15 Temmuz 2015 Çarşamba

'Öcalan'a tecrit ateşle oynamaktır'

İSTANBUL (DİHA) - Rojava'da halkların iradesi PYD'nin verdiği mücadeleden rahatsızlık duyan AKP ve yandaş medya, sınır hattına nakledilen askeri sevkiyat ile savaş ortamını tetiklemeye devam ederken, medya uzmanı Ragıp Duran, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın diplomaside yeri olmayan "komşusunu tayin etme" imtiyazına sahip olmak istediğini belirtti. Duran, Öcalan'a yönelik uygulanan tecridin topluma büyük zarar verdiğini de vurgulayarak, "Erdoğan herhalde bilmeden ateşle oynuyor"dedi. 
Bölgede ve Türkiye'de savaş hazırlıklarına hız veren AKP hükümeti eşzamanlı olarak PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi de derinleştirdi. Medya uzmanı Ragıp Duran, Ortadoğu'da PYD'nin kazanımlarının AKP ve Türkiye eksenindeki etkilerini, Rojava direnişini ve Suriye politikalarını değerlendirdi.

'Erdoğan komşusunu tayin etmek istiyor'

Duran, siyasette tekçi bir rol üstlenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın diplomasi de yeri olmayan "komşusunu tayin etme" imtiyazına sahip olmak istediğini söyledi. Hiçbir devletin komşusunu ehlileştirmeye kalkışamayacağını ifade eden Duran, "Her devlet, komşularıyla iyi geçinmeye çalışır, sorun çıkarsa bunu siyasi müzakere, diplomatik yollarla çözmeye çalışır" dedi.

'Komşunun Kürt'ünü sev, kendi Kürt'ünü döv'

Türk devletinde geleneksel "Kürdofobi"nin Irak Kürdistan'ı Özerk Bölgesi'nin kuruluşundan bu yana en üst düzeye çıktığını dile getiren Duran, Kürtlerin Suriye'de komşu olarak istenmemesinin iki nedeni olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Birincisi, Irak'tan sonra Suriye sınırında da bir Kürt varlığı ile komşu olmak, Ankara'yı ve Türkiye Kürtlerini de cesaretlendirir korkusuna sevk ediyor. Eskiden Ortadoğu devletleri için geçerli olan slogan 'Komşunun Kürt'ünü sev, kendi Kürt'ünü döv' idi. Bu slogan İran-Irak savaşında hayata geçirildi. Keza Ankara, PKK'yi döverken Barzani'yi seviyordu. Şimdi bu slogan, 'Komşunun Kürt'ünü de kendi Kürt'ünü de döv' şekline dönüştü."

'Ortadoğu devletleri Rojava modelinden esinlenirse iktidarlar kaybeder'

Duran, Kürtlerin tehlike olarak görülmesinin ikinci nedeninin ise, Rojava'daki kantonlarda hayata geçirilmeye başlanan yeni siyasi rejim olduğunu kaydederek, şöyle devam etti: "Burada sınıfsal bir çelişki var. Şeyhlerin, emirlerin, kralların ve padişah özentilerinin iktidarda olduğu erkek egemen Ortadoğu devletleri açısından, kadınların her alanda en az yüzde elli iktidara sahip olmaları onlar için tehlike arz ediyor. Tüm yurttaşların anayasal garanti altına alınmış eşit hakları, zenginliğin mümkün olduğunca eşit paylaşımı, doğal kaynakların korunması çok yeni, yerleşik düzeni etraflıca sorgulayan, hatta altüst eden müthiş devrimci bir girişim. Ankara, Ortadoğu devletleri, Rojava modelinden esinlenirse, iktidarlarını tamamen kaybeder."

'Askeri vesayete AKP değil, PKK son vermiştir'

Türkiye'de askeri vesayete, militarizme son verdiğini iddia eden AKP'nin orduyu Suriye'ye savaşa teşvikini tarihi bir cilve olarak gördüğünü ifade eden Duran, "Aslında Türkiye'de askeri vesayete AKP değil, PKK son vermiştir" dedi. Tüm sağcı, milliyetçi, ırkçı ve militarist iktidarların, köşeye sıkıştıklarında politik atak olarak önce dış müdahaleyi çözüm olarak gördüğünün altını çizen Duran, "2015'in AKP'si böylelikle 90'lı yılların militarist Çiller yönetimini yeniden canlandırdı. AKP ya da Erdoğan'ın talep ettiği dış müdahale, PYD'ye karşı IŞİD'i destekleme harekâtı anlamına geliyor" ifadelerini kullanarak, AKP'nin savaş provalarına dikkat çekti.

'Operasyon için 4 koşul gereklidir'

Olası bir operasyonda iç ve dış koşulların yasal olabilmesi için en az 4 koşulun olgunlaşması gerektiğinin altını çizen Duran, koşulları şöyle sıraladı: "1) Sınırda Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden bir oluşum/varlık/gelişme. PYD, 'Türkiye'ye yönelik bir tek kurşun sıkmadık' diyor, Türkiye'nin toprak bütünlüğüne yönelik en küçük bir hamle ya da niyeti de yok. 2) TBMM'nin kararı gerekli, HDP'nin yanı sıra CHP hatta MHP'nin bazı üyeleri de operasyona karşı. 3) BM Güvenlik Konseyi'nin kararı, ABD'nin yanı sıra Rusya ve Çin de karşı. 4) Şimdiye kadar 'sıcak takip' dahil, Irak topraklarında yapılan sınır ötesi harekatlar için Bağdat yönetimin onayı alınmıştı. Bu kez de Suriye'nin halen tek ve meşru temsilcisi Esad rejiminin onayı gerek."

'AKP medyası piston düşürdü'

Duran, havuz medyanın savaş çığırtkanlığı yapan söylemlerine de dikkat çekerek, "Kürt düşmanlığının IŞİD perverlikle birleştiğinde, hele hele 7 Haziran seçimlerinden yenilgiyle çıkılınca, AKP medyası piston düşürdü!"dedi. Duran, yandaş gazetecilerin ahvallerini ise, "Fareler gemiyi terket diyor, yandaş gazeteciler birbirlerini hainlikle suçluyor, havuz medyasının su pompaları çalışmıyor, hortumlar kesiliyor" sözleriyle özetledi.

'Yapılan saldırılar AKP'yi fiilen bitirdi'

AKP'nin savaş senaryosu hazırlarken, içeride de seçim öncesi dondurduğu çözüm sürecinde olumsuz pratiklere girmeye çalıştığını söyleyen Duran, "Medya savunma alanlarına yapılan saldırılar 'ateşkes' durumunu, AKP'yi fiilen bitirdi" diye vurguladı. Öte yandan 2013 yılından bu yana devam eden çatışmasız süreçte ölümlerin durduğunu kaydeden Duran, "Ateş-kesin sona ermesi tüm bu olumlu gelişmelerin de sona ermesi ve eski, yani 90'lardaki ortama geri dönülmesi tehlikesini barındırıyor" diye konuştu.

'Öcalan'a tecrit ateşle oynamaktır'

Rojava'da ve bölgede operasyonlar devam ederken, PKK Lideri Abdullah Öcalan'a 5 Nisan'dan bu yana uygulanan ağırlaştırılmış tecridin topluma büyük zarar verdiğine dikkat çeken Duran, "Öcalan'ın bu haktan mahrum bırakılması yasal ve hukuki açıdan haklı gösterilemez. Üstelik Öcalan, sıradan adli bir hükümlü değil. Devletin üst düzey yöneticileriyle şimdiye kadar İmralı'da çeşitli temaslar gerçekleştirmiş siyasi bir şahsiyet. Erdoğan, Öcalan'ın Kürtler, Kürt siyasi hareketi açısından ne anlam ifade ettiğini çok iyi biliyor. Ve bu konumu, kendi lehine su istimal etmeye çalışırken, herhalde bilmeden ateşle oynuyor" diye belirtti.
(ayk/yk/kk/rp)


(Dicle Haber Ajansı DİHA'nın 14 Temmuz 2015 tarihli bülteninde yayınlanan söyleşi) 

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Faresiz Kalıyor Gemi…


7 HAZİRAN SONRASI MEDYA

·     Az buz değil 13 yıl boyunca özellikle son 5-6 yıl boyunca AKP devletinin medyası, gazetecilik/habercilik yapmadı. Haber çarpıttı, haber gizledi, ajitasyon-propaganda yaptı. Bombadan tehlikeli basılmamış kitapları; kadınlara, solculara, LGBTİ’lere hakaretleri; ’Emri ben verdim’leri; 17-25’i, Kabataş’ı; Sümeyye’ye suikastı ve daha onlarcasını unutmadık. Bunların hesabı verilmeli…


Pek adetim değildir. Zaten doğru dürüst bir arşivim de yok. Ama hayatta ya da medyada bağzı gelişmeleri görünce, okuyup öğrenince bir ‘déjà vu’ havası… Ben bunu daha önce görmüştüm! Yoksa bir yerde okumuş muydum? Belki de yazmıştım…

Çok kuvvetli öngörü sezgim olduğunu da iddia edemem. Ama bazen, ‘Görünen köy kılavuz istemez’ misali ya da ‘Çarşamba böyleyse Perşembe’yi anladım’ cinsinden bir yaklaşımla gelecek hakkında bazı kehanetlerde bulunabiliyor insan. Kehanet tecrübeye, somut olgu ve bilgiye dayanırsa amenna, belirli bir süre içinde de doğrulanırsa, Türkçe’de buna, bildiğim kadarıyla,  doğru tahlil diyorlar.

Sabah gazetesi ve A Haber kanalından tanıdığımız Yükselir ile Yeni Şafak ve 24 kanalından bildiğimiz Bayramoğlu yakın bir geçmişte, yani seçimlerden, AKP’nin yenilgisinden çok kısa bir süre sonra, görevlerinden uzaklaştırıldılar. Birisi danışmanları üzerinden Erdoğan’ı eleştirip HDP’ye olumlu yaklaştı, diğeri de Cumhurbaşkanı’nın seçim kampanyası boyunca Anayasa’yı ihlal ettiğini söyledi. Yani aslında çok geç de olsa ve galiba ilk kez doğru tespitler yaptılar ama gemiden de iki fare eksildi.
Bu iki gelişmeden haberdar olunca eskiden yazdığım iki yazıdan iki kısa alıntı aklıma geldi: 

‘’2015’te daha çok sayıda yalakanın, yalakalıktan istifa etmesi dileğiyle…
Hoş, istifa etmeseler de, kapı önüne konma tehlikesi giderek artıyor.’’

‘’Baskı ve sansür çarkı dehşet saçar. Ayrıca bazen boomerang etkisi de yapar. Selvi, Alçı, Kekeç ve saz arkadaşları da bir gün gelir… ‘’
ERDOĞAN MEDYADA MUHALEFET OLUR MU?  /16 kasım 2014/ Birgün

Akşam’dan Mustafa Kılıç, Star’dan Cemil Ertem, 65 yaş bahanesiyle Başdanışmanlıktan Etyen Mahçupyan daha önce de Karaalioğlu, Cömert ve Ocaktan Sancak Medyadan, ayrıca bazen isimlerini bile bilmediğimiz muhabirler, editörler son dönemlerde yandaş medyadan uzaklaştırıldı. Bu hızla giderlerse, yatacak yeri kalmayacak AKP medyasının… Orada da çalışan bulamayacaklar.

7 Haziran 2015 seçimlerinin birbirine bağlı iki önemli sonucu, HDP’nin %10 barajını aşıp 80 kadar milletvekilini Meclis’e göndermesi ve bu sayede AKP’nin tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğu sağlayamaması ise, işin medyatik cenahına baktığımızda da, bir yanda israrcıların absürd savunmalarını görüyoruz, panik ve çözülme sürecine giren yandaş medyanın da bazı askerlerini yitirdiğini…

Absürd savunma derken kastettiğim aslında geniş bir yelpaze. Kampanya boyunca esas olarak HDP’ye ve CHP’ye saldıran bu nedenle de AKP’nin sözcülüğünü yapan Vatan Partisi’nin ömür boyu lideri, seçim sonuçlarını ‘Ülkeyi demokratik yoldan bölüyorlar’ şeklinde değerlendirdi. Faşistlerin demokrasiye karşı olduğunu, seçimlerden hoşlanmadığını biliyorduk da, bu yaklaşım bu kadar açık ve net bir şekilde böyle söylenmemişti şimdiye kadar. Bu tezin bir başka versiyonu da eski yandaş medyada ‘Gezi’de yapamadıklarını seçimlerde yaptılar’ diye yankılandı.

Yenildiğin zaman oturur, yenilginin çeşitli boyutlardaki nedenlerini araştırırsın, değil mi? İç faktörler, dış faktörler, sosyolojik konum,  ideolojik durum, taktik olarak ne hata yaptık, stratejimiz doğru muydu, iyi mi uygulayamadık? türünden sorular sorar ve yanıtlar ararsın. Doğrusu bu. Ama yandaş kalemler, ‘Oy pusulası fazla uzundu, seçmenin aklı karıştı’ ya da ‘Küçük partilere oy verenlerle sandık başına gitmeyenlerin 7 milyon oyu yandı’ gibi bahanelere sığınmak zorunda kaldılar. Bir de, ne ayıp, Etiler, Nişantaşı, Cihangir seçmenlerine sataştılar. Sıkıyorsa git Hakkari, Şırnak, Diyarbakır seçmenine laf uzat!  Cumhurbaşkanının müdahaleleri, Davutoğlu’nun yetersizliği, 17-25 Aralık’ın kapatılması, kaçak sarayın yasadışılığı, felaketlere yol açan Suriye politikası, yabancı medyaya savaş açmalar, AKP’nin eskimesi gibi tayin edici konularda havuz medyası üç maymun!

Aynı yandaş medya, iktidar partisinin yaptırdığı kamuoyu anketlerinden bile söz edemezken, AKP’nin de savunulur tarafı pek kalmadığı için esas olarak yurttaşı geleceğe yönelik olarak korkutan yayınlar yaptı. HDP ve CHP hedefte idi, seçimden çok önce koalisyonun tehlikelerine dikkat çektiler sıklıkla.

Bu konuda da bir hatırlatma yerinde olur sanırım:

‘’Şimdilerde ise kendi yaptırdıkları anketlerde bile, HDP barajı geçiyor, CHP ile MHP’nin oyları yükselişte. E bu durumun bir tek tercümesi var: AKP geriliyor. Bu gerileme, oylama sonucunda 276 sandalyenin altına düşme ihtimalini bile içerdiği için AKP lideri ve küçük liderleri kafayı yese, yeridir. Vur o zaman CeHAAAPe’ye, vur o zaman HaaaDePe’ye… Vur o zaman eskisi kadar iktidara destek vermeyen medyaya… Hatta HDP’ye göz kırpan medyaya…’’
Yüzdeon.org mecmuasının seçimlerden önceki son sayısından Haziran 2015

İktidar yanlısı medya, seçim kampanyasından çok önce defansa çekilmişti. Ama kaleyi doğru dürüst savunamadılar.

Erdoğan son olarak Can Dündar’ı tehdit ettiğinde, Türkiye içinden ve dışından çok güzel bir dayanışma ve destek kampanyası başladı. Yükselir ile Bayramoğlu, haksız bir şekilde işten atıldıklarında ise yandaş medyadan ne bir ses ne bir nefes… Bir satır çıktı mı bu konuda? Yandaşlıkta ısrar edenlerin bu konuda bir görüşü yok mu? ‘Sabah haklı, Yükselir haksız’ bile diyemediler. ‘Bayramoğlu aklı başında liberal bir aydındır’ diye yazamadılar. Koltuğu kaybetme korkusu ile köşe yazarı olunamıyor işte!  

Her şeye rağmen aceleci olmamak gerek. HDP’nin başarısı, AKP’nin yenilgisi aslında henüz sadece bir başlangıç. Seçim sonuçlarının yakın dönem siyasi tabloya tercümesi hem hemen olmayabilir hem de yanlış aksi sedası da olası. Erdoğan ve Davutoğlu’nun ilk açıklamaları ile yandaş medyada 7 Haziran sonrasında yazılıp çizilenlere baktığımızda, AKP devletinin fıss diye hemen sönmeyeceğini görebiliyoruz.  İktidarı yitirme tehlikesinin baş gösterdiği her ortamda, egemenler özel olarak hırçınlaşır, binbir dalavera çevirip imtiyazlarını korumaya çabalar.  Diyarbakır’da HDP mitinginde patlatılan bombalar ve sonrasında Hüda-Par’ın devreye sokulması, İŞİD’in gerilemesi karşısında Ankara’nın takındığı tavır hep olumsuz işaretler…

AKP, bölünme, parçalanma, güç yitirme periyoduna girdi. Bunun medyaya yansımasının her ne kadar bazı alametlerini görüyorsak da, AKP devletinin medyası belki ancak sadece AKP azınlık hükümetinde zor da olsa varlığını sürdürebilir. Mevcut durumda AKP kimle koalisyon yaparsa, iktidarı, dolayısıyla bir iktidar aparatı olan medyayı ortağı ile paylaşmak zorunda kalacak. Koalisyon ortağı, AKP’ye her istediğini serbestçe yapmasına izin vermeyecek. AKP’siz bir hükümet seçeneğinde ise medyanın kendisini daha hızlı bir şekilde toparlama ihtimali var. 

Restorasyon döneminde, AKP’nin 13 yıllık bütün hukuk dışı uygulamaları, yolsuzlukları, usulsüzlükleri kısaca tüm olumsuzlukları tek tek ve somut olarak deşilip siyasi ve bazı vakalarda adli olarak yargılanmak zorunda. Medya da bu yüzleşmenin, bu eleştirinin, bu değerlendirmenin bir parçası olmalı. Meslek örgütleri, iletişim akademisyenleri, gazeteciler, okurlar AKP medyasını mercek altına alıp, özel olarak mesleki etik ve mali açıdan derin bir araştırmaya tabi tutmalı. Gelecekte benzeri olumsuzlukların yeniden yaşanmaması için, somut olarak kanıtlanmış tüm olumsuzluklar, usulsüzlükler mutlaka uygun yaptırımlara tabi tutulmalı. Hakkı yenilenlere hakları ve itibarları iade edilmeli; suç, kabahat ya da kusur işleyenler de orantılı ve dengeli yaptırımlarla cezalandırılmalı.  Yanlış anlaşılmasın, kimseyi siyasi-ideolojik tercihleri, fikir ve görüşleri nedeniyle yargılamak söz konusu olamaz. Ne var ki, bile bile, katilleri ve hırsızları bin dereden su getirip savunanlara da madalya takılmaz.

(*) Tükenmez dergisinin 2015 Yaz tarihli 19. sayısından