldırganlığı teşvik edercesine yayınlamak çok farklı şeyler. Olay mahallini ön plana çıkarıp ya da zanlının doğum yerine vurgu yapıp, top yekun bir kenti, bir milleti/bir etnik grubu karalamaya çalışmak çok yanlış üstelik de kasıtlı mı acaba? İki şey lazım: Doğru siyasi-ideolojik-mesleki duruş ve bir dizi ilke/kural. Nisan sonu meydana gelen iki olay, Siirt’deki çocukların cinsel vahşeti ve İzmir’deki ‘seri katil’, medyaya haber olarak yansırken çeşitli sorunlara yol açtı. Türk egemen medyasının profesyonellik düzeyinin bir kez daha test edilip başarısızlığın ortaya çıktığı bu iki örnekte, topyekün bir kent (Siirt) karalanırken, İzmir’deki katil zanlısının Nusaybinli kimliği, sorunun ayrıca siyasi-ideolojik boyutlarını ortaya çıkardı hatta kimi göndermelerin kasıtlı bir şekilde yapıldığını ö

ULUSAL ÖZDİL VAKASI

• Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil’in şiddet övgüsü ve ayrımcılık içeren yazısı Nefret Söylemi kategorisinin şaheserlerinden biri. Münferit bir hadise mi? Mesleki-teknik boyutlar ve işin siyasi-ideolojik-toplumsal yönlerine baktığımızda, sağ duyu, hukuk, ötekini tanımak ve anlamak gibi kavramlar arıyoruz. Nafile! Hürriyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’in, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış olan DTP'nin siyasi yasaklı Başkanı Ahmet Türk’e Samsun’da gerçekleştirilen saldırıyı onaylayan, meşru kılmaya çalışan yazısı büyük tartışmalara neden oldu. Meseleyi iki açıdan ele almak mümkün: - Gazetecilik mesleği ve teknik açıdan - Siyasi, ideolojik ve toplumsal açıdan Mesleki olarak arızalı Türkiye dahil bütün ülkelerin Ceza Yasaları ve Basın-Yayın Meslek Ahlak Kuralları, ifade özgürlüğü babında iki konuya kesin/açık kısıtlama getiriyor. Medyada, kamuda, akademide, sokakta her konuda her fikir, her görüş, her bilgi serbestçe yayınlanmalı, tartışılmalı ama sadece iki konu ifade özgürlüğü ka

ASKER ESKİDEN BİZE ÇOK FENA YAPMIŞTI!

Medyada Geçmiş Dönem Muhasebe Girişimi Dinç Bilgin ve Ergun Babahan, vakti zamanında Ekrem Dumanlı’nın başlattığı tartışmaya yeni bir boyut getirmeye çalışıyor: Askeriye medyaya ne zaman ne yaptı? Somut örnekler var tanıklıklarda. Yine de beş soru ortada. Neşe Düzel, Taraf gazetesinin Pazartesi söyleşilerinde, önce Sabah gazetesinin eski patronu Dinç Bilgin’i sonra da aynı gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan’ı ağırladı. Sadece bu iki söyleşinin içerikleri bile, tek başına ele alındıklarında, geçmişte yapılan baskı, haksızlıkların ortaya çıkarılması açısından başarılı, olumlu bir girişim sayılabilir. Askeriyenin medyayı neden ve nasıl yönlendirmeye/biçimlendirmeye çalıştığına dair çeşitli somut örneklerin bugün olsa dahi teşhir edilmesi medyanın bağımsızlığı açısından önemli. Yine de Bilgin/Babahan ikilisinin açıklamalarını daha zengin boyutlu ve derinlemesine tahlil ettiğimizde, olumlu niteliklerinin yanı sıra eksik hatta kuşku yaratıcı ve belki de en önemlis

Top yuvarlak, siyaset de…

Diyarbakır’da futbol-politika-medya ilişkisini konuşmak ilginç. Bu üç unsur/mekanizma/olgu arasındaki ilişkileri deşmek sosyal bilimcilerin işi. Futbol izleyicisi, medya gözlemcisi ve politika meraklısı bir konuşmacı (*): Merhaba, Ben kendimi futbolda Galatasaraylı, siyasette Diyarbakırlı olarak addettiğim için, bugün çok memnunum. Yaşı müsait olanlar ile ilgi alanı siyaset olanlar bilir, son 20 yıl içinde bu salonda çok gergin konulu toplantılar yaptık. Toplantı bitiminde konuşmacıları Emniyet’e mi götürecekler yoksa ‘Faili-i Meşhur’ mu olacağız, belli değildi. Neyse ki o günler büyük ölçüde geride kaldı… Bugün burada futbol, siyaset, medya gibi daha yumuşak, kansız, zevkli, heyecanlı bir konuyu tartışacağız. Futbol, politika, medya… Bu ileri hücum üçlüsünü biraz açalım önce. Futbol, halen dünyada en popüler, en yaygın, en evrensel siyasi/sosyal/kültürel ve sportif kavram ve olgu. Her yerde futbol var. Futbol, dünyada demokrasi ve o pek övülen serbest piyasa ekonomisinden de

Başbakan, Patron ve Köşe Yazarı

En komiği Başbakanı hala savunmaya çalışanlar. Kimi susarak kimi saçmalayarak. Düşüş, yerel seçimlerde başladı, halen devam ediyor. Medya tedavi edebilir mi? Başbakan Erdoğan’ın AKP İl Başkanlarına hitap ettiği konuşmayı, NTV stüdyolarında Ruşen Çakır ve Mirgün Cabbas’ın Yazı İşleri Programında izledim (26 Şubat, Cuma) . Bu program normal olarak 11.10 gibi yayına girecekti ancak Erdoğan’ın konuşması naklen yayınlandığı için biz stüdyoda hazır bir şekilde bekledik. Normalde konuşmadan kısa bir pasaj verilir sonra doğal yani programlanmış yayın akışına geçilir diye bekliyorduk. Bekle bekle sıra bir türlü bizim programa gelmedi. Üstelik Erdoğan İl Başkanlarına sıradan ve açık bir şekilde ajitasyon-propaganda yapıyordu. Hani öyle tüm milleti ilgilendiren bir konuşma olsa, sonuna kadar tümünü naklen yayınlamak anlamlı olabilir. Neyse biz yaklaşık bir saat bekledikten sonra, Erdoğan’ın da konuşması bitince, yayına girebildik. Çakır da çok esaslı bir giriş yaptı: ‘Burada bir saa

Hrant’ın Fransız Direnişçi Ağabeyi : MİSAK MANOUCHİAN (1906 ADIYAMAN- 1944 PARİS)

Express dergisinin 17 Şubat 2010 tarihli sayısındaki yazı 21 Şubat günü Fransa’da ‘Emperyalizme Karşı Uluslararası Direniş Günü’ olarak kutlanır. Çünkü 21 Şubat 1944 günü, Paris’te, Mont Valérien’de Gestapo, yabancı işçilerden kurulu 23 kişilik bir Direnişçi Grubunu kurşuna dizmişti. Grubun şefi, 1906 Adıyaman doğumlu marangoz, şair, komünist Misak Manuşyan’dı. Manuşyan grubu, Nazi İşgaline karşı mücadelesi ve nihayet kurşuna dizilmeleri, şiirlere (Louis Aragon), şarkılara (Leo Ferré), filmlere (Frank Cassenti), romanlara konu olan ünlü ‘Kızıl Afiş’, Fransa’da yabancı işçilerin Nazizme karşı mücadelesinin enternasyonalist simgesi. Misak’ın eşi, 1913 Istanbul doğumlu Meline, eşinin öldürülmesinden otuz yıl sonra kaleme kağıda sarılıp ‘Bir Özgürlük Tutsağı:Manuşyan’ kitabını yazmış. Misak’ı, bildiği kadarıyla ilkgençliğini, şairliğini, entelektüel yaşamını ve siyasal angajmanlarını, savaş öncesi Fransa’yı, Ermeni Direnişçileri, Ermeniliği anlatıyor. Bu arada kendi çocukluğunu ve g

HABER DEĞERİ OLAN AĞCA DEĞİL

Milliyet'in 25 Ocak 2010 tarihli sayısında, Derya Sazak'ın yönettiği Ombudsman sayfasında yayınlanan Medya-Ağca ilişkileri konusundaki değerlendirme, daha önce yayınladığım 'Ağca Medyası' başlıklı yazının yeni bir versiyonu. Bu sayfada ayrıca Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesinden değerli meslekdaşım ve arkadaşım Esra Arsan'ın da değerlendirmesi var.Bkz. http://www.milliyet.com.tr/agca-nin-pesinde/ombudsman/haberdetayarsiv/25.01.2010/1190207/default.htm?ver=80 (RD) Okur Temsilcisi sayfasını bu hafta medya analistlerine açıyoruz. İletişim Uzmanı Ragıp Duran, Le Monde’a ruhunu veren “ülkelerin layık olduğu medyaya sahip olması” anlayışından hareketle, Özal döneminden bu yana siyasi-ideolojik ilkelerden çok, iktisadi- mali ideallerin yüceltildiği bir mecrada Ağca’ya da “satan” bir obje olarak bakılmasını kaçınılmaz buluyor. Değerlendirmesi şöyle: “Türk yaygın medyasının Ağca’nın cezaevinden çıkışını izleyip aktarması sırasındaki tutumu vahim. Meseleye dört açıdan