12 Ocak 2010 Salı

ZAMAN GAZETESİNE BASİT BİR TEKLİF!

Ekrem Dumanlı 11 Ocak tarihli Zaman’da ‘’Biraz insaf lütfen!’ başlığı altında benim yazıma (http://www.gazeteciler.com/zamanin-makasladigi-gulen-bolumleri-news10808.html ayrıca http://apoletlimedya.blogspot.com/2009/12/zamandan-sansurlu-le-monde-cevirisi.html) ve yazının yankılarına yanıt vermeye çalışmış. Dumanlı’nın metni Zaman’da ve Gazeteciler.com’da (http://www.gazeteciler.com/zaman-le-mondeun-yazisini-sansurledi-mi-news11159.html.)

Dumanlı, Zaman’daki yazının Le Monde’un tam metninin çevirisi olmadığını onun sadece özeti olduğunu söylüyor. Bu konuda bir sorun yok. Sorun şu: Le Monde’u okuyan herhangi bir kişi, sonuç olarak Fetullah Gülen Cemaatinin öyle pek de masum olmadığını, okulun salt eğitime hizmet etmediğini, mali kaynaklar dahil bir çok konunun müphem kaldığını…vs… anlıyor. Zaman’daki özet ise esas olarak bu okul hakkında son derece olumlu bir görünüm çiziyor. Yani Zaman’da yayınlanan yazı (özet çeviri, haber…adı ne ise) Le Monde’daki yazının ruhunu, özünü aktarmadığı gibi, bu özü tahrif ediyor.

İkinci olarak Duman, Zaman’daki yazıyı savunmaya çalışırken ‘(…) orijinal haberde geçen bazı kuşkucu iddialara yer ayrılıyor.’ diyor. Le Monde’daki yazıda Gülen Cemaati hakkında kuşkuya yol açacak 10 görüş/iddia/bilgi varsa, Zaman bunlardan belki de sadece ikisini, onları da içeriğini açıklamadan veriyor.

Nihayet üçüncü olarak Dumanlı, Gülen Cemaati aleyhindeki görüşlerin tümünün Le Monde’a ait olmadığını belirttikten sonra , ‘Le Monde, gazeteciliğinin gereği Gülen hareketine karşı olanların da görüşünü aksettiriyor’ diyor. Ben de yazımda zaten Le Monde’daki Gülen karşıtı görüşlerin farklı kaynaklara atfedildiğini yazmıştım. Ama kaynağı önemli değil, Dumanlı’nın açıklamasından şunu anlıyorum: Kim derse desin, Gülen aleyhtarı görüşlere biz yer vermeyiz!

Çıkmazdasınız bari israr etmeyin…Le Monde’un prestijini kullanmak istemişsiniz ama olmamış.

Özetti bahanesi geçerli değil. Çünkü özet, tam metnin ana ruhunu/özünü veren yazılara denir. Sizin yayınladığınız yazı, orijinal metinden cımbızla seçilmiş bazı bölümlerden ibaret. Olumsuz görüş ve bilgileri kesmişsiniz. Özetlerken bu kadar tesadüf olmaz, cümleleri bile yarıya kadar tercüme etmişsiniz mesela.(Yerel yöneticilerle temas var ama Komünist Belediyenin okula kuşkuyla yaklaşması yok).

Ayrıca soruyorum. Bu kadar önem verdiğiniz bir konuda neden sadece özetle yetiniyorsunuz?

Ekrem Dumanlı’ya bir öneri: Paris muhabirinin yaptığı özet çeviriyi/aktarmayı yayınladınız, okuduk. Çok teşekkürler. En kısa zamanda Le Monde’daki yazının tam metnini düzgün bir çeviri ile yayınlayabilirseniz, bu tartışmaya nokta koyabilirsiniz. Böylece Zaman’ın ne kadar insaflı bir gazete olduğunu da kanıtlarsınız. ‘Objektif olmak, hadiselere hakkaniyetle ve adaletle yaklaşmak’ için ayrıca da okurlarınızı bilgilendirmek için çok iyi öneridir benimkisi. Peşin teşekkürler.

Zahid Akman nerede ne yapmış?

Akşam gazetesinden Süleyman Arıoğlu önceki gün telefonla arayıp RTÜK üyesi Zahid Akman’ın Las Vegas macerasıyla ilgili görüşümü sordu. Konu hakkında bilgi sahibi olmadığımı söyleyince Arıoğlu da olayı ayrıntılarıyla bana aktardı, ayrıca çeşitli kesim ve kişilerin görüşlerini de bildirdi. Ben de bu verilere dayanarak olayı yorumlamaya çalıştım. Akşam gazetesinin 12 Ocak 2010 Salı tarihli sayısının 13. Sayfasında bu değerlendirmem yayınlanmış.

-------------------------------------------------------------------------------------DEPLASMANDA PEK BİR AGRESİFMİŞ
İLETİŞİM bilimci Ragıp Duran, Akman haberini şöyle değerlendirdi: 'Haber değeri tabir edilen şey çok subjektif. Bu olayda iki üç şey var. Giden kişinin niteliği. Kişi kamusal bir görevle gitmişse, görev alanı bellidir. Onu porno fuarına göndermiyorlar herhalde. Dolayısıyla burada bir ihlal var. Kamusal alanda yaptığı işler tarafıyla, yani 'Ailevi, manevi değerler, baldırı çıplak kız göstermeyin' diyen kişinin kendi özel hayatında bu işlere bu kadar meraklı olması da haber değeri taşır. İşi gücü bırakıp camiye gitseydi, dini gereklilik diyebilirdik. Ama öyle değil. Deniz Feneri gibi şeylerle bataklığa girmişken bunu yapması açısından da haber değeri taşıyor olabilir. Medyanın kimsenin pornoyla ilgili düşüncelerini sorgulamaya hakkı yok fakat bir kamu görevlisinin vatandaşın vergileriyle gittiği bir yerde bu sınırın dışına çıkması haber değeri taşır. Üstelik dışına çıktığı sınır da burada pek bir tersini uyguladığı bir alan. Kendi sahasındaki defansif tutumuna karşı deplasmanda pek bir agresifmiş!'

__________________________________________________________________________________
Yayınlanan görüşümde iki nokta önemli:
Ben mi yanlış ya da eksik anladım yoksa Arıoğlu mu tam aktaramadı bilemiyorum ama, benim yorumumda Zahid Akman’ın Las Vegas’da gittiği yerin bir porno fuarı olduğu anlamı çıkıyor. Oysa ki Akşam’ın haberine göre sözkonusu mekan, bir otelin kumarhanesi ve Akman’ın masasında da porno yıldızları varmış. Çok önemli bir ayrıntı değil ama, düzeltmekte yarar var, çünkü kumarhane ile porno fuarı ayrı yerlerdir. Ancak, karakter olarak ‘iki yüzlü muhafazakar’, resmi olarak da kamu görevlisi olan Akman açısından bu mekan farkının tayin edici bir önemi yok.
İkinci ve daha da önemli nokta, Arıoğlu’na belirtmeme rağmen, belki yer kalmadı belki benim kadar önemli bulmadı, bir meselenin yayınlanan görüşüme yansımaması. ‘’Bu tür durumlarda, haber yaparken, itham edilen kişinin görüşü de mutlaka alınmalı ve yayınlanmalı. Zahid Akman’a yönelik bir suçlama var, hem olayın doğruluğunu bizzat kahramanından teyid etmek için, hem de kahramanın konuya ilişkin yorum ve değerlendirmesini öğrenmek için Akman’ın görüşü mutlaka alınmalıydı. Taraf da Akşam da anlaşılan Akman’a sormadan haber yapmış. Bizde maalesef böyle bir yöntem var: Yarım haber geliyor hemen yayınlanıyor, ertesi gün de adamın cevabını yayınlarız deniyor. Yanlış, olmaz…’’
Sonuç olarak, benim yorumumda değişen bir şey yok:
Birinci mesele: Kamu görevlisi olunca insan, öyle istediği gibi hareket edemez. Görevlisiniz ayrıca sizin maaşınızı vergi ödeyen yurttaşlar veriyor. Sizi oraya Blackjack oynamaya göndermediler.
İkinci mesele: Kumar ya da porno hakkında RTÜK Başkanı iken verdiğiniz demeçlerin ve icraatınızın inandırıcı olabilmesi için hareketlerinize dikkat etmeniz gerekirdi.
Akman’ın yaptıklarının haber değeri olmadığını öne sürenler, açıkça itiraf etmeseler de, Akman’ın siyasi iktidar yanlısı olduğu için teşhir edilmemesini istiyor ya da özel hayat/mahremiyet kalkanı arkasına sığınıyor. Akman kendi parasıyla gitse, görevli olmasa, nereye gittiği kimseyi ilgilendirmez, yani haber değeri yoktur. Ama…
Aslında bu tartışma bile Akman’ın yaptıklarının zaten yeteri kadar haber değeri taşıdığını kanıtlamış durumda.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Eleştiriler ve yanıtlar

Zaman gazetesinin Le Monde’dan sansürleyerek çevirdiği yazıya ilişkin eleştiri çok okundu, değerlendirildi, tartışıldı.


Bu blogda 30 Aralık 2009 tarihinde yayınlanan ‘Zaman’dan Sansürlü Le Monde Çevirisi’ başlıklı yazı bir çok sitede de yayınlandı, sosyal paylaşım siteleriyle, e-mail gruplarında da dolaştı. Bir-iki gazetede de yer buldu. Okurlar yazıya ilişkin görüşlerini e-maillerde yansıttılar. Çoğu olumlu.

Haberin orijinalini kaleme alan Le Monde Muhabiri Guillaume Perrier, önce bir mail gönderdi, ardından da Jamanak gazetesinin 100. yaşgünü panelinde ayaküstü de olsa bir süre görüştük.

Perrier’nin bir düzeltmesi var: ‘Ben Paris’e izine gittiğim bir seferde, Fetullah Gülen Cemaatinin banliyödeki bir okulunu merak ettiğim için gittim araştırdım ve yazdım. Oraya davetli olarak gitmedim’.

Bense yazıda, bilmeden etmeden ‘’Belli ki, Perrier davetli olarak Paris’e gidip kendi çalışma alanının dışında bir röportaj yapmış. Le Monde’un Paris’te herhalde yeterli eğitim muhabiri vardır!‘’ diye yazmışım.

Davetli olarak gitmediğini böylece düzeltmiş olduk, ancak ben yine de Paris’deki bir Türk de olsa okulla ilgili haber ya da röportajın, gazetenin Istanbul muhabiri değil, gazetenin Paris merkezindeki eğitim muhabiri tarafından yapılması gerektiği konusunda israrlıyım.

Perrier anlaşılan biraz alınmış, ‘Beni satılmış gazeteci gibi göstermişsin’, ‘Benim gazetecilik ahlakımı sorgulamışsın’ gibi cümleler sarfetti. Perrier’nin Türkçe’ye ne kadar hakim olduğunu bilmiyorum. Kendisine yapılan çevirilerin kalitesinden de bihaberim. Ama metinde açıkça ‘’Orijinal metin iyi bir gazetecilik çalışması sayılır’’ diye bir ibare olduğuna göre, bu yanlış anlamayı da ortadan kaldırmış olduk.

Perrier bir bilgi daha verdi: Zaman’daki yazı çıktığı gün ya da ertesi gün, Samanyolu televizyonu gelip Perrier’nin görüşlerini almış, o da ‘Türkçe metin benim röportaj metnimi olduğu gibi yansıtmıyor’ demiş. Ama bu açıklama yayınlandı mı yayınlanmadı mı haberi yok.

Perrier, Türk gazetelerinin kendi haberlerini genellikle böyle çevirdiğini söyleyip ‘İşine gelen yerleri alıyorlar’ dedi. ‘Çok ters anlamlar çıktığında da düzelttirmeye çalışıyorum’ diye ekledi. Bu son örnekte Perrier, kendi orijinal yazısının nasıl ters yüz edildiğinin pek farkında değil galiba. Le Monde’un ve kendisinin adı, reklam malzemesi olarak kullanılıyor, bu konuda çok tepkili görünmüyor kendisi ama ‘Davetli değildim’ diye israr ediyor. Perrier ayrıca, haber değeri açısından önemli bulduğu için Gülen Cemaatinin çeşitli etkinliklerini izlediğini, hatta bir seferinde ABD’deki bir toplantıya davetli olarak gittiğini, ancak davetli olduğu için de bu konuda yazı yazmadığını söyledi. Bu da ilginç bir yöntem olsa gerek... Fransız Canard Enchaine ya da Haldun Simavi gibi ilke olarak hiçbir davete icabet etmeyip, gazeteyi ve muhabiri, haber kaynağının baskılarından korumak var iken, daveti kabul edip yazmamak da orijinal bir yaklaşım.
İlk değerlendirmemde israrlıyım: Davetli ya da değil, Perrier’nin orijinal metni iyi bir gazetecilik çalışması.

Okurlar, gazeteciler konuya ilgi gösterip tepkilerini, eleştiri ve değerlendirmelerini yazdılar da, asıl görüş belirtmesi gereken kesimden çıt yok. 9 Ocak akşamı Zaman gazetesinin sitesine girip aradım, bu konuda bir yazı bulamadım. Halbuki böyle durumlarda gazete yönetimi, konuyu araştırır, orijinal metin ile Türkçe metni kıyaslar, bu kasıtlı çeviri eksikliklerinin kaynak ve nedenini öğrenmeye çalışır. Muhabirden başlayıp haberi sayfaya koyan editöre kadar süreçte görevi/etkisi olan çalışanlarından bilgi ister. Ve nihayet bir karara varır. Mesela, ‘Çeviriyi yapan muhabir arkadaşımız, gazetecilik kriter ve ilkelerini bir kenara bırakıp, şahsi/sübjektif siyasal-ideolojik görüşlerinin etkisinde kalıp vahim bir mesleki hata işlemiştir. Kendisi bu konuda uyarılmıştır. Benzeri bir hatanın tekrarı halinde görev yeri değiştirilecektir’ gibi bir özür metni yayınlanabilirdi. Belki de muhabir düzgün çevirmiştir de, merkezdeki editör yazıyı kırpıp kuşa çevirmiş ve Le Monde’un vermek istediği mesajı tahrif etmiştir. Ciddi gazetecilik, hatalarını anlama, kabul etme ve düzeltme sürecini de şart kılar.

Gelelim okur tepkilerine:

* Önce blogda yer alan ‘’Yorum silindi Bu kayıt, yazar tarafından kaldırıldı.02 Ocak 2010 11:22’’ ibaresine. Buradaki ‘Yazar’ sözcüğü, makalenin yazarını yani beni değil, yorumun yazarını kastediyor. Ben kimsenin yorumuna dokunmam, silmem, ihtiyaç hissedersem yanıt veririm.

* ‘Türk’ adlı ya da kod adlı okur, benim sadece Zaman gazetesini eleştirdiğimi sanıyor. Blogun diğer yazılarına da bakarsa, Doğan grubunu nasıl değerlendirdiğimi anlamış olur. Benim tartıştığım konu, Gülen’in yurtdışındaki Türk okullarının kalitesi değil. O kalite hakkında Le Monde’un yazdığı bir yazının Zaman tarafından nasıl tahrif edildiği..

* ‘Türkiyeli’ deyimi hakkında eleştiri yazan okurlara: Bu, yeni bir deyim değil. Türkiye’de sadece Türkler yaşamadığı için tercih ettiğim bir deyim.

* Özkan’a ve Kürdiyeli-istantürk-menarap’a ek bilgi: ‘Cemaatçilik yapmıyoruz’ ile ‘Okullar, Gülen Cemaatinin vitrini’ yargıları, iki ayrı kaynağın görüşü. Perrier’nin orijinal metninde bir çelişki yok.

*Emre Akçaoğlu’na: ‘’(...) kendisi gibi kullardan bir kul beğenir baştacı eder, 'liderim benim' der onun peşinden koşar savrulur gider. (...)’’ tespiti çok doğru.

* Okta’ya ve Adsız’a: Siz benim yazdığım yazıyı ya hiç okumadınız ya da sonuna kadar okuyup hiçbir şey anlamadınız. Zaman gazetesi, Le Monde’u olduğu gibi doğru aktarmış, doğru yansıtmış mı demek istiyorsunuz?

İlgi gösteren, okuyan, eleştiren, görüşlerini yazıp iletme zahmetine katlanan herkese teşekkürler.