8 Ekim 2018 Pazartesi

18 Ağustos 2018 Cumartesi

EXPRESS Dergisi, sayı 165, Temmuz/Ağustos 2018

2 Haziran 2018 Cumartesi

GSL 105 YILLIĞININ ANATOMİSİ

*1972-73 yılı mezunlarının albümü, bizim dönemin çocuklarını hem tek tek hem de topluca acaip güzel resmediyor. Ayrıca o dönemin Beyoğlu’sunu, Istanbul’unu hatta Türkiye’sini de yansıtıyor.

Ragıp Duran (137- GSL 105

Bizim, GSL 105’in albümünü, yani 1972-73 döneminin yıllığını inceleyecek olursanız (http://sultani.com/Yilliklarimiz.aspx), hem tek tek ve topluca bizleri hem de 46 yıl önceki Beyoğlu’nu, Istanbul’u hatta Türkiye’yi flu da olsa görmek mümkün.

Son sınıfta, resmi sosyal faaliyet olarak tiyatro, folklor, çeşitli spor dalları, sinema, izcilik gibi etkinlikler gerçekleştirmişsek de, bir yandan üniversite sınavlarına hazırlık amacıyla gidilen kurslar vardı, ama orijinal sosyal faaliyetler geceleri Çiçek Pasajında ve Pera’nın dar arka sokaklarındaki bazı mekanlarda yaşanıyordu. Ayrıntısı görselleri ile birlikte albümde.

Albüm ya da yıllık dediğimiz belge/kitap aslında çok mühim. Çünkü kimimiz için en az 12, bazılarımız içinse en az 8 yıllık bir dönemin dökümü, muhasebesi, acısıyla tatlısıyla filmi var bu belgede. İlkokuldan gelenler ya da hazırlıktan gelenlerin arasında çok az sayıda arkadaşımız okulu çakmadan bitirdiğine göre, kişiliğimizin oluştuğu en kritik yaşlarda, ortalama en az 10 yıl boyunca 24 saat beraber zaman geçirdiğimiz bir dönemin aynası bu yıllık(lar): Yatakhane, yemekhane, sınıf, dersler, etüdler, canlılar, karanlık koridorlar, Grand Cour, arka kapı,  parmaklıklar, Beyoğlu, Azmi’nin kahvesi, daimiler, meccaniler, okul kırmalar, sinemalar, Dolmabahçe stadı sonra Ali Sami Yen, arada bir Anadolu deplasmanları, işkembeciler, birahaneler…

Çevrede daha fazla dolaşmayıp meselenin özüne geçelim. Benim adım Broşür Kolunun ‘’Yıllık 105’’ bahsinde Başkan olarak geçiyor. Vedat Bilge (Nam-ı diğer Noter, şimdi GSL105’in moderatörü, koruyucu meleği, herşeyi!), İbrahim Çelik ( Paris AGS’nin kurucularından, Fransa’da bilgisayar şirketi yönetiyor), Aydın Çeçen(ABD’de İktisat profesörü), Haluk Erşen (Büyük bir kimya şirketinin müdürü idi, maalesef kaybettik) ve Aydın Arıcı (ABD’de kadın doğum uzmanı, Prof) diğer üyeler. Broşür Kolunun bir de İdare Heyeti var. Hepsi papyonlu, kravatlı, ciddi şık çocuklar: Başkanı Ahmet San (Daha o zamanlar Tevfik Fikret salonunda konserler düzenler, Münir Nurettin’den Johnny Hallyday’e, Emel Sayın’dan Barış Manço’ya  (1018- GSL94) ünlüleri okula getirirdi. Şimdilerde büyük organizasyonlara hazırlanıyor). Diğer üyeler de olağanüstü şahsiyetler: Kemal Asya (Müteveffa Büyükelçi), Erol Özkoray (Siyaset bilimci-Yazar), Cengiz Tarhan (Paris’te OECD’de üst düzey yönetici), Cüneyt Ataker (İsveç’te emekli). Bu kadro bugün bir çok devletin Bakanlar Kuruluna birkaç tur bindirir!

Yıllıkta kime, kimlere, hangi olaylara nasıl yer verdiğimiz bir çok ipucu veriyor. Mesela daha açılışta, Atatürk’ten bir alıntı yapmışız:

’Bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir.
Fikri harekete getirmek birinci işimiz olmalıdır’’.

Her iki cümle de 2018 Türkiye’sinde hala nelere ihtiyaç duyduğumuzu ne güzel, ne veciz anlatıyor.

Ardından, Fransız müdürümüz Corentin Kerveillant’ın bizden ayrılıp, La Haye’deki Fransız Lisesine müdür olduktan sonra Hollanda’dan Ülkü Ağabeye (Özatay 557-GSL84)  el yazısıyla gönderdiği mesajı yayınlamışız.

Kerve, bir gece yatakhanede garip, karmaşık ya da ben hatırlamıyorum, bir olayın kahramanı olmuştu. Protesto babında biz de ‘’Katil Kerve’’ sloganını atmıştık. Bu slogan sonraları ‘’Katil Merve’’ şekline dönüşmüştü.

‘’Kaybettiğimiz Büyüğümüz Tahir Alangu’’ başlığı altında efsanevi edebiyat hocamıza saygıda kusur etmemişiz.

‘’Diplomasız Galatasaraylı’’ başlığı ise, beklendiği üzere, Müdür beyin hademesiKara Hasan için yazılan yazının başlığı.

Editoryal, reklam, basım konusunda şahane kollektif bir çalışma yaptığımızı hatırlıyorum. Dönemin ünlü karikatüristi Semih ağabeyden (Balcıoğlu) çizgiler istemiştik, hemen yaptı. O zamanlar Günaydın gazetesinde çalışan Teoman ağabey (Orberk, 965- GSL80) yazı-çizi ve mizanpaj işlerinde rehberimiz oldu.

Yıllıkta  ’Akıl Hastanesi Ziyareti’’ ya da ‘’GSli İtalyan Gençleri’’ gibi haber değeri çok yüksek olaylar da aktarılmış.

12. sınıftaki arkadaşlarımızın birer sayfalık yazıları için de hatırlıyorum, sorun çıkmaması için bir model oluşturmuştuk: Ahmet’in yazısını Mehmet yazıyorsa, Mehmet’in yazısını da Ahmet yazacaktı. Belki biraz ‘’Al gülüm ver gülüm’’ olabilirdi ama, Ahmet de Mehmet de, arkadaşı hakkında yazdığı yazıyı önceden göremeyeceği için, kimseden hiçbir itiraz gelmedi. Zaten Galatasaray’ın en önemli değerleri, hatta alameti farikaları, rasyonalite, dayanışma ve mizah ise, hoşgörü de bu üçlünün kaçınılmaz bir ek boyutu idi.

12. sınıf arkadaşlarımızın yazılarının başına birer alıntı bulmak işiyle bizzat ilgilendiğimi hatırlıyorum. O aralar harıl harıl kitap okurduk. Beğendiğim ya da eleştirdiğim satırların altını çizerek. ‘’Aa bak bu cümle bizim Ali İhsan’a (Özgür, faşistlerce katledilmişti) çok iyi gider’’ diye bir kenara not etmişliğim vardı. Bugün bakıyorum da, yaklaşık en az 55 yıldır birlikte olduğumuz arkadaşlarım için o zaman yayınladığımız alıntılar, her birimize kartvizit gibi yakışmış. Hala doğru, hala geçerli. GS’deki lakaplar gibi.

Galatasaraylılık aslında bir çilingir anahtarı, her kapıyı açar. Dün de bugün de, Galatasaraylı bir abi ya da kardeşten, ya da abladan (Bizim yok)  kız kardeşten okul için, Galatasaray için bir talepte bulunduğunuzda, kimse kolay kolay red etmez.

Mesela bizim yıllık hazırlık çalışmalarında, o zaman Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı olan Mehmet Üstünkaya’nın  (1090-GSL86) şirketinden reklam istemeye gitmiştik. Ağabeyimiz, ‘’Çocuklar, kulüp değil, lise için değil mi?’’ diye sormuş, olumlu yanıt alınca, ‘’Lise için ne gerekiyorsa yaparım’’ demiş ve yapmıştı.Selahaddin Beyazıt’tan (108-GSL82)  Faruk Süren’e, Koç grubundan Kom tekstile kadar ya Liseli ya da Galatasaraylı reklamverenlerin yanısıra bizim dönem mezunlarının işyeri sahibi babaları, amcaları, dayılarından acaip reklam toplamıştık. 260 sayfalık yıllığın 30 sayfasında reklam var.

Reklamlar da dönemi yansıtıyor: Mesela ‘’Neşeli saatler Delta radyosunun başında geçer’’ başlıklı bir radyo ilanı var ki, bugünkü çocuklar/ilk gençler bunun ne anlama geldiğini bilemez. O dönemin reklamlarında, adreslerdeki telefon numaraları sadece 6 rakkamlı. Şehir kodu filan da yok. Haliyle cep telefonu numarası ya da e-mail adresi de namevcut.

Nihayet, yıllıkta olmayan ama bence çok önemli bir olgu/bilgi: Biz o yıl yaklaşık 90 öğrenci mezun olduk. 21 arkadaş yurtdışında üniversite okumaya gittik. Dönemin en yüksek puanla girilen Tıp Fakültesini 10 arkadaşımız kazandı. Sağ olsunlar şimdi hepsi profesör oldu, bize, eşlerimize, çocuklarımıza, yakın akrabalarımıza acaip iyi baktılar, hala da bakıyorlar. Bizim dönemden, diplomatlar, tıp dışı alanlardan profesör ve doktoralı uzmanlar da çıktı. Bir başka özelliğimiz de 105’in GSli ilk kadın mezunları vermesi. Albümde cemalleri gülümseyen ancak bilahare kaybettiğimiz 13 arkadaşımızı da her toplantımızda saygıyla özlemle anarız.  Geride kalanların bir kısmı emekli olsa da, kendi mesleklerinin en başarılı şahsiyetleri arasına girdi. Kısacası, GSL105 Yıllığının hakkını verdik sayılır.

Sonuç olarak, o zaman öyle çok fazla bilgi ve bilincimiz olmasa da, içimizden geldiği gibi, doğal bir şekilde yarattığımız bu albümün bugün hala geçerli, doğru ve güzel olması çok sevindirici. Müdürümüz Tevfik Fikret’in (119-GSL20)  ilkesi gereğince‘’Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür’’ olunca sonuç da olumlu oluyor. Bunda kuşkusuz, Galatasaraylılığın köklü ve kalıcı bir değer/kurum olmasının payı da büyük. 

27 Mayıs 2018 Pazar

YENİ GAZETE/YENİ YAŞAM

Yeni Yaşam gazetesi
27 Mayıs 2018 

25 Mayıs 2018 Cuma

Mayıs 68: Tarihin Mest Olduğu AN


12 Mayıs 2018 Cumartesi

Ragıp Duran: HDP’nin mutlak barajı aşması gerekiyor

Gazeteci-yazar Ragıp Duran, Türkiye ve Kürdistan'da 24 Haziran seçimlerinin OHAL altında yapılması ve mevcut Cumhurbaşkanı adaylarının eşit durumda olmamasının seçimlere gölge düşüreceğine dikkat çekti.
https://anfturkce.net/guncel/ragip-duran-hdp-nin-mutlak-baraji-asmasi-gerekiyor-107796
Gazeteci Duran, 24 Haziran genel seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin güncel konuları ANF'ye değerlendirdi.
Türkiye'deki mevcut siyasi partilerin bu seçimlere hazırlanırken iki blok kurduklarını söyleyen Duran, "Bunların bir tanesini 'Cumhur' diğerini ise 'Millet' bloku olarak adlandırıyorlar. Ayrıntısına baktığımız zaman bunların birbirine çok yakın bloklar olduğunu görüyoruz. HDP'liler bu bloklara iki sağcı blok diyorlar. Sağcılığın yanı sıra bence iki devletçi blok var, özellikle Kürt meselesine ilişkin iki bloğun arasında çok büyük farklar yok" dedi.
HDP'nin iki bloktan da dışlandığına dikkat çeken Duran, "HDP'nin zaten 'Cumhur' bloğunda olması da söz konusu değildi. Bir ihtimalle 'Millet' bloğunda olabilirdi. Bize gelen bilgilere göre de CHP çok gönüllü değildi ama büyük bir ihtimalle itiraz etmeyecekti, Saadet Partisi de çok fazla itiraz etmeye bilirdi ama İYİ Parti yani eski İçişleri Bakanı Meral Akşener'in partisi HDP ile yakın olmaktan uzak durdu, uzak durunca tabi bir takım tehlikeler ortaya çıkıyor" diye konuştu.
HDP'NİN BARAJI AŞMA SORUNU SADECE HDP'NİN MESELESİ DEĞİL
HDP'nin bu seçimlere tek başına girmesini aslında bir bakıma olumlu bir bakıma da olumsuz olarak gördüğünü söyleyen Duran, "Eğer HDP'de CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi ile birlikte baştan itibaren bloğun bir parçası halinde olsaydı neredeyse meclis seçimlerini kazanması garanti, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Erdoğan'ı çok güç durumda bırakabilirdi. Olmadı ama olumlu yanı da şu; HDP tek başına seçime girerek ki 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde tek başına seçime girmişti ve barajı da aşmıştı. Şimdi HDP'nin durumu aslında biraz daha nazik ve ince her ne kadar son iki seçimde yüzde 13 ve yüzde 11'e yaklaşan oylar aldıysa da, bu sefer genel seçimlerde barajı aşması sadece HDP'nin meselesi değil" ifadelerini kullandı.
Yapılan bütün hesaplara göre HDP'nin mutlaka barajı aşması gerektiğini vurgulayan Duran şunları kaydetti: "Zaten son anketlerin hepsinde neredeyse barajı aşmış gözüküyor çok küçük bir ihtimalde olsa eğer HDP barajı aşamazsa çok somut olarak yaklaşık 70 ile 80 arasında milletvekilliğinin bölgeler itibari ile olduğu gibi AKP'ye gitmesi ve AKP'nin mecliste çoğunluğu sağlaması söz konusu.
Bu yüzden HDP'nin barajı geçmesi demin söylediğim gibi sadece HDP'nin değil CHP'nin, İYİ Parti'nin, Saadet Partisi'nin de kaderi, yani mecliste azınlığa düşmek durumundalar."
HÜDA PAR İLE HDP'NİN ORTAK BİR YANI YOK
Hür Dava Partisi ile ittifak söylentilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan
Duran, "HDP, 'Millet' ittifakı ile ilişkiye giremediği zaman kendisine nispeten  daha yakın olan küçük çaplı çok büyük seçmeni olmasa da varlıkları önemli olan Kürdistani partilerle görüşmeler yaptı. Burada da biliyorsunuz HÜDA PAR engeli vardı, aslında HÜDA PAR'la HDP'nin Kürt olmak dışında her ikisininde başka bir ortak yanı yok. Burada da çok başarılı olunmadı. Başarılı olunmaması belkide bir başarı çünkü 3-5 oy alacağım diye başka kesimlerden oy kaybetme tehlikesi de vardı" diye kaydetti.
ADAYLARIN EŞİT DURUMDA OLMAMASI SEÇİME GÖLGE DÜŞÜRÜYOR
Seçimlerin OHAL altında yapılması ve mevcut Cumhurbaşkanı adaylarının eşit durumda olmamasının seçimlere gölge düşürdüğünü belirten Duran, bunu Muharrem İnce ve Temel Karamollaoğlu'nun da söylediğine dikkat çekerek, "Siz bir yarışa çıkıyorsunuz, bu yarışta herkes aynı çizgide başlamıyor, bir tek aday 50 metre geriden başlıyor yahut eşit çizgiden başlasalar bile adaylardan birinin eli kolu bağlı, ayağında da pranga var buna rağmen olağan üstü bir şekilde seferber olan HDP yetkilileri, sorumluları, yöneticileri ve seçmenleri bu olumsuzluğu gidermeye çalışıyorlar" diye konuştu.
ERDOĞAN DEMİRTAŞ'TAN ÇEKİNİYOR
Herhangi bir hukuk devletinde böyle bir şeyin olmadığına dikkat çeken Duran, "Bu da aslında Erdoğan'ın Demirtaş'tan ne kadar çekindiğini gösteriyor, çünkü 'Seni başkan yaptırmayacağız' sloganıyla 7 Haziran seçimlerinde büyük bir başarı kazanmıştı Demirtaş. Bugün çok fazla değişen bir şey yok, belki de herkesin genel görüşü ikinci turda tayin edici olan güç Demirtaş yani HDP olduğu için Devlet Bahçeli'nin hapse atılıp Demirtaş'ın hapisten çıkarılması gibi bir ihtimal üzerine konuşuluyor.
Genel olarak seçimler açısından baktığımız zaman en önemli ve en büyük engel Demirtaş'ın içeride olması, adaylardan birinin içeride olması bunu sırf Demirtaş olduğu için söylemiyorum Meral Akşener de içeride olsaydı Muharrem İnce'de içeride olsaydı aynı eşitsizlik aynı haksızlık olacaktı" dedi.
TRT HDP'Yİ HİÇ GÖRMÜYOR
Medyanın seçimleri nasıl gördüğünü değerlendiren Duran, "Ben daha çok medya üzerinde çalıştığım için bakıyoruz bugün medyanın tutumuna, zaten eskiden beri olduğu gibi iktidar propagandası yapan medyayı daha ayrıntılı bir şekilde incelediğimizde ki bunun dökümleri RTÜK'de de yapılıyor. Olağan üstü eşitsizlik var, bir saat Erdoğan'a, bir saat AKP'ye verdiği zaman diğer partilere yaklaşık beş dakika ile üç dakika veriliyor. HDP'yi ise hiç görmüyor" ifadelerini kullandı.
TRT AKP PROPAGANDASI YAPIYOR
TRT'nin iktidarın korkusunu anladığını söyleyen Duran devamla şunları kaydetti: "TRT iktidarın mevcut korkusunu anlamış olmuş olması lazım ki uzun uzun hem mecliste hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde mutlaka AKP'nin ve AKP'nin adayının kazanması gerektiğini söyledi. Aksi taktirde bozuk bir düzen olurmuş böyle bir propaganda yapıyorlar."
Seçim kampanyasında TRT'nin kanun gereği bütün adaylara eşit davranıp kendilerini tanıtmaları ve popaganda yapmaları için belirli süre söz hakkı vermesi gerektiğinin altını çizen Duran, "Adaylardan bir tanesi cezaevinde, Demirtaş'a bir gün izin verilir Ankara'ya gider çekime mi katılır, yoksa TRT kameraları Edirne Cezaevi'ne mi gider bilmiyorum ama her ikisi de çok doğru olan yöntemler değil. Hakkında henüz bir hükümde bulunmadığı için serbest bırakılması gerekir Demirtaş'ın" diye konuştu.
MEDYA ÖNEMLİDİR AMA TAYİN EDİCİ DEĞİLDİR
Muhalif yönelik çok ağır baskıların olduğunu söyleyen Duran şunları belirtti: "Kürt medyasının, bağımsız medyanın, ve sol medyanın şimdiye kadar çok sayıda radyolarını, gazetelerini ve televizyonlarını kapatıp mallarına el koydular. Fakat şunu da bilmemiz lazım, medya önemsiz değildir. Önemlidir ama tayin edici değildir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zaman medya tayin edici esas unsur, esas aktör olamamıştır. Bir kaç örnek vermek gerekirse;
Sovyetler birliği zamanında İzvestiya gazetesi, Pravda gazetesi, TASS ajansı ve Sovyet iktidarının tamamen tekelinde olan televizyonlar Sovyet rejiminin çökmesini engelleyemedi.
Daha yakın bir zamanda Amerika'da Demokrat Hillary Clinton ile Cumhuriyetçi Donald Trump arasındaki seçim yarışında bütün Amerika medyası Hillary Clinton'ın kazanacağını söylüyordu kazanamadı. Medya ile seçim kazanılamıyor.
Maastricht anlaşmasının onaylanması konusunda yanılmıyorsam 25 Avrupa ülkesinde yapılan referandum öncesinde de bütün ülkelerdeki medya bu referandum çok kolay bi şekilde evet oyu alır dendi Fransa ve Hollanda'da redetti seçmen. Dolayısıyla Erdoğan, medya gücüne güvenerek çok fazla büyük hayal kurmaması gerekir."
TÜRK LİRASI SÜREKLİ DEĞER KAYBEDİYOR, SEÇMENLER ERDOĞAN YORGUNU
Seçmenlerin siyasi tercihlerini AKP Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan'ın medyasına göre yapmadığına dikkat çeken Duran, "Tek sesli medyaya rağmen vatandaş oy atmaya giderken, sabahleyin gazeteye akşam televizyona bakıp hangi partiye oy vereceğine karar vermiyor. İnsanlar, kendi siyasi görüşlerine, günlük yaşantılarına ve belki de en önemlisi ceplerine giren ve çıkan paraya göre siyasi tercihlerini yapıyor.
Bu son dönemde de Dolar durdurulamıyor.  Daha doğrusu dolar durdurulamıyor değil, Türk lirası durdurulamıyor çünkü kıymetlenen Dolar değil başka ülkelere baktığımız zaman böyle bir durum yok. Türk lirası sürekli değer kaybediyor.  Dolayısıyla insanlar artık sadece Erdoğan metal yorgunu değil seçmenlerin büyük bir kısmı da Erdoğan yorgunu.
Zaten seçim kampanyalarında da görüyoruz Erdoğan neredeyse muhalefet lideri gibi konuşuyor şunu yapacağız bunu yapacağız diye. 2002'den bu yana iktidarda olan bir partinin vaat edeceği çok fazla bir şey yok zaten açıkladıkları manifestoda 2002 manifestosundan alınmış siz 16 yılda yapmadıklarınızı bundan sonra yapacağınızı söylemeniz kimseye çok inandırıcı gelmiyor" şeklinde konuştu.
'TAMAM' ERDOĞAN'A GÜLE GÜLE ANLAMINA GELİYOR
Erdoğan'ın "Millet tamam derse, çekiliriz" açıklamasının sosyal medyada gündem olduğunu da değerlendiren Duran, "Son günlerde en çok konuşulan konu sadece Türkiye'de değil bütün Dünya'da. Ben en son Jakarta Post Endonezya gazetesinde ve Kanada televizyonunda gördüm 'TAMAM' meselesini. 'TAMAM' aslında Erdoğan'a güle güle anlamına geliyor.  Bilhassa iktidarın bir numarasının muhalefete böyle bir slogan önermesi yaratması çok sevindirici bir şey bu kendi kalesine gol atmak demektir. Bu bakımda 'TAMAM' açısından Erdoğan'a teşekkür etmek lazım.
'TAMAM' iyi bir çıkıştı bu çıkışın 'TAMAM' temelinde değil tabi ama 'TAMAM' benzeri çünkü birazda Gezi ruhunun canlanmasıdır. Önümüzde kalan 40-45 gün içerisinde muhalefetin birlik halde Erdoğan karşıtlığı temelinde, Erdoğan karşıtlığını da suç olarak neredeyse öne sürüyorlar, 'Cumhurbaşkanına karşı faaliyette bulunuyorsunuz' diyorlar muhalefet partilerine, ki muhalefet partilerinin esas işi bu"
KÜRT SEÇMEN KİMİN DOSTU OLDUĞUNU AYIRT EDEBİLECEK OLGUNLUKTA
Duran son olarak ikinci tura ilişkin şunları dile getirdi: "Önümüzdeki dönemde özellikle ikinci tura kalındığında ve ikinci tur yapılacak olursa Türkiye’nin kilit partisinin HDP ve Türkiye siyasetinde tayin edici sözü söyleyecek olacakların Kürt seçmenler yani HDP seçmenleri olduğunu herkes görecek. Muharrem İnce'nin Hakkari mitingini izledik fena sayılmaz ama ben eminim Muharrem İnce ikinci tura kalırsa kendisi de söyledi 'sandığa gittiğiniz zaman beni unutmayın' diye. İkinci tur öncesinde sadece Muharrem İnce değil kim kalacaksa, iki aday kalacak, her iki adayda büyük bir ihtimalle amiyane tabiri ile Apocu olacaklardır oy toplamak için, ama Kürt seçmen, kimin hakiki Kürt dostu, kimin yalancı ve sahte Kürt dostu olduğunu çok iyi ayrıt edecek olgunlukta."

4 Nisan 2018 Çarşamba

Medya, Efrin, Özeleştiri


ANF Söyleşisi - 
Ragıp Duran: Efrîn'de gerçeği bağımsız medya yazdı
Gazeteci-Yazar Ragıp Duran, Efrîn işgalini destekleyen ana akım medyanın gazetecilik yapmadığını, vatan sevgisinin ise ölen Kürt sayısıyla ölçüldüğüne dikkat çekti. Duran, bağımsız medyanın da bu süreçten ders çıkarması gerektiğini belirtti.
·          ÖZGÜR AYDIN

·          ANF

·          Perşembe, 29 Mar 2018, 10:26

Efrîn işgaliyle birlikte savaşlarda medyanın rolü bir kez daha görünür oldu. Sadece Sabah, Yeni Şafak, Yeni Akit gibi doğrudan AKP'ye bağlı medya değil, Hürriyet, Cumhuriyet gibi gazetelerce de işgal desteklendi.
Efrîn işgali sırasında medyanın rolünü ve hakikatle ilgili verdiği sınavı Gazeteci-Yazar Ragıp Duran ile konuştuk...
'SARAY'IN KİNDARLIĞINI GÖSTEREN GİRİŞİM'
Güncel gelişmeyle başlayalım: Doğan Medya’nın Demirören Grubu'na devrini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok boyutlu bir operasyon. Ve medya ortamını tabii ki olumsuz olarak etkileyecek bir gelişme. Saray’ın kindarlığını ve tahammülsüzlüğünü gösteren bir girişim. Ama büyük bir ihtimalle yasa dışı, her hâlükârda gayrimeşru bir operasyon. Muhalefetin sesini tamamen kesmek istiyor. Ama bir yandan da kendi açığını faş ediyor. Yüzde 90 oranında medyayı yönlendirme gücüne sahip bir iktidar, neden kalkıp da geri kalan bu yüzde 10’a göz diker? Toplumdaki siyasal çoğulculuğu, çok renkliliği, toplumu yansıtmaya çalışan medyada yasaklarsanız, toplumda yani gerçekte zaten var olan bu zenginliği otomatik olarak ortadan kaldırdığınızı sanmanız sadece bir yanılsamadır. Egemen medyada yansıtılmayan bir gerçek, gerçek olma özelliklerini yitirmez.
Siyasi açıdan baktığımızda, Türk burjuvazisinin -bu unvanı hak edecek bir sınıf var ise eğer- ne kadar çürük olduğunu da görmüş olduk bu vesile ile. Yeni medya manzarası, bağımsız gazeteciliğe ek bir yük ve sorumluluk daha yükledi. Biz bağımsız gazetecilik yapmaya çalışan insanlar olarak, artık eskiden beri savunduğumuz barış, özgürlük ve demokrasi gibi temel kavramların yanı sıra kadim merkez medyanın artık sesi soluğu çıkamayan değerlerine de yayınlarımızda yer vermek durumundayız. Onların da varlığını hesaba katmak durumundayız.
'EKSİK VE HATALARDAN DERS ÇIKARABİLİRSEK...'
Efrîn işgalinde ana akım medya ve gazeteler bekleneni yaptı, iliştirilmiş gazeteciliğe devam ettiler. Ülkedeki ‘özgür basın’ geleneğini savunan gazetelerin savaş sınavı nasıldı?
Milliyetçilik, militarizm ve Kürt karşıtlığı Türkiye’de sadece iktidarın ya da yandaş medyanın değil toplumun önemli bir bölümünün özellikleri. Bunu Efrîn savaşı sırasında bir kez daha gördük. Sadece AKP-MHP değil CHP de savaşı destekledi. Sadece Sabah, Yeni Şafak, Yeni Akit gibi yandaş medya değil, Hürriyet, Cumhuriyet gibi gazeteler de Efrîn savaşına destek verdi.
Medyada sıkı, ciddi, kökten bir şekilde savaşa karşı çıkan ne yazık ki çok az yayın organı vardı. Onlar da yoğun baskı altında kuşatılmıştı.
Habercilikte/gazetecilikte siyasi-ideolojik konum ve tutum yeterli değil. Bu konumu ve tutumu doğru/ilkeli yaklaşımlarla sayfaya, ekrana, mikrofona haber olarak yansıtmak için mesleki maharet gerekli. Bağımsız gazetecilik yapmak isteyenlerin bu amaca her zaman ulaştığını söylemek güç. Çünkü kimi zaman, yandaş medya ile bağımsız gazeteciler arasındaki ilişki/çelişki, sanki birinciler TSK’yi ikinciler de YPG’yi tutar/savunur gibi göründü.
Sözünü ettiğiniz Barış Gazeteciliği bizde öyle çok yaygın olarak bilinen, uygulanmış, tecrübe kazanmış bir alan değil. Mesela ben dikkat ettim, aradım taradım ama düzenli bir yayın çizgisi olarak bulamadım:
Erdoğan ve TSK’nin savaş gerekçelerini tek tek ele alıp somut bilgilerle yani haberle çürütmek gerekiyordu. YPG teröristtir; PYD, PKK’nin Suriye koludur; Efrîn Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit ediyor gibi tezler haber bazında daha derin ve sürekli olarak tekzip edilmeliydi.
Bağımsız gazetecilik yapmaya çalışan meslektaşlar, buna karşı, Erdoğan’ın bazı yalanlarını iyi teşhir ettiler. Mesela 'Bir tek sivilin bile burnu kanamadı’ iddiası haber, fotoğraf ve filmlerle tekzip edildi.
Gazetecilik biraz da doğru öngörü mesleğidir. Efrîn savaşında YPG’nin direnişi haber içeriği olarak daha zengin kılınabilirdi. Kobanê ile kıyaslama da pek doğru değildi. YPG ile TSK arasındaki orantısız güç dengesini, uluslararası topluluğun sessizliğini, Ankara’ya göz yummasını hatta desteklemesini her zaman doğru tespit edemedik.
Efrîn savaşı döneminde ben Artı TV’de Haber Nöbetinde idim. Özellikle harekatın ilk ve son günlerinde, yukarıda sözünü ettiğim hataların bazılarını biz de yaptık.
Genel olarak Kürt medyası ve bağımsız gazetecilik yapmak isteyen yayın organları ve meslektaşlar, yayın politikalarında milliyetçiliğe, militarizme ve Kürt düşmanlığına boyun eğmedi. Kuşkusuz daha iyisi de yapılabilirdi.
Eksiklik ve hatalardan ders çıkarabilirsek önümüzdeki dönemde daha iyi gazetecilik/habercilik yapabiliriz.
'BUNLARIN VATAN SEVGİSİ ÖLDÜRÜLEN KÜRT SAYISIYLA ÖLÇÜLÜYOR!'
Ana akım medyanın bilgisayar oyunlarını gerçek diye vermesi, başka ülkelere ait tatbikat görüntülerini yayımlaması, hikâyeler uydurması gibi manipülasyonlara bakarsak, psikolojik manipülasyonda ana akım medya bir basamak daha atladı, diyebilir miyiz? Bu kadar abartması ve manipüle etmesinin nedeni sadece vatan sevgisi olabilir mi?
Haklısınız. Özellikle aHaber televizyonu bu alanda çok başarılı! Amerikalı ve Rus askeri uzmanların da belirttiği üzere Efrîn operasyonu, TSK açısından aslında son derece başarısız, beceriksiz bir operasyon. TSK’de kurmay eksik, sahayı bilmiyorlar, ÖSO adı altında toplanmış çapulcu sürüsü ile savaşa girmek büyük risk. Buna YPG’nin savunma ve direnme etkinliğini de eklerseniz, harekatın neden bu kadar uzun sürdüğü ortaya çıkar. Ana akım medya, ‘3 saatte  Efrîn’deyiz’ ilkesine göre hazırlanmış olduğu için, akıllarından ve gönüllerinden geçen istekler, ilk 3 gün içinde gerçekleşmeyince akla mantığa aykırı manipülasyonlara başvurmak zorunda kaldı. Çankırı’daki asker balıkları bile Efrîn'e göndermek zorunda kaldılar. TSK, ‘Afrin halkını YPG teröründen kurtarmak amacıyla’ harekat düzenlemişti. Ne var ki TSK, Efrîn kent merkezini ele geçirdiğinde Efrîn halkı, TSK ve ÖSO teröründen kurtulmak için kenti boşaltmak durumunda kaldı. İktidarın ve yandaşların vatan sevgisi (!), silah sanayiinden gelecek paralarla, olası seçimlerden gelebilecek oy pusulaları ile doğru orantılı. Bunların vatan sevgisi ayrıca her gün bas bas bağırarak ilan ettikleri öldürülen Kürt sayısı ile ölçülüyor. Korkunç bir şey bu!    
'DAHA İYİSİNİ YAPABİLİRİZ'
Savaşta gazetecilik nasıl yapılmalı? Neden bu kadar savaş seviciliği yapıldı Türkiye’de?
Dünyada savaş gazeteciliği 1853-1856 Kırım savaşından bu yana yapılıyor. Önemli bir tecrübe, bir birikim var bu konuda. Hem teorik hem de mesleki yani pratik/uygulama alanında. Vietnam savaşından (1963-73) bu yana da savaş-medya ilişkilerinde tayin edici gelişmeler yaşandı. Meslekte savaş muhabirliği diye bir uzmanlık alanı/dalı var. Bu konuda hem akademik hem de mesleki zengin bir literatür var. Bizde kaç kişi bundan haberdar bilmiyorum ama medyayı taradığımızda bu konularla ilgili uzman sayısının bir elin parmak sayısını geçmediğini söyleyebilirim.
Savaşta doğru gazetecilik, tek kelime ile barış için yapılır. Gerisi ajitasyon ve propagandadır. Ki bu konuda başta İngiliz ve Alman örnekleri olmak üzere tarihi örnekler var.
Şimdi bugünkü Türkiye gibi düşünce, ifade, basın özgürlüğünün olmadığı, muhalif siyasilerle hakiki gazetecilerin hapiste olduğu bir ortamda, savaş çıktığında, siyaset dünyasıyla, iş dünyasıyla, medyasıyla topyekûn seferberliğe çıkar bir toplum. Bizde de öyle oldu.
Savaşta, savaşan tarafların konumu, tutumu, planları doğru yani eleştirel ve dengeli bir şekilde aktarılırken, kuşkusuz, anlamsız bir tarafsızlık için girilemez. Gazeteci, savaşta taraftır. Barışın safındadır. Bu nedenle yapacağı/yayımlayacağı tüm haber, yorum, söyleşi ve görsel malzemenin temel amacı, savaşın sona ermesine hizmet etmeli. Ölüm ve yaralanmalara son vermeyi amaçlamalı. Savaşın haksızlığını, anlamsızlığını vurgulamalı. Savaştan kimlerin ne tür çıkarları olduğunu teşhir edip, mağdurların bakış açısına sahip olmalı.
Efrîn savaşı süresince, bağımsız medya, çatışmalarda hayatını kaybeden TSK mensuplarının ailelerine daha fazla ilgi gösterebilirdi mesela. Efrîn'in savaş öncesi yaşamını yurttaşlara aktarmalıydık. Savaşın ekonomik cephesine ağırlık verebilirdik. Savaşın, yurttaşların günlük yaşamını nasıl etkilediğini anlatabilirdik. Zenginlerin, muktedirlerin, iktidarın barış zamanında bile özel korumalarla dolaştığını hatırlatıp, Efrîn'e gitme masallarını teşhir edebilirdik. Bunların bir kısmını yaptı bağımsız gazeteciler, ama yeterli değildi.  
Türkiye’deki savaş seviciliğinin yani militarizmin tarihi kökleri var. Maçoluğun, şiddete ve iktidara tapmanın da… Üç kıtaya egemen olmuş bir imparatorluktan bir yarımadaya sıkışıp kalmanın getirdiği kompleks ve nostalji de etkili. Ganimet, fetih, gasp… Bunların hepsi 6 yüzyıllık emperyal geçmişin yara izleri. Bunların üstüne cihat ve Kürt düşmanlığını da eklerseniz, 80 milyonun en az 60 milyonu TSK’ye gönüllü yazılabilir. Maalesef vahim bir durum ama gerçek bu!
'TOPLUMUN SÜREKLİ KANDIRILMASI MÜMKÜN DEĞİL'
Erdoğan rejimi, Efrîn savaşını medya ve gazeteler üzerinden götürmeye çalıştı, dersek yanlış olur mu?
Erdoğan’ın Efrîn saldırısından en büyük destekçilerinden biri, evet sizin söylediğiniz gibi iktidar medyası ise, diğer önemli koltuk değneği de CHP yönetimi oldu. Toplumun önemli bir kesiminin milliyetçi, militarist ve Kürt düşmanı haleti ruhiyesini de eklerseniz, Erdoğan bunca desteğe rağmen hem askeri açıdan zorlandı, hele sonrası meçhul, hem de diplomatik alanda tecride gidiyor.
Medyanın rolünü, konumunu, gücünü abartmamak gerekir. Yandaş medya, yalan haberle, yanlış haberle, gizlemeyle, tahrifatla, ajitasyon ve propaganda ile, toplumun ancak bir kesimini o da belirli bir süre için ikna edebilir. Bütün toplumun sürekli olarak kandırılması mümkün değil.
Medya, Erdoğan rejimini nereye kadar taşıyacaktır? Faşizmin güçlenmesinde medya aracılığıyla yapılan propaganda engellenebilir mi sizce? Tersine çevirmek mümkün mü?
Medyanın, siyaset ve toplum üzerindeki etkisi/gücü sınırlıdır, sürekli de değildir. Tersine çevirmek çok iddialı bir sözcük olabilir, belki faşist medyanın propagandasını boşa çıkarmak diyebiliriz. Bu işlem de propagandaya karşı propaganda ile olmaz. Propaganda zehrine karşı haberin gerçeği ile mücadele edebiliriz.
Erdoğan örneğine baktığımızda, iki nokta:
Saray, medyanın belki yüzde 80-90’una sahip iken ve onu yönlendirirken bunu yetersiz bulup, Doğan Medya’ya da el koyması aslında bir zafiyet işareti. İntikamcı saiklerle yapılan bu operasyon Saray’a fazla bir şey kazandırmaz.
İkinci konu da şu: Yandaş medya dediğimiz kendi içinde kavgalı ayrışan bir nebula. Karar gazetesi mesela bu konuda somut bir örnek. Aynı gazetede yazan kiralık kalemlerin birbirlerine çok sert sıfatlarla saldırması da çözülmenin ilk işaretleri. Erdoğan ve Saray, galiba Efrîn savaşı ile yeni bir döneme giriyor: Artık yükselme ve güçlenme çoktan bitti. Gerilemeyi ve çöküşü önlemek için acil tedbirler alma dönemindeler: MHP ve BBP’den medet umuyorlar, Doğan Medya'yı ele geçirip daha fazla propaganda yapmayı amaçlıyorlar.
'TÜRKİYE EN KARANLIK DÖNEMİNDE'
'90’larla kıyaslarsak medyanın geldiği yeri nasıl okuyorsunuz?
Bu konu daha önce de tartışma gündemine gelmişti. Sadece medya açısından değil genel olarak siyasi durum, özel olarak da Kürt meselesi açısından ’90’lara dönülür mü' sorusu tartışılmıştı. İtiraf edeyim, ben yanıldım. Çünkü o dönemdeki tartışmalarda ben '90’lara dönmeyiz, çünkü '90’lara oranla Kürtlerin bugün TBMM’de grup kuracak kadar milletvekili var, Türkiye’de, Ortadoğu’da ve Avrupa’da radyoları, televizyonları, gazeteleri var, ayrıca Kürtler siyasi olgunluk açısından '90’lara oranla hem örgütsel hem de ideolojik olarak çok daha ileri aşamadalar, diyordum. Ama Erdoğan bu tahminleri tekzip eden bir şiddetle ilçe ve kentlere saldırdı, Şırnak’ı, Sur’u, Cizre ve Nusaybin’i yerle bir etti, yetmedi Efrîn'e saldırdı. '90’larda ancak köylere ya da küçük ilçelere saldırıyorlardı.
Medya açısından zaten Türkiye bütün tarihinin en karanlık dönemini yaşıyor. 1923’den bu yana hiç bu kadar çok gazete yasaklanmamış, hiç bu kadar çok gazeteci hapise atılmamıştı.
Erdoğan’ın hemen her gün televizyonlarda olmasını nasıl yorumluyorsunuz? Propaganda rejimi daha nereye kadar götürecek?
Reis’in ihtiyacı var. Tek Adam/Tek Medya günlerindeyiz. Muhalefet ya da aykırılık değil farklılığa bile tahammül edemez hale geldi. Ne var ki bütün tedbirlere rağmen yine de sızıntılar, kaçaklar, çatlaklar var. Mesela son olarak Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek çıktı, ekonominin mevcut ve yakın gelecekteki olumsuz konumunu pat diye beyan etti. Saray’ın ekonomiden sorumlu başdanışmanı o sırada doların 4 liraya çıktığını inkâr etmeye çalışıyordu. Yurttaş şimdi zaten günlük yaşamında somut olarak yaşadığına denk düşen Şimşek’in söylediklerine mi inanacak yoksa döviz alırken ya da satarken, Saray danışmanının açıklamasına güvenip döviz büfesinden dayak yiyerek mi ayrılacak?
Gazetelerin birinci sayfalarını, ekranların birinci haberlerini bu kadar sık ve çok kaplayanların kaderi bellidir. Bir gün gelir, kadim dönemin zorunlu olarak medyatik kahramanı olmuş şahsiyetler, birinci sayfalardan da ekranlardan tamamen kaybolur. Ara da bulasın. Malezya filan...
https://anfturkce.net/guncel/ragip-duran-efrin-de-gercegi-bagimsiz-medya-yazdi-105718

3 Nisan 2018 Salı

HALKIN DÜŞMANLARI VE APTALLAR

Express Nisan 2018

1 Nisan 2018 Pazar

TÜRK MEDYASINA KARŞI GAZETECİLER MECLİSİ

1HABERVAR PLATFORMUNDA
TÜRK MEDYASI AFRİN, GAZETECİLER MECLİSİ

https://www.pscp.tv/1habervarp/1gqxvpZwNDOGB?t=3m50s

30 Mart 2018 Cuma


Ragıp Duran: 
Özgürlükçü Demokrasi listenin başındaymış, 
sıra diğerlerinde
·         güncel
·         09:03 29 Mart 2018
·     
ANKARA - Gazeteci ve medya eleştirmeni Ragıp Duran, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne polis baskınıyla el konulmasına ilişkin, “Özgürlükçü Demokrasi, anlaşıldı ki, listenin başındaymış. Yarın öbür gün, bağımsız gazetecilik yapmaya çalışan, Saray’a biat etmeyen diğer yayın organlarını da benzeri bir gelecek bekliyor” dedi.
Gazeteci ve medya eleştirmeni Ragıp Duran, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve gazetenin basımının yapıldığı Gün Matbaası'na polis baskınıyla el konulmasını değerlendirdi. Duran, “Muhalefet ya da aykırılık değil, farklı sesler tek adam istibdatına bir fiske bile vursa kendileri açısından tehlikeli. Çok sağlam ve dirençli bir mevkide durmadıklarının farkındalar. Bu nedenle her alan dümdüz edilmeli. Cizre’yi, Sur’u yıkanların, Kürt haklarını savunan bir gazeteye düşmanca yaklaşmaları beklenir” dedi.

‘TMSF’Yİ ARAYA SOKMALARI MANİDAR’

Gazetenin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan  (TMSF) görevlilerin araya girmesiyle yayın hayatına son verilmesinin “manidar” olduğuna vurgu yapan Duran, “Ne var ki KHK ile ya da herhangi bir mahkeme kararı ile bu gazeteyi yasaklamak mümkün iken, araya TMSF’yi sokup kayyım marifetiyle Özgürlükçü Demokrasi’nin yayım hayatına son vermeleri de manidar. Yurtiçinde özellikle de uluslararası alandaki tepkileri ciddiye mi alıyorlar ki” diye konuştu.

‘ANKA KUŞU GİBİ HER SEFERİNDE KÜLLERİNDEN DOĞDU’

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin daha öncede yasaklama ve kapatmalara maruz kaldığını ve buna karşı gazetenin köklü mücadele geleneğine değinen Duran, “Bu trajik durum onların başına ilk kez gelmiyor. Ama bu gazete Anka Kuşu gibi her seferinde küllerinden yeniden doğdu. Çünkü yayım politikası ile ya da yayım tarzı ile hemfikir olalım olmayalım, bu gazetenin, ardılları ve çocukları Türkiye toplumunda, Türkiye siyaset dünyasında bir değerler manzumesine tekabül ediyor. Gazeteye kayyım atamakla bu değerleri, bu zihniyeti, bu mücadele ruhunu ortadan kaldırmak mümkün değil” diye konuştu.

‘SARAYDA AYNA OLMAYINCA…’

İktidarın medya üzerindeki yöneliminin devam edeceğini vurgulayan Duran, “Özgürlükçü Demokrasi, anlaşıldı ki, listenin başındaymış. Yarın öbür gün, bağımsız gazetecilik yapmaya çalışan, Saray’a biat etmeyen diğer yayın organlarını da benzeri bir gelecek bekliyor. Çünkü bütün medya manzarasında toplam tiraj içinde belki en fazla yüzde 5 oranına ulaşabilen 5-6 gazete, Tek Adam’ın gözünde terörist, komünist, vatan haini… İnsanın evinde, pardon Saray’ında ayna olmayınca böyle suçlamalar yapabiliyor.”

‘GÖKKUŞAĞI YARATMALIYIZ’

Bu anlamıyla bağımsız gazetecilik yapmak isteyen gazeteciler için yeni bir dönemin başladığını belirten Duran, “Türk, Kürt, Marksist Sosyal-Demokrat, Anti-kapitalist Müslüman, Liberal Sosyalist ayrımı yapmadan tek adamın, tek medyasına karşı, bütün muhaliflerin, barış ve özgürlük ilkesi altında gökkuşağı yayın organını yaratmakla görevliyiz” diye belirtti. 

MA / Diren Yurtsever 
(Mezopotamya Ajansı)