9 Haziran 2009 Salı

T E M İ Z B İ L G İ / K İ R L İ B İ L G İ

(Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Konrad-Adenauer Vakfı'nın ortaklaşa düzenlediği Antalya seminerinde 5 Haziran 2009 Cuma günü 'Medya ve Bilgi Kirliliği' oturumunda yapılan konuşmanın bilahare yazıya dökülmüş hali)


Bilgi Kirliliğinin tarihçesinden, tanımından, işlev ve işleyişinden sözedeceğim. Yüzeysel bir örnek verdikten sonra da Bilgi Kirliliğine karşı mücadele yöntemlerinden bahsedeceğim.
Matbuat ya da Basın döneminde Kirlilikten hiç olmazsa bugünkü kadar söz edilmiyordu.Dolayısıyla Kirlilik medya dönemine has bir fenomen.
Kirlilik ya da Pollution son dönemlerde esas olarak çevre literatüründe gündeme geldi. Çevre kirliliği, ses ya da görüntü kirliliği. Bu yaklaşım bilahare medyaya da uyarlanmaya çalışıldı.
İnternet’de arama motorunda ‘Medya ve Kirlilik’ yazdığınızda, 'İnfo Pollution' yazdığınızda, daha çok çevre kirliliği konusunda info’lar hakkında bilgiler çıkıyor.
İlginçtir ‘Bilgi Kirliliği’ terim ve uygulaması literatürde daha çok İnternet için geçiyor/kullanılıyor. İşte e-mail olarak gelen spamlar, reklamlar, promosyon duyuruları vs...
Medyanın tanımı konusunda herhalde herkes hemfikir. Şimdi 'Bilgi Kirliliği nedir?' sorusuna yanıt arayalım. İnternet gurusu Jakop Nielsen’nin 2003 tarihli tanımında dört sıfat var:

(İrrelevant) Konu dışı, ilgisiz, yersiz, geçersiz, anlamsız
(Redundant) Gereksiz, fazla, ağdalı,
(Unsolicited) İstenmeyen, talep edilmeyen ,
(Low value) Değeri düşük, değersiz...

bilgilerin tümü kirlilik yaratıyor.
Şimdi belki de tüm bu sıfatları ele almak, değerlendirmek, tahlil etmek gerek. Çünkü tüm bu sıfatlar kaçınılmaz olarak matematik, somut, tartışılmaz yani nesnel bir anlam taşımıyor.Her sıfat az biraz özneldir. Size göre gereksiz olan bir bilgi bir başkasına göre gerekli olabilir. Keza sizin istemediğiniz bir bilgi belki de başkasına yararlı olabilecektir. Her sözcüğün/sıfatın kaçınılmaz olarak öznel anlamları, değerleri mevcut.
İşin içinden çıkabilmek için kural/kaide yani kriter koymamız gerekiyor. Hangi bilgi kirli, hangisi temiz bunu ayırt edecek bir ya da birden fazla kritere ihtiyacımız var.
Her ne kadar farklı medya organlarının (Gazete, radyo, televizyon, İnternet, Outdoor...vs...) farklı işlevleri, içerikleri, yaklaşımları da olsa, 'News Media' tabir edilen yani ağırlıklı olarak haber verme işlevini yerine getiren tüm medya organlarının bu haber denen madde/olgu hakkında net/berrak bir tanımı, görüşü/yaklaşımı olması gerekir. Birinci sayfa haberi, işte manşet, sürmanşet vs... Ya da polis-adliye haberi, spor haberi, magazin haberi...vs... gibi çeşitli alt kategoriler de var.
Kirliliğin tanımında tek tek sıralanan sıfatlar açısından baktığımızda, neyin/hangi bilginin gereksiz, yersiz, anlamsız, fuzuli, geçersiz, istenmeyen olduğunu saptayabilmemiz için aslında tam da neyin/hangi bilginin gerekli, yerli yerinde, anlamlı, yararlı, geçerli ve istenilen olduğuna karar vermemiz gerekir. Bunu da ancak, gazete örneğinde kalırsak, ve haberin gazetenin ana maddesini oluşturduğunu düşünürsek, haberin doğru tanım ve içeriğini saptayıp, bu tanıma uymayan bilgileri kirlilik olarak adlandırabiliriz/niteleyebiliriz.
Tüm akademisyenlerin ve tüm pratisyenlerin üzerinde yüzde yüz hemfikir oldukları bir Haber tanımı henüz yok. Sosyal-kültürel bir olgu/ürün olarak haber, kaçınılmaz olarak çok farklı siyasal/ekonomik/kültürel/ideolojik etmenlerden etkilenerek zaman ve mekana göre farklı bir kimlik/boyut/içerik/yaklaşım hatta biçim bile gösterebiliyor. Kapsamlı bir haber tanımı konusunda herkes hemfikir olmasa bile, haberin en az 3-4 temel niteliği konusunda gerek dünyada gerekse Türkiye’de çok fazla tartışma yok.

Haberin olmazsa olmaz niteliği, doğruluk. Bir bilgi doğru değilse onun haber olması ve yayınlanması söz konusu olamaz.
Bir bilgiyi (Ham bilgi, belge, duyum, açıklama, demeç vs...) haber haline getirirken muhabir olsun, editör olsun bir dizi mesleki-teknik kurala uymak zorunda. Kısaca 5N-1K olarak nitelenen bu kurallardan belki de birincisi, haberin, bir olayı mümkün olduğunca tüm boyutlarıyla okura iletilmesini sağlıyor. 5N-1K’yı yeterli göremeyip habere Beş Duyunun da eklenmesini talep edenler var ama bir metnin gerçekten haber olabilmesi için yani eksik olmaması için hiç olmazsa 5N-1K kuralına uyması gerekir.
Haber gibi son derece siyasi/ideolojik/kültürel etkileri olan bir olguda, iktidarla ilişkiler tayin edici. İşte bu nedenle bir metnin düzgün bir haber olarak kabul edilebilmesi için, mevcut tüm taraflara, kaynaklara ve iktidarlara eşit uzaklıkta durması gerekir. Haberi, reklamdan, halkla ilişkiler faaliyetinden ya da ajitasyon-propagandadan ayıran en önemli unsur bu eşit uzaklık mesafesidir.
Bir metni haber olarak kabul etmemiz için gereken bir dizi koşul/kural daha var. İnandırıcılık, güvenirlik ve denge. Haber tekniği ve haber yazımı ile ilgili bu kıstaslar, haberin doğruluğunu kanıtlamak için sağlam bilgi ve belgelere dayanmak, ikna edici, güven verici bir uslup kullanmak ve nihayet haberde başta karşı taraf olmak üzere konuyla ilgili tüm tarafların görüş ve bilgilerine de yer vermek sayesinde gerçekleşebilir.
Televizyon ve İnternetde habercilikte sürat unsuru da önem kazanmaya başladı. Ticari rekabet, sürat unsurunu daha da ön plana çıkardı. Mesela CNN İnternational’ın ana sloganı ‘Be the first to know’ Yani ‘Önce siz öğrenin’. Dolaylı olarak bu slogan CNN’in haberleri en hızlı veren kanal olduğunu anlatmaya çalışıyor. Tamam geç haber, bayat haber vermesin kimse ama haberi önce ben vereceğim diye de eksik, yanlış haber vermenin mazareti olmamalı sürat. Haberin doğruluğu süratinden daha önemli değil midir? CNN’in hem ticari ama daha çok ekol olarak karşıtı olan BBC World’ün ana sloganı ise ‘Putting news first’ yani ‘Önce habere önem verelim’. Bugünkü medyada , habercilikte, sürat, haberin diğer unsurlarını alt sıralara düşürdüğü için önemli bir kirletici konumunda. Haberi önce vereceğim derken, haberin doğru olup olmadığını, tüm taraflara eşit uzaklıkta olup olmadığını denetleyecek zaman kalmadığı için evet belki hızlı ama yanlış bir haber yayınlanıyor.

İlginç olma koşulu da habercilikde yaygın bir yaklaşım. İşin doğrusu ilginçlikten çok yeniliktir. Yani yayınladığınız haberin bayat olmaması, daha önce aynısı bir başka yerde yayınlanmamış olması gerekir. İlginçlik tartışmalı bir kavram, çünkü sübjektif/öznel bir kavram. Size göre çok ilginç olan bir şey bir başkasına göre hiç de ilginç olmayabilir. Çünkü ikinci kişi birincinin ilk kez gördüğü ve ilginç bulduğu şeyi çok eskiden ve birkaç kez görmüştür. Bu nedenle artık bu nesnenin ikinci kişi açısından bir ilginçliği kalmamıştır. Ya da iki kişinin ilginçlik tanım ve kriterleri farklı olabilir. İlginçliği çok ön plana koyarsanız bir aralar moda olan haber bülteni yerine garip yaratıklar programları izlemek zorunda kalırsınız.
Özel hayatın mahremiyeti meselesi de önemli bir kirlilik kaynağı bizde. Çok ünlü ya da beşinci sınıf bar-pavyon şarkıcılarının, sahne sanatçısı deniyor bu kişilere, hiç birimizi, hiç bir okuru ilgilendirmeyen özel hayatları sergileniyor kocaman fotograflarla. Aşk ilişkileri, para durumları, iç çekişmeler, kıskançlıklar magazin basınının ana hammaddesini oluşturuyor. Oysa ki tüm bu bilgiler sıradan okuru/yurttaşı hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Yani bu tür haberler okura/yurttaşa, gazeteciliğin esas işlevi olan, bireyi bilgilendirip toplumsal hayata aktif katılımını sağlama ilkesiyle en küçük bir bağlantısı yok. Mimétisme (Özdeşleştirme/Benzerleştirme), öykünme, güzel hayatlar illüzyonu kurmak için yapılan bu tür gazetecilik bilgi kirlenmesinin yanısıra ideolojik kirlenmeye de yol açıyor. Gecekondu kızları artiz olmak istiyor mesela...
Bizde kimi gazeteciler ‘Kamuya mal olmuş kişilerin özel yaşantıları kamuyu ilgilendirir biz bu nedenle bu tür haberler yapıyoruz’ derler. Yanlış. Çünkü gazetecilik literatüründe ‘kamuya mal olmuş kişiler’ kategorisine girenler de yani ‘People’ sayfalarının kahramanlarının da özel hayatlarını koruma hakları vardır. Ayrıca işin doğrusu şudur: Kamuya mal olmuş kişiler değil ama kamu görevi yürüten kişiler özel hayatları nedeniyle kamu görevlerini aksatıyorlarsa o zaman gazeteci bu özel hayat konusuna girebilir, işleyebilir.
Başka bir çok kriter daha saymak mümkün ama bir sonuncu kıstasa değinmek istiyorum. Haber değeri (News Value) dediğimiz kriter. İşte mesela New York Times’ın ana sloganı ‘All the News That's Fit to Print’ tir. Tartışmalı bir kriter. ‘Basılmaya/yayınlamaya uygun tüm haberler’ olarak çevirebileceğimiz bu sloganı tarihi bağlamında algılamamız gerekir. NYT, ilk çıktığında, ABD’de popüler-magazin gazeteleri olur olmaz her şeyi sayfalarına taşıyordu. NYT ise ciddi bir gazete olacağını ilan etmek için bu sloganı benimsemişti. Soru: Uygunluk (FİT) dediğiniz nedir? Kriterleri nelerdir? Kim bir haberin yayınlanmaya uygun olup olmadığına nasıl karar veriyor?
Bir bilginin haber değeri olup olmadığına karar verebilmek için yine mecburen haber tanımına gitmek zorundayız ve tayin edici şu soruya yanıt aramak durumundayız: Kimin için gazetecilik yapıyorsunuz? Yayınlamayı düşündüğünüz haberi kim için yayınlayacaksınız?
Gazeteciliği, öykü-roman yazarlığından, genç kızların hatıra defteri içeriğinden, eşe-dosta yazılan mektuplardan, şirket içi yazışmalardan, resmi/gayri-resmi raporlardan ayırt eden çok önemli bir kıstas var: Kamu çıkarı. Bin, onbin, yüzbin, milyon adet basılan gazeteler kamu alanının bilgi /fikir taşıyıcısı bir konumda. Bu nedenle mesela yazı işlerinde bir haber hatta bir fotograf seçilirken, yani sayfaya konulurken, çok daha fazla sayıda okuru ilgilendiren haber öne çıkarılır, daha büyük verilir. Fotograflarda da daha çok sayıda insanın göründüğü kare tercih edilir. Bu hem ticari yani tiraj açısından bir avantajdır hem de gazeteciliğin temel amaçlarına uygundur. Özel çıkarı önplana koyan her haber bilgi kirliliğidir çünkü bu haberin yayınlanması kamuyu ilgilendiren bir başka haberin yayınlanmaması anlamına da gelir. Okur, bu nedenle hem kendisini ilgilendiren bir haberden mahrum olur hem de ilgilenmediği, işine yaramayan, gereksiz, anlamsız, geçersiz bir haberle muhattap olmak zorunda kalır. Bugün Türk egemen medyasında haberlerde de ama galiba daha çok siyaset ve ekonomi haberleriyle magazin sayfalarında bir de köşe yazılarında (Geriye de pek bir şey kalmadı!) kamu çıkarından çok özel çıkarlar ve özel hayatlar sergilendiği için önemli bir bilgi kirliliği var.
Bilgi kirliliğini şimdi somut olarak göstermek için şimdiye kadar saydığım temel ilkeler doğrultusunda mesela tamamen tesadüfen bugünkü (5 Haziran 2009 Cuma) Milliyet gazetesinin sabah saat 11.00 sularında İnternet edisyonunu bilgi kirliliği açısından masaya yatıralım.Yani Milliyet’in İnternet sayfasında yayınlanan bu haberlerin ne kadar haber olduğuna, habercilik kıstaslarına uyup uymadığına bakacağım. Haber temizliği denetimi yapacağım:
Taramanın sonuçları şöyle:
Toplam Haber Sayısı:61
Siyasi-Toplumsal Haberler:23
Spor/Futbol Haberleri:17
Magazin Haberleri:21
Milliyet, bizde 'yarı-ciddi yarı-popüler' sayılabilecek gazeteler arasında belki de ciddi yanı ağır basan bir gazete. Ama böyle bir gazetede bile toplam haber sayısının neredeyse sadece üçte biri siyasal-toplumsal-ekonomik haberlere ayrılmış. Üçte iki ise spor ve magazine. Bu oran Hürriyet, Sabah gibi gazetelerde daha da yüksek. New York Times, Le Monde, FAZ, Guardian gibi gazetelerde ise yani ciddi gazetelerde siyasal-toplumsal-ekonomik haber sayısı oranı spor ve magazine oranla çok daha yüksektir. Türk egemen medyasında spor ve magazin, kirliliğe en uygun alanlar.Ciddi haber kategorisine giren alandaki tüm haberlerin gerçek haber olmadığını da unutmayalım.
Bu bilgi kirliliğinin nedenleri üzerinde de kısaca durmam gerek:
Türk egemen medyasında bugünkü medya mülkiyeti, medya organlarını yurttaşlardan çok kendilerinin, grup ve holdinglerinin hizmetine koşuyor. Temiz haber, gerektiğinde bu medya mülkiyetini de teşhir edebileceği için, işverenler tarafından özel olarak teşvik edilen bir uygulama değil. Türk egemen medya mülkiyetinin siyasi/askeri/ideolojik iktidarla olan organik bağımlılık ilişkisi de temiz haberciliği önleyen önemli bir engel. Son iki unsur da medya çalışanlarının profesyonellik düzeyi ile okur kitlesinin medya okur-yazarlık seviyesi.
Asiye Ünsal'ın yıllar önce Cemiyet yayınları arasında çıkan çalışmasında Türk egemen medyasının kadrolarının eğitim-kültür düzeyinin trajik görünümü teşhir edilmişti. Gerçi son 25-30 yıl içinde egemen medya çalışanlarının diploma, yabancı dil düzeylerinde hatırı sayılır bir gelişme olduğunu biliyoruz. Ne var ki, diploma ve yabancı dil, iyi bir gazetecilik için gerekli olan kamu bilinci ve vicdanı ile 'yurttaş için/kamu için fedakarlığı' otomatik olarak sağlayamıyor. Egemen medya çalışanlarının tarih, hukuk, iktisat, sosyoloji gibi konulardaki temel bilgilerinin gazetecilikte olmazsa olmaz düzeyde olmadığını da her gün pratikte sınıyoruz.
Türkiye'nin okur kesimi de, birinci derecede kusurlu olmasa da, bu olumsuz tabloda yerini alıyor. Yüzer-gezer okur kitlesinin (Promosyonperest) kalabalık olması, 70 milyonluk ülkedeki toplam satış rakkamlarını 3.5-4 milyonla sınırlı olması, okur tepkisinin oldukça zayıf olması da, okur-medya ilişkilerinin çok da bilinçli olmadığını gösteriyor. Zaten okurların büyük bir çoğunluğu, gazetelerini, siyasal-toplumsal-ekonomik doğru bilgi almak için değil, belirli güç odaklarının görüşlerini öğrenmek ya da eğlenmek için okuduklarını öne sürmek de yanlış olmaz.

Gelelim şimdi bu bilgi kirliliğine karşı okur olarak yurttaş olarak hatta belki de gazeteci, editör olarak alabileceğimiz bir dizi önleme:
Kimsenin çok fazla kaybedecek zamanı olmadığı için baştan gazetenizi, televizyon kanalınızı, radyo istasyonunuzu ve İnternet sitenizi seçmeniz tavsiye edilir. Ana haber kaynağı olarak bilgi beslenme kaynağı olarak mevcutların arasındaki size göre en iyi ya da en az kötü medya organını seçebilirsiniz ve istakrarlı bir şekilde bu medya organını izleyebilirsiniz. Bu önlem, diğer medya organlarını boykot etme anlamına gelmiyor ama bilgi kirliliği ile malul kimi yayın organlarını izlemek için özel olarak zaman ayırıyorsanız kendinize zulmetmek gibi bir hastalığınız olabilir.
Türk egemen medyasının dışında, yasaklanan, kapatılan yönetici ve gazetecileri hakkında soruşturmalar açılan yayın organlarını da izlemek ve bu baskıların nedenleri üzerinde düşünmek etkili olabilir..
Amerikalı iletişimbilimci Neil Postmann’ın ‘TV Haberleri Nasıl İzlenir?’ başlıklı kitabında önerdiklerini de uygulayabilirsiniz:
- TV’yi günde 2 saaten fazla izlemeyin
- TV’yi topluca izleyin, inanmadığınız , doğru bulmadığınız bilgileri yüksek sesle yanınızdakilerle paylaşın. Program bittikten sonra tartışma açın.
- Gazetede okuduğunuz, radyoda duyduğunuz, televizyonda izlediğiniz her bilgi/haber için içinizden ya da mümkünse yüksek sesle şu soruları sorup yanıt aramaya çalışın:
+ Bu medya organı bu haberi neden yayınlıyor?
+ Bu haber kişisel ya da kollektif olarak bana bilgi/zihin açısından nasıl bir katkı sağlıyor?
+ Bu haber doğrudan kaç kişiyi ilgilendiriyor?
+ Bu haberde herhangi bir ürün ya da hizmetin, kişi veya kurumun reklam bağlamında övgüsü yapılıyor mu? Neden?
Aslında medya-okur yazarlık bilgi ve bilinci olan her yurttaşın yapması gereken sıradan bir dizi önlem de var. Okuru yurttaşı, müşteri olarak algılayıp değerlendiren memnun olmadığınız medya organlarını izlemeyin, geri verin, satın almayın, kapatın, uzak durun gibi önlemlerin etkisi sınırlı. Hem şahsi hem de pasif oldukları için çok da yararlı ve anlamlı olmuyor.
Medya ideolojik egemenlik aracıdır. Eğer siz, eleştirel, irdeleyici, meraklı ve hatta muhalif bir karaktere sahip değilseniz, medya tarafından kolayca aldatılabilirsiniz. Bilgi ve zihin filtreleriniz sıkı ve sağlam ise medyanın desinformation ve misinformation çabaları sizi etkilemez.
Unutmayalım ki, bilgi ve vicdan da çok önemli birer direniş aracıdır.
Sonuç olarak temiz bir medya ancak temiz medya mülkiyeti ve temiz bir toplumda mümkün olacaktır.

Hiç yorum yok: