Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şarap ya da Sirke

Express dergisi M A V İ D A K T İ L O yazısı KİŞİSEL DÖNÜŞÜM PROJESİNDEN KESİTLER Şarap ya da Sirke Eskiden yoktu bunlardan. Çünkü o zamanlar ya sağcıydın ya da solcu. Ya hükümet yanlısıydın ya da muhalif. Bunlar liberalmiş. Hem hükümet yanlısı hem de muhalif. Ama sola muhalif, ama muhalefete muhalif. İdeolojik bir kimlik bozulması aslında. Rüzgar öyle esti de... Hepsi okumuş yazmış insanlar. Hatta bazılarının kartvizitinde 'Prof. Dr.' filan yazıyor. Çoğunun bir gazetede köşesi var. Televizyonlarda düzenli program yapıyorlar. İlginçtir TRT ve daha çok İslamcı-Hükümetçi medya organlarında boy gösteriyorlar. Yazı-çizi ile uğraşanların neredeyse hepsini şahsen tanıyorum. Kişisel olarak genelde iyi insanlar. Yani dürüst, yani sevimli hatta gırgır...Azınlığı sol kökenden geliyor. 60lı-70li yıllarda öğrenci hareketleri içinde yer aldılar, devrimciydiler. Halkçıydılar, vicdanları güzeldi. Galiba herşey 80 darbesinden sonra başladı. Tabi aynı dönemde dünyada da sol darbe yemişti. S

AKŞAM 'ın Medya Soruşturmasına Yanıtlar

Akşam gazetesinin sorularına yanıt. Bu metnin, yanıtlayan tarafından kısaltılmış bir versiyonu 16 Ağustos 2009 tarihli Akşam gazetesinin ekinde yayınlandı. 1) Ergenekon davası gazeteciliğimizin tarihi açısından önemli bir yere sahip midir? Nasıl bir önemi vardır? Günümüzün gazeteciliği Ergenekon davası testinden başarıyla geçmiş midir? Kimler testi başarıyla geçmiş, kimler geçememiştir? • Ergenekon Davasının izlenmesi ve aktarılması, Türk basın tarihi açısından ancak olumsuz yüzlerce örnekten biri olarak kayda geçebilir ve arşivlerde yerini alır. Bu soruşturmada, medyada yayınlanan tüm bilgi ve haberlerin hiç biri somut bir gazetecilik çalışması ile su yüzüne çıkmamıştır. Siyasi iktidara yakın medya organlarına kah Emniyet'ten kah Savcılıktan servis edilen söylenti, duyum, doğrulanmamış bilgiler bazen de bu iki mecranın belgeleri haber olarak manşetlere çıkarıldı. İktidara yakın medya organlarının yöneticileri de, bu 'bilgileri', haberciliğin en temel ilkelerinden biri ola

YA TABU YA BARIŞ!

Azadiya Welat gazetesinin sorularına yanıtlar Kürt meselesi, artık sadece PKK ile Ankara'nın tek başlarına çözebilecekleri bir mesele olmaktan çoktan çıktı. Üstelik meselenin tarihi, ekonomik, kültürel, tabi ki siyasi, askeri, toplumsal, psikolojik...vs...boyutları var. AKP içten değil üstelik de tutarsız. Soruna adil, kalıcı bir çözümü hükümet ya da devlet değil toplum bulabilir.        Devlet önceleri Kürt yok, sonraları var ama hakları yok, dedi. Şimdi de Kürt sorunu var, en önemli meselemizdir, çözmeliyiz diyor. Sizce ne değişti, bu yaklaşım ne anlama geliyor? Türk egemenleri 1925’den bu yana Kürt meselesi konusunda övünerek savunabilecekleri bir politika oluşturup uygulamadıkları gibi, kırım, katliam, inkar, asimilasyon gibi yöntemlerle soruna yaklaştılar. Tüm bu yöntemlerin geçersizliği giderek daha geniş kesimlerce anlaşılmaya başlandı. ABD’de Obama yönetiminin başa gelmesi, Irak’tan askeri olarak çekilme zorunluluğu, Türkiye’de de AKP iktidarının klasik devlet anlayışları

Gazeteci Devlete Danışmanlık Yapabilir mi?

AKP'nin Kürt Çalıştay'ında İç İşleri Bakanı bir grup gazeteci ve akademisyeni dinlemiş. Gazeteciler şimdiye kadar yazdıklarının dışında yeni bilgi ve görüşler mi iletmişler Bakana? Gazeteci-devlet ya da gazeteci-mahkeme ilişkileri alanında iki önemli örneği hatırlatmakta yarar var. AKP'nin 'Kürt Açılımı' ya da 'Kürt Meselesine Türkiye Modeli Çözüm' adı verilen girişiminin ilk aşamasında, akademisyenlerle birlikte bir grup gazetecinin İç İşleri Bakanlığının çağrısına uyarak Polis Akademisinde bir çalıştaya katıldığı haberi medyada geniş yer buldu. Sözkonusu seçilmiş gazeteciler, İç İşleri Bakanına ve hazır bulunan diğer resmi görevlilere, Kürt Meselesinde çözüm için yapılması gerekenler konusunda görüşlerini/önerilerini iletmişler. Bu meslekdaşların tümü görüşmenin son derece yararlı olduğunu, Bakan Bey'in kendilerini dikkatle dinlediğini ve teşekkür ettiğini söyledi. Çalıştay adı verilen kamuya ve basına kapalı bu toplantı, aslında kollektif bir danış

Özkök'e bırakılmayacak ciddi iş

Ertuğrul Özkök, Serdar Turgut'u da şahit göstererek modern gazetecilik adı altında klasik/geleneksel gazeteciliği tahrifat ve gizlemelerle karalamaya çalışıyor. Hem kel hem fodul... Sonu galiba yaklaşıyor. Çünkü bir süredir vasiyetname ile günah çıkarma kokteyli türünde yazılar kalame alan Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, 1 Ağustos tarihli köşesinde 'Gazeteciye bırakılmayacak ciddi iş' başlıklı yazısında, gazeteciliğin mevcut durumu ve geleceği hakkında fikir ve tahminlerini beyan etmiş. Özkök, bu yazısında da, her zaman olduğu gibi bazı yarım ve çeyrek gerçeklerden, saptamalardan yola çıkarak, nispeten ince daha doğrusu sinsi bir şekilde, klasik gazetecilik dediği doğru/geleneksel gazeteciliğe karşı açtığı cihad'ı sürdürüyor. Artık alıştığımız desinformation (Haber tahrifatı) ve misinformation(haber gizleme) yöntemleriyle gazeteciliğin mevcut bunalımını tahlil eden Özkök'ün saptamaları hem eski hem eksik üstelik de yanlış: ''Artık g

KÜRT BARIŞI İÇİN...

ANF'in, KCK'nın 'eylemsizlik sürecini' 1 Eylül'e kadar uzatma kararıyla ilgili sorusuna yanıt: KCK'nın açıklamasında bence üç önemli saptama/değerlendirme ön plana çıkıyor: 1)''(...)sorunun çözümünde silah ve şiddet değil demokratik siyasal yöntemlerin esas alınması bir zorunluluk haline gelmiştir.” 2)''(…) ilk adım olarak askeri ve siyasi operasyonlara son verme ile silahların tümden susturulması ve diyalog sürecinin başlatılması biçiminde gelişebilmelidir''. 3)''(...)başta ABD ve AB olmak üzere tüm uluslar arası güçler Kürt sorununda şiddet ve çatışma siyasetini desteklememeli, demokratik çözüm siyasetinin gelişmesi için destekleyici olmalıdırlar”. Henüz içeriğini bilemediğimiz Öcalan'ın önereceği yol haritasının tartışılıp değerlendirilmesi için, ama esas olarak kan akmasını geçici bir süre için de olsa durdurmak amacıyla eylemsizlik sürecinin uzatılması mutlaka olumlu bir adım. 1 Eylül'ün Dünya Barış

GAZETECİ KİMLİĞİNİ GİZLEYEBİLİR Mİ?

Ayşe Arman tesettüre girip İslamcı mahalleye girmiş. Kimi ne için aldatıyor? Gerek var mı? Kimlik ya da kamera hangi koşullarda gizlenebilir? Yaz sıcağında manşete çıkarılan bir haber dikkat çekici:‘Ayşe Arman tesettüre girdi, öteki mahalleye girdi’. Kimin cin fikridir bilmem ama, Hürriyet, mahalle baskısını göstermek için böyle bir yöntem benimsediğini yazıyor. Bir köşe yazarı, bir röportajcı olarak ünlenen/ünlendirilen Arman’ın yazdıklarında çoğunlukla bizzat kendisi ana konu ve kahraman olarak ön plana çıkıyor. Bu starlaştırma harekatını şimdilik bir kenara bırakıyorum ama İslamcı mahallede olup biteni anlamak ve anlatmak için bir kadın gazetecinin örtünmesini teknik olarak/mesleki olarak/ahlaki olarak irdeleyelim: Gazeteci ilke olarak kimliğini gizlemez. Kamuyu bilgilendirmek için yapılan önemli bir faaliyet olan muhabirlik yani habercilik açık/dürüst/şeffaf bir faaliyet olmalıdır. Gazeteci kendi mesleki kimliğini neden gizlemek ihtiyacını duyar? Ya da gazeteci, adeta bir bukal