20 Ocak 2010 Çarşamba

SİVİL DİKTA VE MEDYA

Analitik Bakış'ın sorularına yanıtlar:

1) ‘Sivil dikta’ iddialarının 20 yıl önce de yine medyada, Hürriyet’in manşetiyle yer aldığı basına yansıdı. Medyanın bu süreçteki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

RD: ‘Sivil Dikta’ sözcüğünün 20 yıl önce DENİZ BAYKAL tarafından sarfedilmiş olması manidar. Askeri diktatörlüklere pek ses çıkarmayanlar, sivillikten çok hoşlanmaz. Sivil sözcüğü bizde, Türkçe’de çoğu zaman yanlış kullanılıyor. Sadece ‘’asker’in karşıtı’’ imiş gibi algılanıyor. Oysa ki Latince kökenli sivil sözcüğünün mesela fransızcadaki anlamı ‘Uygar’; ‘civilisation’ da uygarlık yani medeniyet.
20 yıldır medyada sivil/askeri bağlamlarda dikta meselesi hala tartışılıyorsa, bu memlekette demokrasinin düzeyi konusunda karamsar bir konumdayız demektir. Medya ise, özellikle egemen/yaygın medya ise, siyaset/askeriye/ekonomi ve ideolojiden özellikle de bu dört kutbun iktidar kulelerinden bağımsız ol(a)madığı için, son 20 yılda sivil ya da askeri dikta konusunda öyle elle tutulur, gözle görülür demokratik bir girişimde bulunmadı. Nasıl bulunsun ki? Şimdilerde, bence dikta olmasa da iktidar niteliği tartışmasız olan bir kutup, askeriye ve çevresine karşı savunulurken, demokrasi mücadelesi verildiği izlenimi yaratılıyor. Oysa ki mevcut çekişme, iki iktidar arasındaki çekişme ve her ikisi de demokrasiden öyle çok da esinlenen mecralar değil.

2) Bazı medya organları ‘Sivil dikta’ tartışmalarını gündeme taşıyarak ne yapmak istiyor?


RD: Siyasal, ideolojik, kültürel alanlardaki kutuplaşma, kaçınılmaz olarak medya alanına da yansıdığı için ‘Sivil Dikta’ tesbit ve söyleminden yana olanlar, mevcut siyasi iktidara karşı yürüttükleri mücadeleye demokratik bir görünüm vermek için böyle bir tezden yararlanıyor olabilir. Mevcut iktidarın ne kadar sivil olduğu tartışmalı olsa da… Bir konuyu tartışma gündemine getirmek başlı başına olumsuz bir davranış olmasa gerek. Bir de son zamanlarda moda bir davranış var, bana garip geliyor: Bizde giderek güçlü bir muhalefet gelişiyor. Ne var ki, medya ve akademiadaki bu muhalefet, iktidarın muhalefete, muhalefet partilerine yönelik muhalefeti. İçeriği doğru olsa da, medya ve akademianın esas işi bu olmasa gerekir. İktidarı eleştir(e)miyorsan, muhalefeti eleştir!

19 Ocak 2010 Salı

A Ğ C A M E D Y A S I : Hazin ve Haşin

www.gercekgundem.com’un sorusuna yanıt:


A Ğ C A M E D Y A S I
KAYITSIZ, DUYARSIZ, HAZİN VE HAŞİN!

Türk egemen medyasının Ağca’nın cezaevinden çıkışını izleyip aktarması sırasındaki tutumu vahim. Çünkü kendi mesleğinin çok önemli bir mensubunu öldürmüş olan bir kişiye gösterilen önem, biçilen haber değeri ancak patolojik ölçütlerle değerlendirilebilir.
Teknik ve mesleki olarak bakalım önce:
Bunca kamera, foto muhabiri, muhabir ve yazar neden seferber ediliyor ki? Sıradan bir adliye haberi değil mi bu? Ajanslar izliyor, yetmez mi? Cezasını çekip bitiren (O da kesin değil!) hangi katil, dünyanın hangi ülkesinde bu şekilde manşetlere çıkartılmıştır?
Medya, acı çekenlere rahat, rahat yaşayanlara acı hakkında bir fikir, bilgi verebilirse, önemli işlevlerinden birini yerine getirmiş olur.
Bu yanlış/anlamsız/mübalağalı haberleri yazan muhabirler, düzelten editörler, sayfaya koyan sekreterler, ya da fotograf çeken foto muhabirleri bu işi yaparken İpekçi ailesini düşünmüyorlar mı hiç? Bu çalışanları bir kenara koydum, Haber Müdürleri, Yazı İşleri Müdürüleri, Genel Yayın Yönetmenleri nerede nasıl hangi habere müdahale ediyorlar?
Milliyet’in manşeti ne kadar doğru! (Abdi İpekçi’yi bir daha öldürdüler).
Bu arada, yakınları siyasi cinayetlere kurban gitmiş insanların bir araya gelip ortak bir bildiri yayınlamaları çok önemli. ‘Ne biçim bir memlekette yaşıyoruz yahu!’ infialine karşı aklı başında, sağlıklı düşünüp davranabilen insanların uyarıcı mesajı bir nebze olsun umut veriyor insana.
Gazetecilik her zaman her yerde yapılır, yapılabilir.
NTV’nin haberinin girişinde vardı: Kim verdi bu lüks otelin parasını?
2006’da kim sakladı Ağca’yı?
Mavi kazakla uğraşacağına mesela bu iki soruya yanıt arasa medya mensupları… Ağca ile Derin Devletin ilişkilerine (Ellerine sağlık Belma Akçura) biraz da girmemek için tahliyenin eften püften yanları bu kadar büyütülüyor.
Siyasi-ideolojik olarak bakalım biraz :
Şiddet hayranı bir medya ile karşı karşıyayız aslında. Seçici bir şiddet. Kürt silahlı militanlarının şiddetine olağanüstü karşıdır bu egemen Türk medyası ama Türk Silahlı Kuvvetlerinin ya da diğer resmi güçlerin şiddetine hep alkış tutar. Linç yanlısı kesimlerin şiddetini de mazur göstermeye çalışır. Ağca, belki biraz da eski bir Polat Alemdar’dır.
Ağca, sağcı, milliyetçi bir militan olarak dini motifleri de kullandığı için bu egemen medyanın gözbebeği haline gelmiştir. Solcu, enternasyonalist ve ate bir kişi, bu medyada son sayfada tek sütuna beş cm’lik haber olabilir mi? Ağca’nın standartları, ortalama Türkün ölçülerine uygundur. Üstelik de Papa’yı vurmaya teşebbüs ederek İslamiyetin, Doğu dünyasının prestijini korumuş bir kahramanla karşı karşıyayız.
Le Monde’un kurucusu Hubert Beuve-Méry’nin ünlü sözüdür: ‘Her ülke layık olduğu gazeteyi çıkarır’.