19 Temmuz 2008 Cumartesi

ÜÇ ÇELİŞKİ

(Vakit Gazetesinin sorusuna yanıt)

Yoğun siyasi kutuplaşma nedeniyle ayrıca siyasetin hukuku gölgelediği bir ortamda, Genel Kurmay Başkanlığının 18 Temmuz tarihinde yayınladığı bildirinin, 6. maddesinin son bölümünde yer alan ‘(...)onun gerçek sahibi yüce Türk milletinin de yasal ve demokratik tepki göstermesi doğal bir beklentidir’ ibaresinde en az üç sorun var:

- Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçek sahibi ‘Yüce Türk milleti’ değildir. TSK, Anayasa’ya göre, ‘Demokratik, Laik, Sosyal’ nitelikleri haiz ‘Türkiye Cumhuriyeti’ adını taşıyan devletin resmi bir kurumudur.
- Beklentinin doğal olduğunun vurgulanarak belirtilmesi, tepkinin aslında doğal olamayacağını ima ediyor.
- ‘Yasal ve demokratik’ olması talep edilen tepkinin kime yönelik olması gerektiği açıkça belirtilmemiş (Kaynağı neresi olursa olsun?). Bir okuma, bu tepkinin ‘TSK’ya yönelik hukuk dışı saldırılara’ tevcih edilmesini talep ediyor. Medyaya karşı bir tepki mi istiyor TSK? Oysa ki Mustafa Kemal Atatürk, ‘Basın özgürlüğünden doğan sakıncaları bertaraf etmenin yolu yine basın özgürlüğüdür’ demişti. Hukuk dışı fiillerle, TSK ve ‘Yüce Milletimiz’den önce görevi gereği uğraşması gereken yargı olduğuna göre, siyasi otoritenin doğrudan denetimi altında, atanmış bir makam olan Genel Kurmay Başkanlığının bu ‘doğal beklentisi’, görev ve yetki alanına girmeyen, doğrudan siyasi bir içerik taşıyor.
(SON/RD)

18 Temmuz 2008 Cuma

TV’DE TARAFLI/TARAFSIZ SUNUCU

(Gerçek Hayat/Timeturk.com’un sorularına yanıtlar)
İMKANSIZ TARAFSIZLIK

Ragıp DURAN
* Habercilikte 'taraf' olmanın sınırları sizce nasıl çizilir/çizilmeli?

Gazetecilik/habercilik, zaten baştan itibaren bir tercih mesleği olduğu için, kaçınılmaz olarak her olayda, her haberde taraf olmayı gerektirir. Tarafsızlık isteseniz de benimseyemeyeceğiniz bir tutum. Çünkü elinize kalemi aldığınızda, klavyenin karşısına geçtiğinizde, ya da vizörden bakarken deklanşöre bastığınızda çok açık bir şekilde tarafsınız, bir taraftan yanasınız. Burada mühim olan hangi saftan yana olduğunuz. Gazeteciliğin/haberciliğin taraf olması gereken konumlar bellidir: Kamu çıkarı, barış, düşünce-ifade-basın özgürlüğü, İnsan Hakları….Bunlar siyasi-ideolojik kriterler. Mesleki ve teknik açıdan baktığımızda ise gazeteci/muhabir/yazar mesleğini uygularken gerçeğin tarafını tutmalı. Gerçeğe mümkün olduğu kadar yaklaşmalı.Haberin taraflarına eşit uzaklıkta durarak hem mesleki-teknik hem de siyasal-ideolojik doğru tutumla, iyi ve doğru gazetecilik yapılabilir. Bunu Türkiye’de ve dünyanın diğer bölgelerinde yapanlar, yapmaya çalışanlar var

* Türkiye'de 'tarafsız habercilik' mümkün mü?

Türkiye’de ya da başka bir ülkede tarafsız kalmak, hiç bir şey yapmasanız bile mümkün değildir. Tarafsız olduğunu iddia edenin bu iddiası yanlıştır. Taraf olmanın bilinçli bilinçsiz, kasıtlı kasıtsız binbir yanı ve yönü vardır. Üstelik her haber, her köşe yazısı, her karikatür, her röportaj….sonuç olarak her yazı belli bir amaca hizmet etmek için yayınlanır, bu nedenle de tarafsız değildir.

* Her akşam göz önünde olan spikerlerin mimikleri bile bazen çok
etkili olabiliyor. Spikerlerin zaman zaman sundukları bir habere yorum
katıp katmama noktasında ikilem yaşamalarını nasıl
değerlendiriyorsunuz? Savaş haberlerini, cinayet veya suikast
haberlerini, terör olaylarını sunarken duygularını belli etmekle,
siyasi görüşünü belli etmek arasında nasıl fark var?


TV Haber Sunucuları, bir ölçüde egosantrizmden, bir ölçüde iktidar gösterisinden, kimi zaman da kişisel nedenlerle, sundukları haber içeriği ile kendileri arasında organik bir bağ kurar. Bazısı, aktardığı haberi kendi yapmış gibi sunar. Kimisi de, beğenip beğenmediği haberler hakkında bazen sadece mimik ya da jestlerle bazen de açıkça sözlü yorumla tutum beyan eder. Bizdeki bazı TV Haber Sunucuları, izleyicileri yani kendi yurttaşlarını cahil sandığı için oturur bir de uzun uzun verdiği haberi açıklamaya çalışır. Türkiye’deki TV Haber Sunucularının çok azı habercilik kökenli. Oysa ki sunuculuk profesyonel bir iş. BBC’nin sunucularına bakın, TV Haber Sunuculuğunun ne olması gerektiğinin en başarılı örneğidir bence. Türkiye’de ise Haber Sunucuları arasında ‘Biz’, ‘Ordumuz’, ‘Şehitlerimiz’ diyenler var. Yetmedi, birisi kalkıp eski patronu hakkında ‘Rum Çocuğu’ demişti. Ne kalite değil mi?

· Bir spikerin, "Haberleri görünce çok sinirlendim, küfrettim"
şeklinde konuşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sözleri sarfeden sunucu sabıkalı. Görüş almak üzere telefonla programına davet ettiği uzmanlarla hemfikir olmayınca tartıştığına, uzmanın sözünü kesip, bölümü kapattığına tanık oldum. Telefon kapandıktan sonra da uzman aleyhinde yorumlarda bulunmuştu. Geneli temsil etse de, ideolojik olarak ayrı bir kimliği, müstesna bir konumu var.
Sinir ve küfür çok insani şeyler. Ama siz ekranda, kameraların karşısında iken, özel hayatınızın bir parçasını değil kamusal kimliğinizi yaşıyorsunuz. Bu nedenle de izleyici sizden özel ruh halinizi, sinir derecenizi ve ettiğiniz küfürü merak etmiyor, onu talep de etmiyor. Zaten bu sunucuya bu tür tepkiler versin diye de maaş verilmiyor. Sunucu, (içinden) sinirlenip küfür etse de, söz konusu haberleri düzgün, kolay anlaşılır, güvenilir, inanılır bir şekilde sunmakla yükümlü. Gerisi ya amatörlüktür ya da sunucu konumunu suistimal edip propaganda yapmaktır. Örneğimizde, amatörlük için sunucunun biraz fazla kıdemi var. (SON/RD)

16 Temmuz 2008 Çarşamba

Almanya 1933/ Türkiye 2008

Bugünkü (17 Temmuz) Cumhuriyet’te birinci sayfada ‘Yeni Dalgalar yolda’ başlığıyla Taraf gazetesiyle ilgili bir ‘haber’ (?) yayınlanmış. Aslında haber değil köşe yazısı olabilecek bir yazı ama neyse…En vahimi son bölüm:

‘’Çongar kimdir?
1966 doğumlu Yasemin Çongar liseyi ABD’de bitirdi. Gazeteciliğe 1984’te ANKA Haber Ajansı’nda başladı. 1993 öncesi Cumhuriyet gazetesi, BBC televizyonu, Yeni Yüzyıl ve Milliyet gazetelerinde çalıştı. Uzun yıllar Milliyet’in Washington muhabiri ve köşe yazarı oldu. 1995’ten 2008 yılına dek Washington’da gazetecilik yapan Çongar, Agos gazetesine de söyleşiler yaptı. CNN Türk’ün Washington temsilciliğini de yapan Çongar’ın ABD’deki Georgetown Üniversitesi’nden Amerikan Etüdleri alanında master derecesi bulunuyor.
Pentagon’da çalışan ve Yahudi olduğu öne sürülen ABD’li bir diplomat (CIA görevlisi) ile evlenen Çongar daha sonra eşini bırakıp Türkiye’ye geldi.’’


Çongar’ın biyografisindeki son iki satırı Cumhuriyet yazı işlerindeki hangi beceriksiz Göbbels yazdı acaba? ‘Yahudi olduğu öne sürülen ABD’li bir diplomat (CIA görevlisi)’ ne demek? Vakit gazetesinden mi alıntı ? Yahudi olmak ayıp mı? Ayrıca bir kişinin Yahudi olduğu öne sürülmez, ya Yahudidir ya da değildir. Çok meraklıysan araştır öğren. Ne yapacaksan karşı olduğun yazarın eşinin dinini ya da ırkını? Diplomat mı, CIA görevlisi mi yoksa Pentagon çalışanı mı? Karar verin. Ayrıca Çongar’ın Türkiye’ye gelirken ‘Eşini’ bırakıp bırakmadığından size ne? Okura ne?’
Cumhuriyet’de yayınlanan bu imzasız haberden anlaşılıyor ki, Taraf’ın yayınları yahut Çongar’ın yazıları , Cumhuriyet’te sıkıntı yaratmış. Olabilir. Buna karşı yapılacak iş, Çongar’ın eşinin dini/ırkı ile uğraşıp ajan olduğunu ima etmek mi olmalı? Fikir olmayınca çamur at izi kalsın.
Cumhuriyet…Vakti zamanında Hitler’i öven gazete değil mi? Geçmişine sadık demek ki hala. (SON/RD)

15 Temmuz 2008 Salı

Medya Eleştirisi/ Medya Reklamı

· AKP/Ergenekon çatışmasında bir gözüne bant takıp sadece bir tarafa vuran ve bunu demokratlık olarak savunan siyaset ya da gazetecilik anlayışı, konu kendisi olduğu zaman farklı davranabilir mi? Sadece kendine güvenenler medya eleştirisinden çekinmez.

Ragıp DURAN

Taraf gazetesi yeni, değişik bir gazete. Arkadaşlarım, dostlarım çalışıyor yönetiminde.

Geçenlerde Taraf’dan bir muhabir arkadaş,Turan Aktaş geldi geldi uzun uzun, belki iki saat görüştük. İyi sorular hazırlamıştı, yanıtlamaya çalıştım. Ama bazı soruları da gazete içi sorunlar gibi geldi bana, onları bile yanıtladım. Aradan bir süre geçti, bizim uzun söyleşiden ses seda satır yok. Düşündüm taşındım, ’ E benim muhabir arkadaşın sorularına verdiğim yanıtların bir kısmı da Taraf’ın öyle pek kolay yayınlayabileceği şeyler değil‘ dedim kendi kendime. Herhalde hoşlarına gitmedi, yayınlamadılar, sağlık olsun...Sonra baktım 14 Temmuz tarihli Taraf’ta 4 sütun üzerinden dörtte bir sayfa büyüklüğünde yayınlanmış. Bu söyleşide benim adım ve resmim var, yine de ben kendimi tanıyamadım.

Çünkü ben medya reklamcılığı değil medya eleştirmenliği yapıyorum. Bu nedenle Taraf’ın bence hem olumlu hem de olumsuz bulduğum yanlarını birbir aktardım muhabir arkadaşa, o da kaydetti.
Mesela herkes biliyor ki, Taraf’ın medya mülkiyetinin daha şeffaf olması gerekir. Sağda solda, İnternet’de Taraf’ın açıkça bilinmeyen sponsorları hakkında dedikodular, olumsuz yargılar yayılıyor, bunları önleyecek tutum ve yayınlar gerekli.

Bu söyleşiden kısa bir süre önce ‘Korsan Medya’ başlıklı bir yazım yayınlanmıştı, orada Taraf’ın adını vermeden, AKP-Ergenekon çatışmasında sürekli olarak sadece bir tarafa vuran yayın politikasını eleştiriyordum, Taraf’la yaptığım söyleşide de bu görüşleri örnekleriyle yineledim.
Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik kampanya (Lahika-1 ve Dağlıca Belgeleri) konusunda söylediklerimin sadece yarısı, o da olumlu kısımları yer almış. Oysa ki ben Taraf’la yaptığım söyleşide, kutuplaşmada odakların medya organlarını manipüle etmek için onlara çeşitli belgeleri servis ettiklerini, sözkonusu belgelerin gazetecilik/habercilik süzgecinden geçirildikten sonra (Double check yapıldıktan sonra) yayınlanabileceğini belirtmiştim. Ayrıca da, ‘Hep aynı odaktan gelen belgeleri yayınlarsa bir gazete, kamuoyu nezdinde o odağın sesi gibi algılanır’ da demiştim. Burada önemli bir nokta var: Taraf söyleşisinde Nokta örneğine de girmiştim. Nokta dergisi de üst üste TSK aleyhinde belgeler yayınladı. AKP’ye pek dokunmadı. Dergi dolaylı olarak kapatıldı. AKP dahil kimseden pek ses çıkmadı. ‘Taraf’ın da sonu Nokta gibi olabilir’ cümlesini söyleşide bir kaç kez tekrar ettiğimi çok iyi hatırlıyorum.

Yine 14 Temmuz tarihli bu kez Yeni Şafak’ta Gündemdekiler’de Mehmet Gündem, aynı konularda benimle yaptığı ve tam sayfa olarak yayınladığı röportajda söylediklerime hiç bir müdahalede bulunmaksızın, düzgün bir redaksiyonla herhalükarda benim itiraz etmeme yol açabilecek bir değişiklik yapmamış.

Benim bu konuda radyo ve televizyonlarda yayınlanmış demeç ve görüşlerimi bilenler bilir, Korsan Medya başlıklı yazıda da argümanlarımı derinleştirmeye çalıştım. Medya ile ilgilenen insanlar, uzmanlar bunları biliyor. Buna rağmen sen kalk, beni, sanki Taraf’ın reklam müdürüymüş gibi konuştur.

Taraf’ın son dönemde tirajı artmış. Güzel. Taraf’ın TSK’yı teşhir eden yayınları gerçekten önemli. Ama böyle bir ortamda, yani AKP’nin Amerikancı, sağcı, militarizan, muhafazakar politikalarını görmezden gelip hatta çoğu zaman demokratlar/darbeciler ikilemenin cazibesine kapılan Taraf’ın, kendisine yönelik eleştirileri, sorgulamaları pas geçip sadece olumlu cümleleri cımbızla çekip röportaj yayınlaması da Korsan Medya olduğunu kanıtlamak için mi acaba? Taraf’ın aslında reklama ihtiyacı yok. Varsa da benim aracılığımla bir reklama ihtiyacı yok. Taraf’ın kendileri hakkında söylediğim tüm eleştirel ya da kuşku doğurabilecek cümleleri çıkarıp, sadece olumlu cümleleri seçip söyleşi yayınlaması sıradan teknik, mesleki bir beceriksizlikle açıklanamaz herhalde.
Kızmadım, üzülmedim ama Taraf’ın, Korsan Medya kimliğini benim üzerimden ispata kalkması da traji-komik.
(SON/RD)